İstifa eden Adalet Bakanı Abdulhamit Gül hakkında konuştu..

0

CHP Genel Başkanı Kemal Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Esenler İlçesi Üye Katılım Töreni’nde konuştu. “Bugün bizim açımızdan çok önemli bir gün. Neden önemli bir gün; çünkü haksızlıklara karşı mücadele ediyoruz.” diyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Bu mücadelemizde geçmişte AK Parti’ye ya da başka partiye oy veren kardeşlerimiz bu mücadelemizin yanında olacaklar. Bu mücadelemiz kutsal ve mübarek bir mücadeledir. Dünyanın temeli adaletin üzerine kurulmuş ve adalet devletin temeliyse, adaletin terazisi bozulmuşsa o teraziyi düzeltmek için buradayız. Bir arada olmamızın büyük önemi var.

CHP gerçek anlamda halkın partisi olması için mücadele ettim. CHP halkın partisi olacak, fakirin fukaranın partisi, yoksulun partisi olacak. Hiç kimse CHP iktidarından inancından, kimliğinden, yaşam tarzından ötürü ötekileştirilmeyecek. Herkesi kucaklayacağız. Herkesin sorunu benim sorunummuş gibi yaklaşacağız. Hiç kimseye tepeden bakmayacağız. Hiç kimse derdini anlatırken lafını ağzına tıkamayacağız. Herkesin yoldaşı olacağız. Ülkenin içinde bulunduğu durumdan her birimizin sorumluluğu var. Bu ülkede yaşayan herkesin sorumluluğu var. Beraber olmak, birlikte sorunları aşmak zorundayız. Mücadeleyi birlikte vermek ve bunu demokratik ölçüler içinde yapmak zorundayız.  

Benim saraylara ihtiyacım yok. Benim lüks hayata ihtiyacım yok. Benim bu ülkede her çocuğun karnını doyduğu bir ülkeye ihtiyacım var. AK Parti’den bize katılacak onlar veya yeni katılacak olan kardeşlerime şunu söylemek isterim; kim Kemal Kılıçdaroğlu? Anadolu’nun kuş uçmaz, kervan geçmez köyünde doğan bir insanım. Yedi kardeşten üniversiteye giden sadece benim. Rahmetli annem okuma yazma bilmezdi, büyük ablam da okuma yazma bilmez. Yedi kardeşten üniversiteye giden sadece benim. Dolayısıyla Esenler’de sıradan bir yurttaşın yaşadığı hayat şartlarının belki daha kötüsünü yaşadım. Hayatın ne olduğunu, açlığın, yoksulluğun ne olduğunu bilirim. Rahmetli babam küçük bir memurdu.

Ben hiçbir zaman hayatımda babamın yedi kardeşime bir seferde ayakkabı aldığını görmedim. Yoktu çünkü. Ama memurdu. Bizden daha fakir olanlar da vardı. Bu şartlarda geldim ve bu şartlarda ülkeme hizmet etmek istiyorum. Daha iyi, daha müreffeh, herkesin karnının doyduğu, huzur içinde yaşadığı, herkesin kimliğine saygı duyulan, herkesin inancına saygı duyulan bir Türkiye’de yaşamak istiyoruz. Kavgadan uzak durmalıyız. Kavganın bize getirdiği fayda yoktur. Ama demokratik yollarla bir kişi kibrinin esiri olduysa, ülkeyi felakete sürüklüyorsa, ülkeyi felaketten kurtarmak da bizim elimizdedir.

Onlar özgürlük ister, demokrasi ister. Sabahın köründe polis kapılarını çalsın alıp götürsün istemezler. Gençlerden oy istedim her zaman, oy verin dedim. Niye oy verin dedim biliyor musunuz? İktidara geldiğimizde beni rahatlıkla eleştirebilirsiniz, rahatlıkla tweet atabilirsiniz, bundan ötürü kimsenin başı belaya girmeyecek, demokrasiyi teneffüs edeceksiniz dedim. Yine söyledim. Bir siyasetçinin alkıştan çok sağlıklı ve tutarlı eleştiriye ihtiyacı vardır. Bizim hatamızı bize gösterecek olan medyadır. Siyasetçi ondan ders çıkarmak zorundadır. Benim hatamı bana söyleyen benim gerçek dostumdur. Benim hatamı söyledi diye onun sabahın köründe evinden alıp, onu hapse atmak. Bu demokrasinin kabul edeceği bir şey değildir. Bu konuda beraber mücadele edeceğiz.

CHP’nin geçmişte kusuru olmadı mı, oldu. Kabahati de kusuru da oldu. Biz getirdik başörtüsünü Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline getirdik. Senin başka derdin yok mu kardeşim? Bak bakalım başörtülü kadına. İşi, gücü, evinde yemeği var mı? Karnı doyuyor mu? Siyasetin konusu bu. Buraya siyaseti getireceğiz.

Hiçbir siyasetçi onların yanına gitmemiş. Ben onların yanındaydım. 500 lira elektrik faturası geldi, ben onları nasıl ödeyeceğim telaşı içinde. Acaba saraylardan oturanlar 500 liranın o insan için ne kadar değerli bir para olduğunun farkında mı? Evine ekmek götüremeyen, pazar artıklarından bir şeyler arayan bir kadının, annenin dramının farkındalar mı? Emin olun farkında değiller. Toplumdan koptular. Bir insan kibrinin esiri olmamalı.

Allah ile kul arasındaki manevi ilişkiyi hiç kimse sorgulayamaz. Kimin daha inançlı kimin daha az inançsız olduğunu sadece yüce yaradan verir. Peygambere verilmeyen bu yetkiyi dahi birileri üstlenip ‘Sen dindarsın, sen dinsizsin’ diye bir ayrım yapıyorlarsa bilin ki o insanlıktan çıkmıştır.”

Toplumun barışmaya ihtiyacı var

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Medyascope canlı yayınında gündemi değerlendirdi. “Bürokraside bir deprem oluyor. Haksızlıklara tahammül edemeyen, yolsuzluk dosyalarına imza atması istenen kişiler bu dosyalara imza atmıyorlar.” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Yapılan haksızlıkları görüyorlar. Bizim yaptığımız çağrıyı, ‘Yolsuzluk dosyalarının altına imza atmayın, direnin’. Çağrımız tuttu. Dolayısıyla bize gerçekten de ifade etmek gerekirse yağmur gibi belge yağmaya başladı. Bu belgeleri hemen kamuoyuyla paylaşmıyoruz, araştırmamız gerekir doğru mudur, yanlış mıdır? Sonra bunların bir kısmını değerlendiriyoruz. Son yaptığım çağrıda bürokratların direnmelerinin devlet için ne kadar önemli, değerli olduğunu ifade etmeye çalıştım. Önümüzdeki süreçte milletvekillerimiz de grup başkan vekillerimiz de bu belgelerin bir kısmını kamuoyu ile parça parça paylaşacaklar kamuoyuyla. Bu belgelerin bir kısmını genel kurula taşıyacağız. Genel kurul tutanaklarına da bu belgeler geçmeli.

TÜİK Başkanı şöyle söyledi: ‘Ben kul hakkı yemem’. Sayın Erdoğan’ın talimatıyla ifade ediyorum, kul hakkı yenmesine izin vermem deseydi görevde kalabilirdi. Ama kendi özgür iradesiyle kul hakkı yemeyeceğini ifade ederek, sıkıntıyı dile getirdi ve ondan sonra görevine son verildi. TÜİK Başkanı’nın ‘Kul hakkı yemem ben’ diyen noktaya kim nasıl getirdi. Asıl üzerinde durulması gereken o. Normalde bir bürokrat kul hakkı yemem derse onun ödüllendirilmesi lazım… Ama ben kul hakkı yemem dediği için tak diye alındı. Ben de adım gibi eminim kapıya kilit vurulmasının talimatını veren saray. TÜİK Başkanının onu yapması onun vicdanında eminim fırtınalar yaratmıştır. Böyle bir rezalet hayatında hiç yaşamamıştır. Kendi internet sitesinde TÜİK’in kapılarının açık olduğu, her vatandaşın gelip rahatlıkla bilgi alacağını da ifade eden açıklamalar olmasına rağmen. Böyle bir tablo ile karşılaştık.

Bir başka önemli nokta da şu, ‘Ben kimsenin hakkını yemem, kul hakkı yemem’ ne demektir? Enflasyon rakamlarını düşük göstermek ne demektir. Memura, emekliye, işçiye daha az aylık ödenmesi demektir. Bunun çok ağır vebali vardır aslında. İnsanları eziyorsunuz siz, yanlış bilgi vererek. O vebale katlanmak istemiyorum diyor. Önümüzdeki süreç içinde çıkar kamuoyuna TÜİK Başkanı bir açıklama yapar ve kamuoyu da bir şekliyle bunu öğrenir.

Seçimle gelen bir kişinin, bir milletvekilini bir devlet dairesine girişinin engellenmesi. O kişi parlamentoya gelemez. Sokmadık da parlamentoya. Bütçe görüşmelerinde içeri giremez o dedik, içeri girdiği takdirde bu bütçe buradan geçmez. Arkadaşlar gayet açık tavırlarını da ortaya koydular. Ortaya çıkan bu tablo Türkiye’de bir şeylerin olabileceğini, umutlarımızın yeşerebileceğini ve büyüyebileceğini gösteren bir şeydir. Direnişin, haksızlığa karşı durmanın sonuç verdiğini gösteren bir şeydir. Saraydaki zat kendisini ne kadar güçlü hissederse hissetsin, bu toplumun bir vicdanı var.

Şimdi sayın Gül’ün Adalet Bakanlığı sürecine baktığımızda, diğer bakanlar gibi bir pozisyonu yoktu. Tavrı yoktu. Daha sağduyulu, sakin, olaylara daha soğukkanlı bakan profil çiziyordu. Adalet Bakanı ile milletvekili arkadaşlarımızın zaman zaman ilişki kurduklarını da biliyorum. Belli yasalar, düzenlemeler konusunda rahatsızlıklarını da ifade ediyorlardı arkadaşlarımız gidip. Veya cezaevlerine gittiklerinde cezaevlerine haksız uygulamalarla karşılaştıklarında bunlar bir şekliyle oraya intikal ediyordu.

Sonuç da alabiliyorlardı arkadaşlarımız. İstifasının arkasında hangi gerekçelerin yattığını üç aşağı, beş yukarı tahmin edebiliyoruz ama benim bunu dillendirmem çok doğru olmaz. Görünen tablo şu, otoriterlik eğilimleri artan bir yönetim var, otoriter yapının artan dozda desteklenmesi ve güçlendirilmesine yönelik adımlar atılabilir. Bu süreç içerisinde. Şunu rahatlıkla ifade edebilirim, kimi getirirlerse getirsinler, en yukarıdaki ne yaparsa yapsın demokratik yollarla biz bu ülkeyi gerçekten değiştireceğiz. Demokratik yollarla. Otoriter yönetime son vereceğiz. Demokrasi içinde kendi ülkemizde huzur ve güveni sağlayacağız.

Sayın Gül keşke daha önce istifa edebilseydi. Yargıtay süreci var biliyorsunuz, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının önce Yargıtay üyeliğine, arkasından Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilmesi hukuk tarihimizin kara bir sayfasıdır. Bizim hukuk tarihimizin kara bir sayfasıdır. Böyle bir sayfayı Adalet Bakanının yaşamamız gerekirdi. Böyle bir tablo olduğu takdirde ‘Ben  izzet ü ikbal ile bab-ı hükümetten ayrılmak zorundayım. Ben Adalet Bakanıyım, böyle bir rezaleti görmek istemiyorum’ diyebilmeliydi. O zaman çok daha büyürdü. O zaman anlardık ki Adalet Bakanı gerçekten de vicdan sahibi ve adaleti savunan bir bakan.

Bir devlet, bir de hükümet var. Merkez Bankası, bakanlıkları, ilkokulu, lisesi… Bunlar devlet kurumlarıdır, hükümet kurumları değildir. Tamamı. Devlet dediğimiz bakidir. Bunun üzerinden, adalet üzerinden inşa edilir bu. Devleti sağlıklı yapan, geleceğe emin adımlarla taşıyan da liyakat sistemi dediğimiz bürokrasidir. Devletin hafızasını bürokrasi tutar. Siyasi partiler tutmaz. Hükümetler geçicidir, vatandaştan yetki alır. Beş yıl süreyle gelir, devleti yönetir… Erdoğan da geldi, hükümet olarak geldi.

Seçildi vatandaştan, beş yıl devleti yönetmek üzere geldi. Şimdi eğer hükümet olanlar bir süre sonra ‘Ben devletim’ der noktaya gelirlerse devletin içinde çürüme başlar. O çürüme bir hayli ileride. Siz normalde yasalar var, Anayasa var. Devletin iskeleti. Yasama, yargı yürütme. Bugün Anayasa Mahkemesi kararlarını alttaki mahkeme uygulamıyorsa, ne demek bu, Anayasa Mahkemesi kararını uygulamıyorum’ diyor. Anayasa Mahkemesi kararını uygulamayan hakimi de siz terfi ettiriyorsanız, yargıdan onun göbek bağını kesmeniz lazım çünkü hiyerarşi bozuyorsunuz.

Terfi ettiriyorsanız  o zaman ‘Ben devletim, Anayasa ne demek. Anayasa ben söylersem var, yoksa Anayasa yok’. Yasalar da aynı şekilde. Dolayısıyla kişini ben devletim diye ortaya çıkması, devlet dediğimiz kurumda liyakati bitirir. İşi ehline değil sizi destekleyene veriyorsanız, bürokrasiyi böyle oluşturuyorsanız, bir süre sonra ‘Ben devletim’ diye ortaya çıkıyorsunuz. Siz devlet değilsiniz ama var olan devleti çürütüyorsunuz.

Mesela Sayın Nebati kalktı ‘Merkez Bankası’nın bağımsızlığı yoktur, ne bağımsızlığı’ dedi. Sorumlusu benim’ dedi. Yasa ne diyor? Merkez Bankası’nın bağımsız olduğunu söylüyor. Yine yasa ne diyor, ‘Merkez Bankası bağımsızdır. Temel görevi fiyat istikrarını sağlamaktır’. Ne demektir bu. Merkez Bankası’nı ben tanımıyorum’ demektir. O zaman Merkez Bankası para basan bir matbaa o kadar. Şu andaki işlevi o. Başka hiçbir işlevi yok. Güveni yok, bağımsızlığı yok. Fiyat istikrarını sağlama. Fiyat istikrarını sağlama yasaya göre Merkez Bankasının görevi. Erdoğan bir kararname çıkardı, Fiyat İstikrar Komitesi kurdu. Ne demektir bu? Merkez Bankası’nı atıyorum bir kenara Fiyat İstikrar Komitesi’ni kuruyorum. Bu komite fiyat istikrarını sağlayacak. Peki bu komite fiyat istikrarını sağladı mı? Memleketin geldiği hal belli.

Türkiye’de hemen hemen her toplumsal grupla sağlıklı iletişim kurmaya çalışıyoruz. Taşeron işçilerden tutun, apartman görevlilerine. Sanayicilerden tutun, organize sanayi bölgesi yöneticilerine. Esnaftan tutun çiftçilere kadar. Kuryelerden tutun TIR şoförlerine, kamyon şoförlerine kadar toplumun her kesimi ile diyalog içindeyiz. Gittiğimiz her yerde vatandaş büyük sıkıntılar yaşıyor. Büyük sıkıntıları aşmanın yolları önce iktidarı değiştirmek. Sandık gelecek ki iktidarı değiştirecek. Vatandaşı içinde yaşadığı kabustan kurtarmamız lazım. Bir ekonomik buhran yaşıyoruz. Ne ekonomik krizi, buhran yaşıyoruz. Dün Abdallarla görüştüm, emin olun 200 liralık elektrik faturası 500 lira gelmiş. Kadıncağız diyor ki ‘Ben 500 lirayı nasıl ödeyeceğim, kocam hapiste. Gelip elektriğimi kesecekler. Ben insan değil miyim?’. Büyük insan dramları var. Öğrenciler, çiftçiler, esnaf büyük sıkıntılar yaşıyorlar. Veresiye defteri var. Bütün bunları gördüğünüz zaman insan dramlarıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ben ‘Henüz kışın baharını yaşıyorsunuz. Daha kışı görmediniz’. Kara kış dedim. Kara kışı yaşıyoruz şimdi.

Her birimiz ayrı partiyiz kabul etmemiz lazım. Her birimizin programı, ilkeleri farklı. Ortaklaştığımız konular var. Bunlardan birisi Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçme. Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi altı lider seslendiriyor. Ama bu ne demek? Bunun ne demek olduğunu ortaya koymamız lazım. Bunu altı lider bir araya gelip kamuoyuyla paylaşmamız lazım. Bunun için ön çalışmalar yapıldı, genel başkan yardımcıları görevlendirildi. Genel başkan yardımcıları çalışmayı yaptılar. O çalışmadan sonra bir metin ortaya çıktı. Metin genel başkanlara sunuldu, onlar yetkili organlarında görüştüler. Şubat ayı içinde büyük olasılıkla altı genel başkan bir araya gelecek ve biz bu belgeyi imzalayacağız. Böylece Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemden neyi anladığımız, neyi hedeflediğimiz, neden ‘Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem olmalıdır’ın gerekçesini altı lider orada açıklayacağız.

İktidar olduk, seçim oldu. Vatandaş bizi iktidara taşıdı. Ne yapacağız. O konuda da bir çalışma yapılıyor şu anda. O çalışma da önümüzdeki süreç içinde bitecek. Bu konuda da kamuoyuyla paylaşacağız. Doğalgaza zam geldi. Gazeteciler her lidere ayrı ayrı soruyorlar nedir diye. Her lider kendi partisinin görüşlerini paylaşıyor, olması gereken de budur zaten. Ama daha sonra ekonomi konusunda neleri yapacağımızı yine bir araya geleceğiz yine değerlendireceğiz. Kamuoyuyla paylaşacağız. Ortak ses çıkarmak, siz ekonomi, hukuk sistemi içinde, yatırımlarda veya dış politikada neler yapacağınızı önce alt pozisyonda olan genel başkan yardımları bir araya gelip ortak görüş oluşturduktan sonra bu görüşler yukarıya yansıyacak, yukarıda da biz oturacağız, geniş kamuoyuyla paylaşacağız.

Halk bizi seçti geldik iktidara. Önce bir numaralı kararname ile bir Stratejik Planlama Teşkilatı kurmak zorundayız. Bir numaralı karar. Buraya devletin yetkin isimlerini atama yapacağız. Planlamayı bilen, bu konuda yıllarını veren, gerçekten de siyasi otoriteye her türlü bilgiyi sağlayan kurum. Diyeceğiz ki bu kurumun başkanına ‘Bana 10 gün içinde Türkiye’nin bütün rakamlarını getir’. Gelirimiz ne, giderimiz ne, fonlarda ne kadar para var, varlık fonu nedir, varlık fonu içindeki şirketlerin pozisyonu nedir, hangi fonda ne kadar para var? Bizim taahhütlerimiz ne? Ne kadar para ödeyeceğiz. Köprüden, yoldan, şuradan buradan. Taahhütlerimizin dışında borçlarımız ne kadar? Bunların tamamını biz bilmek zorundayız.

İttifakın aktörleri genel başkanlar zaten. Hayatın gerçeği, biz sayın genel başkanlarla yan yana geliyoruz. Oturuyoruz, konuşuyoruz. Gazetelerde farklı yorumlar olabilir. Belki gerçekler de yazılmayabilir. Aldıkları duyumu dillendirebilirler. Dünyanın her tarafında olabilir. Ama hayatın bir gerçeği var. Sizinle nasıl oturup konuşuyorsak, diğer siyasi parti liderleriyle de oturup konuşuyoruz. Bir sorun olduğu zaman veya önemli bir olay olduğu zaman araya sekreteri de koymuyoruz. Cep telefonuyla açıyoruz, kendi düşüncemizi açıklıyoruz. Onlar açıyor kendi düşüncelerini ifade ediyorlar. Gayet rahat ve samimi. Karşılıklı güveni tesis etmiş durumdayız. Bu çok önemli. Siyaset dediğiniz güven üzerine inşa edilmek zorunda. Altı partiden söz ediyorum. Rahatlıkla konuşabiliyor, iletişim kurabiliyoruz. Genel başkan yardımcıları kendileriyle ilgili konuda zaman zaman bir araya gelip konuşuyorlar.

Bakın, önemli olan genel başkanların tavrı ve tutumlarıdır. Milletvekillerinin zaman zaman farklı görüşler dillendirmeleri mümkün olabilir. Sayın milletvekilimizle de konuştum. Ama şöyle insanlar bazen yaşadıkları sorunu aşamayınca, sorunu aşmak için ilgili muhatabı hareketi geçirmek isteyebilirler. Söylemler belki buna da dayanmış olabilir. Genel başkanlar Türkiye’nin var olan sorunları çözme konusunda kararlılar. Milletvekillerinin farklı söylemleri olabilir ama asıl olan genel başkanlardır.

Diyarbakır’a gidip Diyarbakırlılarla kucaklaşıp, helalleşeceğim. HDP bir üçüncü ittifak konusunda bir çalışma yaptılar. Üçüncü ittifakı oluşturacak olan partilerin liderleri bir araya geldiler. Ben de gazetelerden okudum. Bu konuda önemli adımların atıldığı da ifade ediliyor. Üçüncü ittifak olabilir. Siyaseten ‘bizim dışımızda ittifak olmasın’ diyemezsiniz. Bütün mesele şu. Üçüncü, dördüncü ittifak olabilir. Dayandığımız temel nokta şu; bu ülkeye gerçek anlamda demokrasiyi getirecek miyiz, getirmeyecek miyiz. Demokrasiyi getireceksek geleceğimiz yer, kaynağın başı demokrasi. Üçüncü ittifak olabilir, kendi aralarında bir araya gelebilirler, daha fazla milletvekili çıkarmak için yasaların kendilerine verdikleri olanakları kullanabilirler. Buna saygı duymamız lazım.

Her ittifak onu belirleyecek. Başkanlık sisteminde tercihleri nedir? Demokrasi konusunda kendi tercihleri nedir? Şunu kabul edelim. Var olan sistem demokratik mi, hayır. Var olan sistem otoriter mi, evet. Var olan sistemde hukuk var mı, hayır. Var olan sistemde adaletsizlikler var mı, evet. Var olan sistem milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesini sağlayan bir sistemi mi, evet böyle bir sistem…

HDP de doğal olarak üçüncü ittifakı diğer partilerle oluşturmak istiyor, saygı duyacaksınız buna. (‘Başkanlıktaki tercihlerini sizin adayınızdan yana yapma ihtimalleri yüksek’ yorumu üzerine) Bizim adayımız demeyelim, demokrasiden yana dersek… Her siyasi partinin hem yöneticilerine hem de kurumsal yapılarına saygı duymamız lazım. Ben demokrasinin kökleşmesi için bütün siyasi parti yöneticilerinin ciddi demokratik adımlar atmalarını isterim, buna karşı da çıkmam. Var olan sistem içerisinde giderek otoriterleşen bir yapı var. O yapı sade vatandaşın bile nefes almasına imkan vermiyor. Gençleri umutsuz kılıyor, geleceği yurt dışında aramaya çalışıyorlar. Müthiş bir işsizlik var. Bunlar yetmezmiş gibi o yoksul insanların ceplerine ellerini atıyorlar. Elektriğe yüzde 127 zam. İnsaf ya. Sarayın elektriği için para mı ödüyor o insan. Suyu için para mı ödüyor? Gecekonduda oturan dul kadının hangi pozisyonda olduğunu biliyor mu? 718 lira veriyor, dul kadına geçinmesi için. Ya bunlarda vicdan var mı?

Ne yaparsa yapsın bu ülkenin insanları Bizans oyunlarından bıktı artık. Seçimler yapıldı değil mi? Daha önce yapıldı. Gittiler kardeşi buldular. Devletin televizyonuna çıkardılar. Erdoğan’a destek açıklaması yaptı. Sonra gittiler, Tunceli Üniversitesi’nden bir hoca buldular. Hocayı gönderdiler. İmralı’ya. Hoca geldi. Basın toplantısı yaptı. Saraydan telefon ettiler, bütün yayın organları oraya gitsin diye. Yayın organları gitti. Oradan açıklamalar yapıldı. Ne oldu sonuçta bu milletin bir vicdanı var. Ben kesinlikle inanıyorum. Erdoğan Bizans oyunlarıyla iktidarını, pozisyonunu korumak istiyor. Yeter kardeşim ya. Milletin ağzındaki lokmayı, cebindeki parayı aldınız. Milleti işsiz, güçsüz bıraktınız siz. Hala kalkmış ‘Ben iktidar olacağım’ diyor.

Gerçekten rahmetli Aziz Nesin olsaydı, bu dönemde müthiş öyküler çıkardı. Etraf dolar geziyor, Türk lirasını dolara bağlamışlar, neymiş, liralaştıracaklarmış. Allah akıl fikir versin bunlara.

Bir ateşten gömlek giydim. Toplumun barışmaya ihtiyacı var. Birlikte olmaya ihtiyacı var, kavgaya değil. Kavgadan uzak durmamız lazım. Siz ateşten gömlek giydiyseniz, vatandaşlarınız arasında ayrım yapamazsınız. Muhafazakar kesim bize mesafeliyse o muhafazakar kesime değil önce dönüp kendinize bakmanız lazım. Bu insanlar niye sizin ile mesafeli. Sıkıntılar var mı, var. Bu sıkıntıların kaynağı zamanında biz olmuş muyuz, olmuşuz. E demek ki oturup konuşmamız, helalleşmemiz lazım. Ya arkadaş kabahatimiz, kusurumuz var mıydı? Evet vardı. Kusuru bitirmek istiyorum kardeşim. Bitiriyor musun, bitiriyorum. O zaman gel kucaklaşalım diyeceğiz. Başörtüsü sorunu var mıydı, sorun kaynağı CHP olarak görülüyordu. Şimdi bu sorun insan haklarına aykırı kardeşim. Sana ne kardeşim kadının kılık kıyafetinden. Kız çocuğu üniversiteye gitmek istiyor, başörtüsü taktı diye biz onu üniversiteden aldık, ‘almayacaksın içeri’ dendi bu zamanında. Ben genel başkan olduktan sonra dönemin YÖK Başkanı Yusuf ziya Özcan’dı. ‘Alın kardeşim bunları içeriye niye almıyorsunuz’…

Biz önyargıları kırmak zorundayız. Bizim öyle olmadığımızı bizim ona anlatmamız lazım. Kucaklaşmamız lazım. Diyarbakır’a gideceğim. Diyarbakır hapishanelerinde anılar, kitaplar yazıldı. O işkenceleri görmeyecek miyiz? O işkenceden geçen insanlara dönüp de ‘Ciddi haksızlık yapıldı, bu devletin sizinle helalleşmesi lazım’ demeyecek miyiz? Roboski’de insanlar öldürüldü, gencecik çocuklar öldürüldü. Dosya kapatıldı. Ölenler geri gelmeyecek ama bu ailelerle oturup helalleşmemiz gerekmiyor mu? Kabahatimiz, kusurumuz var. Sizin çocuklarınızı hayatına mal oldu, yanlış bir karardı, demeyecek miyiz?

Yasada dışı bir olay vardır, insanlar gider yargılanırlar. Beraat eder, mahkum olurlar. Biz yaptığımız bazı haksızlıkları görmeliyiz. Haksızlıklar dolayısıyla mağdur olanla kucaklaşmalıyız, ondan özür dilemeliyiz. Muhafazakar kesim diyoruz. Kişi kendisini inançlı, dindar olarak tanımlıyor olabilir. Benim onun manevi dünyasına grime hakkım var mı? Yok böyle bir hakkım. Benim görevim onun inançlarına saygı göstermek. İnançları dolayısıyla ötekileştiriliyorsa ona dur demem lazım.

Bilinçli olarak iktidar tarafından (gündeme) oturtuldu, havuz medyası trolleri tarafından oturtuldu. Çünkü kusurları vardı. Kabahatleri vardı, uçaklar inememişti. Kalkamamıştı. Binlerce yolcu İngilizce slogan atmaya başladılar. Bunlar bekliyordu. Havaalanının bir bölümü çökmüştü. Tam bir rezalet vardı. Turistler otellere taşınamadı. Bunlara yatacakları olanak sağlanmadı. Kartonlar dağıtıldı. Bunların görünmemesi gerekiyordu, hedef neydi? Biz Ekrem İmamoğlu’nu bulabiliriz, onun üzerinden yürütmeye çalıştılar. Toplumun vicdanı var.

Ekrem Bey bir büyükelçiyle daha önceden randevu verilmiş. Olabilir, yemek yiyebilir. Bu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmadığını göstermez ki, çalışıyor. Talimat da verir. Cep telefonu dediğimiz şey ile hangi önlemlerin alınması gerektiği konusunda talimat da verebilirsiniz. Ekrem Bey lokantada olmayıp da dozerin başında mı olacaktı. Zaten dozerin başında olmayacaktı. Bir merkezleri var onların, o merkeze zaten gidildi. Bakıldı edildi, nerelerde tıkanma var. Düşünün iki bakan geliyor, havaalanına inemiyorlar, Atatürk Havaalanına iniyorlar. İstanbul’da bu olay olduğu zaman biz sorduk mu? Valiler, bakalar neredeydi? İçişleri Bakanı, ulaştırma Bakanı, THY Genel Müdürü neredeydi?

Bir kar yağışını gerekçe gösterip, kaybedilen İstanbul’u nasıl kazanırızın arayışı içine girdiler. Sorunu çözmek değil hedefleri. Bu iktidar olmadıklarını gösteriyor. Ceplerine çalıştıklarını gösteriyor. İstanbul’un rantını kaybettiler, o rantı nasıl tekrar kazanabiliriz arayışı içine geçtiler.

MOBESE kayıtları da şunu gösterdi. Benim telefonlarımın dinlendiğini, belediye başkanlarının dinlendiğini defalarca söyledim. Sonra bir baktık, meğer MOBESE aracılığıyla izleniyoruz, bir de o gerçek de ortaya çıktı. Belki bunun öyle bir yararı da oldu. Telefonlarımız dinleniyor dediğimiz zaman ‘Yok efendim öyle’ falan filan. Bir sürü gerekçe buluyorlardı.”

“Cumhurbaşkanı adayı olursanız Erdoğan karşısında ilk turda kazanacağınızı düşünüyor musunuz?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Millet İttifakının adayı ilk turda kesinlikle kazanacak. Millet İttifakı kazanacak. Çünkü tartışılan konu isim değil sistem. Bu sistem değişsin mi, evet değişsin. İttifakın bileşenleri elbette ki bu sistemi değiştirecek bilgisi, birikimi, güvenliği açısından bakılacak ve ona göre bir aday belirleyecek. Devlet aklı olan. Devlet aklı olan ittifakın dengelerini kendi içinde koruyan bir kişi gelecekti.” karşılığını verdi.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz