İyilik ve Kötülüğün Evrensel Karakteri 

0

Cehaleti izah etmek sanıldığı kadar kolay bir iş değildir, insanın da okuması cehaleti aşması için hiçbir bir zaman yeterli olmamıştır. 

Oysa tüm bilge ve kadim şahsiyetleri iş cehalete geldiğinden insanlar için okuma telkininde bulunur. 

İnsan kendisine şu soruyu yormadan edemiyor; acaba bilge ve kadim şahsiyetler okumanın cehaleti aşmak için yeterli olmadığını bilmiyorlar mı?  

Elbette biliyorlar, ama sorun şu ki cehaleti aşmak için okumaktan başka bir seçenek yoktur. 

Çevremiz okumuş cahillerle doludur ve kimi ihtisas gördüğü alanda o kadar iyidir ki, onu cahil olduğuna ikna etmek neredeyse imkansızdır, çünkü bu yazdıklarımı çevrelerine her gün onlar anlatmaktadır. 

Bu da bize cehalete karşı savaşmanın akıllı olmayla fazla bir ilgisi olmadığını göstermektedir.  

Tabi bunları söyleyince haklı olarak cahil ile akıllı arasındaki farkı sorgulamadan olmaz. 

Aslında çok basit; cahil kendisine öğretileni doğru kabul eder, akıllı ise etmez, sorgular, kendisi bir netice alana kadar. 

İşte bu nedenle cahil ihtisasını gördüğü alan dışında öğretilmiş fikre inanıp ona bir aidiyet duygusuyla sarılırken, akıllı inanmaz, sorgular ve herhangi bir fikre aidiyet duygusuyla bağlanmayı reddeder, çünkü fikrin kalıcı olmadığını, konum veya şartların değişmesiyle birlikte o fikrin de değişebileceğini bilmektedir.  

Karşınıza isminin gerisine onca titri sıralayan cahillerin bir aidiyete sarılması, kendisini bir ideoloji veya fikirle ifade etmesinin nedeni buradan gelmektedir, çünkü o kişiler ihtisas gördükleri alanın dışında sorgulayarak inşa ettikleri başka bir fikre sahip değiller, öğretilmiş olanı almış ve onu doğru olarak kabul etmeyi kendileri için yeterli görmüşlerdir. 

Üçüncü bir gurup daha var ve sanırım en tehlikelileri onlardır; çünkü onlar sorgulayabilen ve sarılması veya savunulması gereken doğrunun ne olduğunu bilmelerine rağmen bonkörce bir karşılık gördükleri için öğretilmiş doğruyu savunmakta, onunla toplumun öğretilmiş ezber üzerinden uyku halinin devamını sağlamaya çalışmaktadırlar. 

Bunlara siyaset bilimciler veya toplum bilimciler egemen kültür ideologları der. 

Bana kalırsa siz ne derseniz deyin, çünkü bilerek vicdanını satan bir insan her tür hakareti zaten hak ediyordur; zira öğretilmiş ezber egemen ideolojidir ve toplum hayatında pek az kansız ideoloji vardır. 

Burada ideolojilere karşı geldiğim sanılmasın, toplumlara yön tayin etme konusunda ideolojilerin hizmeti tartışmasızdır, sorun bu ideolojilerin bir kısmının kötü olması ve bir kısmının da belirli gurupların beklentileri yönünde suistimal edilmesidir.  

Yoksa ideolojiler birer gemi gibidir, rota ve kaptan iyi ise, toplulukları alır bir yerden daha iyi bir yere götürür. 

Umudun hep iyiye dönük olması nedeni de insanların bir gün daha iyi olana varmayı umut etmelerinden gelmektedir ve aslında iyilik üzerine inşa olmuş tüm din ve benzer ideolojilerin temelinde de bu umuda olan inanç yatmaktadır. 

Kötü haberim ise şudur; en fazla suistimal edilen ve en çok suistimale açık olan da ne yazık bu din ve benzeri ideolojilerdir; kaldı ki milliyetçilik veya ırkçılık gibi kötü fikirler de o iyi olanlardan beslenmektedir, yoksa onların tek başına bir topluluğu maniple etme güçleri yoktur.  

Burada din karşıtları muhtemeldir ki dinin iyi bir şey olmadığını, diğerleri ise iyi olduğunu savunacaklardır; burada anlatılmak istenen şey o değildir, bir dinin veya ideolojinin fikri temelinin insanlığın iyiliğini düşünmüş olmasıdır.   

Zaten bundan geriye kalanı da o din veya ideolojinin belirli guruplar tarafından suistimal edilmesinden başka bir şey değildir. 

İnsanlığın özlemi olan iyiliği suistimal ederek iktidara gelmek tüm fikri yapıların (din ve ideolojilerin) temel harcıdır; kaldı ki büyük oynamak için insanların elinde bunlardan daha iyisi yoktur. Sorun şu ki, bunların iyi olması ile iyilik aynı istikameti gösterse de menfaatler aynı istikamet üzere gitmeye o kadar ehil değildir, zira kendini koruma veya amacını gerçekleştirme saiki iyiliğe galebe çalabilmektedir ki, zaten insanlığın kendi içinde anlamlanmış insanlık savaşının nedeni de amacı da buradan gelmektedir. 

İşte kuşkucu dediğimiz o akıl sorgularken bu ayırda varmaktadır, diğeri ise öğretilmiş ezberi doğru kabul ettiği veya onunla menfaat birliği sağladığı için taraflar arasında tarafını seçmekte ve böylece hayatını birilerin ona öğrettiği bir ezberin meşruiyetini veya doğruluğunu kanıtlama çabasına hasretmektedir.  

Size diğer kötü haberim ise; çoğunluğun küçük bir kısmının bilerek ve geriye kalanlarının bilmeyerek o kötü tarafta olmasıdır, iyilik onların özlemi olmasına rağmen.  

Umarım hemen şu yargıya varmazsınız; aidiyet körlük ve körlükte kötülüktür! 

Aidiyettin bir körlük yarattığı doğrudur, ama kötülükle eş deşer tutulması doğru değildir; ırk veya milliyet gibi dar alan aidiyetlerini saymasak din veya ideoloji gibi aidiyetlerin temelinde evrensel iyilik vardır, tabi onlarda yakalarını yerel veya bölgesel aidiyetler üzerinden suistimal edilmekten kurtardıkları oranda.  

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz