‚İslam’ın şartı beştir‘ diyenler ya cahildir ya sahtekar

2

Çocukluğumuzda, altı-yedi yaşlarında manasını bile tam anlamadan bize mahalle mektebinde bellettiler:
İslam’ın şartı beştir: Savm, Salat, Hac, Zekat, Kelime-i Şahadet!

Bunları İslam’ın şartı saymanın büyük bir yanıltmaca olduğunu düşünürüm kırk senedir.
Ben düşünürüm de niçin bu işin ilmini yapan hocalar, ilahiyatçı bilim adamları, koca koca profesörler bu konuda hakikati açıklamazlar, doğrusu nedir diye fikrimizi açmazlar veya bu konuyu görmezden gelip tartışmazlar?

Şunu sormak lazım: Bu sayılanlar, yani namaz, oruç, Hac, zekat… iyi bir insan olmak; dürüst, ahlâklı ve namuslu birer Müslüman olmak için birer ARAÇ mıdır, yoksa AMAÇ mıdır?
Yani BEŞ ŞARTI yerine getirmek her meseleyi çözmeye yetiyor mu, yetmiyor mu?
İnancın bütün müktesebatı beş şartı yerine getirmekte mi gizlidir?

Eğer AMAÇTIR dersek 
bugünkü dinbazlar çıkar ortaya. 
Bu kesinlikle dindar değil ama dinci gürûh boş bulup çıkar meydana.
Onlar ne diyorlar bakalım mı: 
-Haram helal ver Allah, yiyemezsem al Allah!
Onlar başka ne diyorlar: 
-Evet şu şu günahları işledim, kabul! Ama öte taraftan da namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, beş kere de Hacca gittim. Zekatı vermiyorum ama zaten kim veriyor ki değil mi? Ama kelime-i şahadeti bilfiil ve her daim dilimden düşürmüyorum!
-Eee?
-EE’Sİ ŞU Kİ…BÜTÜN BUNLAR BANA YETİYOR. 
-HATTA YETMEYİ BIRAK ARTIYOR BİLE!
-ÇÜNKÜ BEN ALLAHA BORCUMU ÖDEDİM, ÖDÜYORUM! 
-GAYRİSİ TEFERRUAT!
-BEN SAİR İŞİLERİME BAKARIM!
İşte onlar bunları söylüyorlar…

Şu Allaha borcumdur, ödüyorum işte! denmiyor mu bir de? Çıldırmamak işten değil!
13 Milyar ışık yılı ötelere kadar bütün kainatı yaratan Allah, kıçı b.klu bir kulunun ödeyeceği borca(?) mı dikmiş oluyor gözlerini bu durumda? 

Haydi bana şu borcunu bi ödesin de benim de keyfim yerine gelsin hele! mi diyor göklerin yedinci katından yıldızlara bakarak?
Ne olacak ki bu borç ödenince? 
Yararı ne? 
İtaat mi bildirilmiş olacak? (Yalakalık değil midir bu? Bir yandan her türlü hokkabazlığı yap; öte yandan borcunu öde ve için rahat etsin öyle mi? Allahlın buna ihtiyacı nasıl ve nereden zuhur etmektedir acaba? Kuş beyinli insanoğlunun bir tahayyülü olmasın bu? Bu çok aptalca, çocukça ve gülünç bir tahayyül değil midir peki?)
 
SONUÇ NE PEKİ? 

Bütün İslam Ülkelerinde hak-hukuk, ahlâk, adalet, huzur, toplumsal refah yerlerde sürünüyor!
Her türlü yobazlık, namussuzluk, yolsuzluk, hukuksuzluk da gani… 
Eşitlikten, liyakatten eser yok!

Öyleyse İSLAMIN ŞARTLARI esasen dürüst olmak, yalan söylememek, hak yememek, hukuktan ve adaletten sapmamak, müsâvât gözetmek, can yakmamak, öldürmemek, hakkı olanla yetinmek, sevgi diliyle konuşmak (barıştan ve huzurdan yana olmak), kendini herkesin yerine koymak (hemhal olmak-empati kurmak), ırk-din-dil ayrımı yapmadan Allahın her kuluna, her yarattığına aynı gözle bakmak, ayrım yapmamak şeklinde olmalı değil midir?

Bu şartlara uymadıktan sonra günde beş değil otuz kere namaz kılsan, yılda otuz gün değil yüz otuz gün oruç tutsan nafiledir diye toplumu niçin uyarmıyor, aydınlatmıyor din adamlarımız?
Niçin araçları amaç haline getirip inadına mutlaklaştırıyorlar? 
Hesapları ne?

Amaç karnını doyurmaksa kaşık şarttır diye bir kural koyulabilir mi?
Kaşıksız asla olmaz denebilir mi?
Kaşık yerine kepçe, çatal, uzak doğulular gibi çubuk veya çörek, olmadı ellerini kullanarak da karnını doyuramaz mı insan?

Amacım ülkeden kalkıp Mısır’a gitmekse deve şarttır, başka türlü olmaz diye kural koymak da nenin nesi?
Atla, eşekle, katırla… veya varsa geyiğe de binilemez mi; eğer ille de bir binek gerekiyorsa?
Günümüzde ise bu yolculuk deniz yoluyla, havadan uçakla, karadan otomobille, otobüsle, kamyonla mümkün değil midir?
Ya da hepsini bir yana bırakıp yürüyerek de gidilemez mi?
Bütün bunlar amaca ulaşmada kullanılacak yol ve yöntemler ve muhtemel araçlar değil midir?
Sen kalkıp DEVE ŞART dersen bu senin cahilliğini mi yoksa başka hesaplar yaptığını, başkalarını yanıltmaya çalıştığını mı gösterir?

Bu durumda bana göre MÜSLÜMANIN İBADETİ şu manaya geliyor:

Hani avcılara söylendiği gibi: Parayı öde de çık dağdaki istediğin geyiği vur öldür, serbestsin! diyorlar ya… 

Tıpkı o hesap:
Ey Müslüman, yeter ki ibadetini yap da sonra git istediğin günahı işle, serbestsin!
İster yalan söyle, ister hırsızlık yap, ister bir canlıyı veya insanı öldür, istediğinin ırzına geç, istediğinin hakkını ye, gözünü çıkar, malını mülkünü gasp et, kandır dolandır, oyuna getir! 
Korkma, serbestsin. 
Tövbe kapısı açık, dert etme!
Yeter ki bizim gibi ruhbanlara kesenin ağzını açıver! 
Telaş etme bin bir türlü yol bulunur; malumdur ki dinimiz kolaylıklar dinidir!
Kadir gecelerini unutma. Bize biat et yeter ki. Sana kurtuluşun onlarca yolunu gösterelim!
Bizim taraftan, camiden uzak durma da ne halt edersen et, yolun açık olsun! Sana hesap soran mı var? 
Arada bizi de unutma, hayır hasenat, eşek değilsin ya anlarsın hani! 
Hacca, fiyatının on katına malları (pardon Müslümanları) götürüyoruz her yıl. Sen de boşluk buldukça geri durma, gel katıl cemaate! 

Gerisini de sorgulama!
Yürü aslanım, dalgana bak ondan sonra!

SON SÖZ:
Bu dinin bize gereği yok dostlar.
Bu din her türlü ahlaksızlığa kapıları ardına kadar açmış açıyor.
Bu din paraya, menfaate çoktan teslim olmuş!
Bu din düzgün, ahlaklı mensuplarını da bozar! Veya bozmayı başaramazsa dışarı kusar!
Hallac-ı Mansur demiş ya hani; rivayet olunur:
Sizin Allahınız benim ayaklarımın altındadır!
Ayağını kaldırıyor ki altında PARA!

NOTUN NOTU:
AHLÂK VE DÜRÜSTLÜK İDDİASI TAŞIYAN HER TÜRLÜ İNANCA DA SONUNA KADAR SAYGIMIZ VARDIR AYRICA! 


Bu da böyle biline!

Önceki İçerikYaşam tarzına müdahale ve Kırık Camlar Teorisi
Sonraki İçerikMerkez Bankası’nın Tüketilen Döviz Rezervleri
Eğitimci, Oyun Yazarı ve Yönetmen ÖZGEÇMİŞ: 1954 Tirebolu doğumlu Eskişehir Anadolu Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünü ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 34 yıl çeşitli liselerde Edebiyat Öğretmenliği ve Müdürlük yaptı. 4 yıl Kültür Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. ESERLERİ: Bir Poşet İstanbul Toprağı (Roman, 2012 Yunus Emre’yi Kim Öldürdü (Roman dosyası) Devlet Tiyatroları Repertuarına Alınan Oyunları (2012): Vah Güzel İstanbul Yunus Emre’yi Kim Öldürdü? Yaşamın Kıyısında Zirzop Kral Aldığı Ödüller: BASÜBADELMEVT oyunu Kör Sema Oyun Yazma Yarışması, Birincilik Ödülü NUH’UN AĞRISI oyunu Aydın Üstüntaş Jüri Özel Ödülü Yazdığı Diğer Oyunlar: Mutluluk Tarifleri, Kulüp Paragöz/ Anatolia Yolu / Yurdun Seni Çağırıyor Nazım/ Son Oidipus/ Savaş Devam Ediyor/ İyi Aileler İyi Çocuklar/ Bir Ateş Ver (Kahır Yolcusu Bir Zamane Dervişi: Ruhi Su), Melekut, Girdap Nasrettin Hoca’nın Biri Bir Gün (Çocuk Oyunu) Kuşlar Cumhuriyeti (Çocuk Oyunu) Gençlik Tiyatroları Festivallerinde kendi yazıp yönettiği oyunlarla ödüller almış; Yunanistan ve İsviçre’de bu oyunlarıyla turneler yapmıştır. Oyunları ülkenin birçok şehrinde amatör veya yarı amatör topluluklarca; üniversite-lise, ilköğretim tiyatro topluluklarınca oynanmıştır. 2013’ten beri Amerika’da yaşamaktadır.

2 YORUMLAR

  1. 64 yaşındayım ibadetlerimi eksiksiz yapmaya çalışırım.yazınızın her noktasına virgüline kadar aynen katılıyorum.
    siyah puntolarla yazılan çıkarımlar ise mükemmel.
    Rabbimiz alnın secdede çürüse bana kul hakkı ile gelirsen ona karışmam buyuruyor.
    ülkemizi düşünün Tüik enflasyonu düşük gösterip binlerce kişinin daha az maaş almasına sebep oluyor.
    böyle bir vebal altına girmek istemeyenler hemen istifalarını basıp ayrılıyorlar.
    bunun sorumlularının ağızlarındaN Allah peygamber din iman sözcükleri eksik olmuyor.
    vallahide billahi de o sözcükler yaptıkları ibadetler onları kurtaramaz.
    ben söylemiyorum.kainatı yaratan Rabbim buyuruyor.

  2. Sayın Hocam “Bu din” demekle;
    Ahlaksız Dindarlık demek istediğiniz, açıkça anlaşılmakta ise de şöyle bir yazı ile sizin söylediklerinize destek vermek istedim.
    Selamlar.

    İslami değerlerde bir hiyerarşi vardır.

    Önce Vasıta/sebeb değerler; namaz, oruç, zekat, hac vb. İbadetlerdir.

    Sonra da Gaye/hedef değerler; hak-hukuk, haram-helal, doğruluk-dürüstlük, ahde vefa; yalan, iftira ve zulüm vb. ahlaki değerlerdir. Bunlara güzel ahlak denir.

    Nitekim ibadetlerin hedefi ve gayesi güzel ahlak olduğu Kur’an da ifade edilmektedir.

    “Kitap’tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan (ahlaksızlıktan) alıkor; Allah’ı anmak en büyük şeydir! Allah yaptıklarınızı bilir” (Ankebut,29/45).

    Peygamber efendimiz de (s.a.v); “ Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” (İbn Hanbel, Müsned, II, 381) buyuruyor.

    Bu ayet ve hadis de (Kitap/Sünnet), İslami değerlerin, nihai hedefi ve gayesinin güzel ahlak olduğu bir gerçektir.

    Bu son döneme zamanın ruhu açısından bakıldığında; haram-helal, haklı-haksız demeden daha çok kazanmak, daha çok mal, daha çok servet ve menfaat, makam, mevki elde etmek isteyen kimi müslümanlar;

    İslami değerleri sadece, vasıta değerler; Namaz, Oruç, zekat, hac kurban vb. ibadetler olarak algılayıp, gaye değerleri/ahlaki değerleri görmemezlikten gelmektedirler.

    İslamı, sadece ibadetler dini olarak algılayarak, İslam ahlakını gündeme getirmekten imtina etmektedirler. Hatta ahlaki konuları konuşmaktan yazmaktan rahatsız olmaktadırlar. Dolayısı ile ahlaksız bir dindarlık anlayışı geliştiği görülmektedir.

    Zina, içki, kumar, günahlarıyla, haram-helal demeden para, mal, mülk, iktisabı, hırsızlık, yolsuzluk yapan; hiç utanmadan, vicdanı sızlamadan, yalan-dolan, iftira atan, hak hukuk tanımayan bir anlayış ile insanlara, zulüm, işkence yapan veya ses çıkarmayan;
    Ancak ibadetlerini de ihmal etmeyen, arada bir hac ve umre yapıp günahlarından temizlendiğini farzederek, yaşanılan bir dindarlık; Ahlaksız Dindarlıktır.

    Bu konuyu Allah Resul’ü şöyle anlatıyor.

    Hz. Ebu Hureyre (ra) anlatıyor: Resulullah (sav) (bir gün) şöyle hitap ettiler:
    “ Ey insanlar! ALLAH Teâla Hazretleri tayyibtir (kusursuz / tertemizdir), tayyibten başka bir şey kabul etmez. ALLAH’ın mü’minlere emrettiği şeyler, peygambere emretmiş olduklarının aynısıdır.

    Nitekim ALLAH Teâla Hazretleri Peygaberlere:

    “ Ey peygamberler, temiz olanlardan yiyin ve salih amel işleyin.” (Mü’minun, 23/51) diye emretmiş;

    Mü’minlere de:
    “ Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizden temizlerinden yiyin.” (Bakara, 2/172) diye emirde bulunmuştur.”

    Sonra, seferi uzatıp, saçı başı dağınık, toz-toprak içinde kalan ve elini semaya kaldırıp: “Ey Rabbim, ey Rabbim” diye dua eden bir yolcuyu zikredip, dedi ki:

    “ Bu yolcunun yediği haram, içtiği haram, giydiği haramdır ve (netice itibariyle) haramla beslenmektedir. Peki böyle bir kimsenin duasına/ibadetine nasıl icabet edilir?” (Müslim, Zekât 65) buydurdular.

    Bu dönemin müslümanlarının acınası hallerini şöyle tarif ediyor Eski Diyanet İşleri Başkanı, Prof. Dr. Mehmet Görmez:

    “Gece kalkacaksın teheccüt kılacaksın, ertesi günde, bundan cesaret alarak daha büyük kötülükler yapacaksın!

    Yahut kötülük yapacaksın zulmedeceksin, kalp kıracaksın, haksızlık yapacaksın, yalan söyleyeceksin, iftira edeceksin sonra da gidip Kabe’de bir Umre’de bütün günahları sıfırlayacaksın!

    Bu aldatıcı dindarlık, sahte dindarlık, ahlaksız dindarlıktır.

    Vesselam

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz