Kılıçdaroğlu, ‘Adalet Yürüyüşü’nü tamamladı.. 9 Temmuz yeni doğuşun tarihidir..

0

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından 15 Haziran’da Ankara Güvenpark’tan başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’, 25 günde tamamlandı. Kılıçdaroğlu, mitingin yapılacağı Maltepe Parkı’na tek başına yürüdü.

Platforma eşi Selvi Kılıçdaroğlu ile birlikte çıkan Kılıçdaroğlu, vatandaşları selamladı. Vatandaşlar ise Kılıçdaroğlu’nu çeşitli sloganlarla karşıladı. Daha sonra bir konuşma yapan Kılıçdaroğlu, 9 Temmuz’un yeni doğuşun tarihi olduğunu belirterek “Zulme karşı durmak bizim namus borcumuzdur.” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun yaptığı konuşma şöyle:

Aziz vatandaşlarım, benimle birlikte 450 kilometreyi kat eden sevgili yol arkadaşlarım, sevgili adalet arayıcıları, bizleri televizyonları başında izleyen saygı değer yurttaşlarım, Maltepe Meydanından bütün İstanbul’a, bütün Türkiye’ye gönül dolusu selamlar, sevgiler ve muhabbetler gönderiyoruz.

BU YÜRÜYÜŞ BİZİM İLK ADIMIMIZDIR

15 Haziran 2017’de sabah saatlerinde Ankara Güvenpark’ta başlattığımız yürüyüşü Maltepe’de noktaladık. Ama kimse bu yürüyüşün bir son olduğunu düşünmesin bu yürüyüş bizim ilk adımımızdır. Herkes şunu çok iyi bilsin, 9 Temmuz yeni bir adımdır, 9 Temmuz yeni bir iklimdir, 9 Temmuz yeni bir tarihtir, 9 Temmuz yeni bir doğuştur.

Ankara’da yürüyüşe başladığımda bir grup yurttaşımızla beraber ilk gün 21 kilometreyi 10 dakika arayla bitirdik, 10 dakika bir yerde mola verdik ve 21 kilometreyi tamamladık. Yol boyunca bizi yüreklendiren, bize destek veren Ankara, Kahraman Kazan, Kızılcahamam, Bulak Köyü, Gerede, Bolu, Kaynaşlı, Düzce, Hendek, Selamlar Köyü, Adapazarı, Eşme, İzmit, Derince, Körfez, Tavşancıl, Gebze ve İstanbul’a yürekten teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum. Yol boyunca yürürken araç kullanıcıları bazen kornayla, bazen elleriyle bizi yüreklendirdiler, bize selam verdiler. Onlara da buradan Maltepe Meydanından şükranlarımı ve saygılarımı gönderiyorum. Bize sofrasını açan, ayranını ikram eden, çayını ikram eden, yemek gönderen, yiyecek gönderen, topladığı kır çiçeklerini sevgiyle bize veren, “hayır dualarım seninledir” diyen annelere, babalara, dedelere her zaman, her yerde, her ortamda şükran borçluyum. Yine buradan onlara teşekkürlerimi gönderiyorum. Yol boyunca birlikte yürüdüğümüz, büyük bir kısmında beraber yürüdüğümüz Harp Okulunda tutuklu olan oğlu için yürüyen Veysel Amcaya da hepinizin huzurunda selamlarımı saygılarımı, gönderiyorum, o da şu anda aramızda. Ve tabi yolda gelirken bizi protesto eden sevgili vatandaşlarımızda vardı, hiç kimse unutmasın Kemal Kılıçdaroğlu herkese saygılıdır. Protesto eden yurttaşlarıma da onun bir hak olduğunu söylüyorum ve onlara da şükranlarımı saygılarımı gönderiyorum. Bu ülkeye demokrasiyi, birinci sınıf demokrasiyi mutlaka getireceğiz. Herkes özgürce düşüncesini ifade edebilecek.

Bir teşekkürüm de güvenlik güçlerimize, Ankara’dan İstanbul’a kadar polisi jandarmasıyla bütün güvenlik güçleri, bizim sağlıklı bir şekilde bu meydanda toplanmamız için olağanüstü çaba harcadılar. Halkın polisine, halkın jandarmasına buradan selamlarımı saygılarımı gönderiyorum, teşekkür ediyorum onlara da.

DÜNYANIN EN BARIŞÇIL YÜRÜYÜŞÜNÜ YAPTIK, EN BARIŞÇIL EYLEMİNİ YAPTIK

Hiç kimse unutmasın biz yürürken taşkınlık yapacağımızı düşünüyorlardı, biz yürürken vurup kıracağımızı düşünüyorlardı, dünyanın en barışçıl yürüyüşünü yaptık, dünyanın en barışçıl eylemini yaptık. Hiçbir yurttaşımızın burnu dahi kanamadı. O nedenle güvenliğimizi sağlayan, benimle beraber yürüyen ve bu meydanda olan, bizleri televizyonları başında dinleyen adalete susamış bütün 80 milyona yine şükranlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Bir acı kaybımız oldu Hasan Tatlı yürüyüşün başında geçirdiği bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz, ailesine yakınlarına başsağlığı diliyoruz. İki güzel kızı yürüyüş sırasında yine geldiler, yürüyüşün bir etabına katıldılar ve babalarının vasiyetini yerine getirdiler. Tatlı ailesine de buradan hem başsağlığı hem saygılarımı sunuyorum, şükranlarımı sunuyorum.

Sevgili adalet arayışçıları; yürüyüşümüze destek veren pek çok kesim oldu, destek açıklaması yapan siyasi partiler ve milletvekillerine, bizzat katılan siyasal partilerin Genel Başkanı ve yöneticilerine, sendikalara, sanatçılara, muhtarlara, engellilere, gazi ve şehit ailelerine, Ergenekon, Balyoz ve KHK mağdurlarına, emekli hakim ve komutanlara, taşeron işçilerine, emeklilikte yaşa takılanlara, kadınlara, sivil toplum örgütlerine, meslek kuruluşlarına, barolara, çiftçilere, emeklilere ve mağdur ailelere yürekten teşekkürlerimi sunuyorum verdikleri destek için.

NEDEN YÜRÜDÜK?

Neden yürüdük? Bu sorunun cevabını da izin verirseniz vereyim. Olmayan adalet için yürüdük, mazlumların hakkı için yürüdük, hapisteki milletvekilleri için yürüdük, tutuklu gazeteciler için yürüdük. Bugün Sözcü muhabiri Gökmen Ulu’nun doğum günü, kendisine buradan Maltepe Meydanından mutlu yıllar diliyoruz. İçerdesin kardeşim biliyorum, hapistesin kardeşim biliyorum. Ağabeylerin, gazeteci ağabeylerinle beraber, üstatlarınla beraber hapistesin biliyorum. Ama unutma Maltepe Meydanı senin yanında, gazetecilerin yanındadır. Üniversitelerden atılan hocalar için yürüdük, Kanun Hükmünde Kararnameyle üniversite hocalarının kapının önüne konulması, görevlerine son verilmesi tam bir demokrasi ayıbıdır. Geçmişte bunu 1402’likleri hatırlarsınız, sıkıyönetim dönemlerinde paşalar yapıyordu, Hitler Almanya’da yapıyordu. Almanya’dan gelen hocalara Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve o dönemin yöneticileri kapılarını açtılar. Şimdi Kaboğlu gibi dünya çapında bilinen ünlü isimler KHK’larla kapının önüne kondu, ama yurtdışına çıkışları da yasaklandı. Yasaklayanları Maltepe Meydanından kınıyorum. Haksız yere kamu görevinden atılan memurlar için yürüdük. Çocuk işçiler için yürüdük, taşeron işçiler için yürüdük, her türlü güvenceden yoksun tarım işçileri için yürüdük, Türkiye’nin en fakir kesimi olan orman köylüleri için yürüdük, hapisteki askeri öğrenciler için yürüdük, hapisteki er ve erbaşlar için yürüdük ve linç edilen askerler için yürüdük. Tek adam rejimine karşı çıktığımız için yürüdük, FETÖ’ya karşı olduğumuz için yürüdük, 20 Temmuz darbesine karşı olduğumuz için yürüdük. IŞİD, PKK terör örgütü EL NUSRA ve diğer terör örgütlerine karşı olduğumuz için yürüdük, Gazi Meclise sahip çıktığımız için yürüdük. Yargı siyasetin emrine verildiği için yürüdük, devlette liyakat sistemi kalmadığı için yürüdük, son 15 yılda 13 kez üniversite ve KPSS sınav soruları çalındı bunun için yürüdük. Şiddet mağduru kadınlarımız ve çocuklarımız için yürüdük, Mavi Marmara şehit ve gazileri için yürüdük. Onursuz bir anlaşmayla Mavi Marmara şehitlerinin hakları ellerinden alındığı için yürüdük. KHK ile görevlerinden atılan, işlerine geri dönmek için hak arayan, hak aradığı için terörist ilan edilip hapse konulan, açlık grevindeki kardeşlerimiz Nuriye ve Semih için yürüdük. Can ve mal güvenliği olmadığı için, korku iklimi nedeniyle konuşamayan iş dünyası için yürüdük, FETÖ’nün siyasi ayağı ortaya çıksın, gerçek darbeciler yargılansın diye yürüdük. 249 şehidimiz ve 2301 gazimiz için yürüdük. Şehitler ve gaziler arasında ayrım yapılamaz, bir daha söylüyorum şehitler ve gaziler arasında ayrım yapılamaz. Şehitler ve gaziler arasında ayrım yapıldı, ikilik yaratıldı. Ayrım yapılmasın diye yürüdük.

Özetle bu ülkede adalet için yürüdük, adaleti getirmek için yürüdük. Takipçisi olacağız. O nedenle sözlerimin başlarında söyledim, 9 Temmuz yeniden doğuşun tarihidir. 9 Temmuz bir yürüyüşün sonu değil, bir özgürlüğün, bir barışın, bir birlikte yaşama iradesinin ortaya konmasının başlangıcıdır.

ADALET DÜZENİ OLMAYAN BİR TOPLUM, BİR DEVLET YAŞAYAMAZ, ÇÖKER

Niçin adalet? Farklılıklarımızla birlikte yaşamak için adalet, huzur içinde yaşamak için adalet, geleceğe güvenle bakmak için adalet, Türkiye’nin dünyada saygın bir konumu olsun bunun için adalet. Adalet insanlığın ortak paydasıdır, adalet mülkün temelidir. Yunus’un dediği gibi zulüm ile abad olunmaz. Zulmediyorlar, millete zulmediyorlar, fakir fukaraya zulmediyorlar, garibanlara zulmediyorlar, esnafa zulmediyorlar, çiftçiye zulmediyorlar, herkese zulmediyorlar. Zulme karşı durmak bizim namus borcumuzdur. Konfüçyüs adaleti şöyle tanımlar, adalet bir kutup yıldızı gibidir, yerinde sabit durur ama bütün kainat onun etrafında döner. Dolayısıyla Konfüçyüs diyor ki, “Kainatında bir adaleti vardır”. İranlı Sadi çok güzel bir tanımlama yapıyor adaletle ilgili olarak. “Dünyanın bütün nehirleri adalete susamış bir insanın susuzluğunu gidermeye yetmez” diyor. Bu meydan ve bu meydanın dışında, meydanda yer olmadığı için gelemeyen adalete susamış sizlere tekrar saygı, tekrar sevgi, tekrar muhabbetlerimi gönderiyorum. Hz. Ömer “Adalet mülkün temelidir” der. Sevgili peygamberimiz “ Bir gün adaletle hükmetmek 70 yıl nafile ibadetten hayırlıdır” der. Adalet bütün inançların ortak temelidir, tıpkı ahlak gibi. Bütün peygamberler adalet için mücadele etmişlerdir. Kuranı Kerim’de adaletle hükmediniz der, işi ehline veriniz der, peygamberimizin veda hutbesi de adalettir. Adalet düzeni olmayan bir toplum, bir devlet yaşayamaz, çöker. Tarih bunun onlarca, yüzlerce, binlerce örneğiyle doludur. Onun için diyoruz ki, “önce adalet.” “Hak, Hukuk, Adalet” diyoruz.

ETNİK KİMLİĞE, İNANCA, YAŞAM TARZINA GÖRE SİYASET YAPANLAR VATAN HAİNLERİDİR

Siyaset ahlak temelli, adalet temelli yapılmak zorundadır. Siyaset topluma adanmışlıktır, siyaset köşeyi dönme alanı değildir, siyaset malı götürme alanı değildir, siyaset vatandaş için yapılır, ülke için yapılır, ülkenin çıkarları için yapılır. Siyaset ülkeyi birleştirmektir, kutuplaştırmak değil, bölmek değil, ayrıştırmak değil, gerginlik yaratmak değil. O nedenle her yerde söylüyorum, bir daha söyleyeceğim, defalarca söyleyeceğim, sizler de söyleyin, hiç kimsenin etnik kimliğine göre, inancına göre, yaşam tarzına göre siyaset yapmayacağız. Yapanlar vatan hainleridir, yapanlar ülkeyi sevmeyenlerdir. Herkesin kimliğine saygı duyuyorum, herkesin inancına saygı duyuyorum, herkesin yaşam tarzına saygı duyuyorum. Başı örtülü kadınlarımız için diyorlar ki, efendim iktidar değişirse sizin yaşam tarzınızla uğraşacaklar, başörtülerinizi açacaklar. Bunu söyleyenlere itibar etmeyiniz, bunu söyleyenler doğru söylemiyorlar. Biz herkesin yaşam tarzına, herkesin kimliğine, herkesin inancına sonuna kadar saygılıyız. Beni kişinin kimliği değil, kişinin yaşam tarzı değil, kişinin inancı değil beni o kişi bu ülkede karnı doyarak, huzur içinde yaşıyor mu yaşamıyor mu beni ilgilendiren budur.

DARBEYİ DE ÖNLEYECEĞİZ, ADALETİ DE GETİRECEĞİZ; SOKAKSA EVET, SONUNA KADAR SOKAK!

Yürüyüşe başladığımızda belli çevrelerden eleştiriler geldi. “Efendim adalet sokakta aranmaz” diyorlar. Eğer bir ülkede büyük haksızlıklar varsa, adaletsizlikler, eşitsizlikler varsa o ülkenin mahkemeleri bağımsız değil, siyasi otoritelerden talep alıyorlarsa, hukukun üstünlüğüne göre, vicdanlarına göre hakimler değil de, siyasi otoritenin beklentilerine göre karar veriyorlarsa, milli iradenin tecelligahı olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkileri gasp edilmişse, Türkiye Büyük Millet Meclisi dumura uğratılmışsa, halkın gözü, kulağı ve sesi olan basın susturulmuş veya iktidar tarafından teslim alınmışsa o zaman adalet arayışımızın tek yeri o da sokaktır. Hiç kimse bundan endişe etmesin. “Adalet, Adalet, Adalet sonuna kadar Hak, Hukuk, Adalet” diyeceğiz. Bize diyorlar ki “adaleti niye sokakta arıyorsunuz?” Ama 15 Temmuz darbe girişimini savuşturan parlamentonun onurlu duruşu ve halkın sokağa inmesiyle oldu. 249 şehidimiz var darbeyi önlemek için sokak güzel, adaleti getirmek için sokak kötü. Darbeyi de önleyeceğiz, adaleti de getireceğiz. Sokaksa evet, sonuna kadar sokak!

NE OLURSAN OL, KİM OLURSAN OL ADALETİ BU ÜLKEYE GETİRECEĞİM!

Sevgili vatandaşlarım iki tane 15 Temmuz var. Bir, Halkın 15 Temmuzu, iki sarayın 15 Temmuzu. Halkın 15 Temmuz’u halk sokaklara indi, 249 şehitle ve 1000’i aşkın gaziyle darbeyi önledi. Biz buna Halkın, Sokağın 15 Temmuzu diyoruz. Bu 15 Temmuz bizim onurumuz, bizim gururumuzdur. Bir de Sarayın 15 Temmuzu var. Sokağın 15 Temmuz’undan yararlanıp, darbe girişiminden yararlanıp, 20 Temmuz’da KHK yetkisi alarak TBMM’yi devre dışı bırakarak, sivil darbenin yolunu açan 15 Temmuz’dur. Buna da Sarayın 15 Temmuz’u diyoruz. Sarayın 15 Temmuzuna sonuna kadar karşıyız, sonuna kadar direneceğiz, sonuna kadar mücadele edeceğiz. Sarayın 15 Temmuzu, 5 gün sonra 20 Temmuz’da sivil darbe yapıldı, TBMM’nin yetkileri alındı. Adalet mekanizması tamamen siyasi otoriteye bağlandı. Saraydaki zat diyor ki, “Yıl sonuna kadar ciddi manada mahkumiyet kararları gelecektir diye düşünüyorum.” Yani diyor ki kimin kaç yıl ceza alacağını ben belirliyorum. Ben hakime talimat veriyorum şu kadar ceza verin diye. Yuh çekmeyin sadece bu gerçeği bilin. Bir kişinin suçlu olup olmadığına siyasetçi karar vermez, bakan karar vermez, muhalefet partisinin Genel Başkanı karar vermez, milletvekili karar vermez, sanayici karar vermez, esnaf karar vermez. Bir kişinin suçlu olup olmadığına ancak hakim karar verir. Beyefendi hatırlarsanız Ergenekon davalarının da savcısıydı. Şimdi yeni duruşmaların hakimi oldu. Kişiye ceza biçiyor. Ne kadar ceza alacağını kamuoyuna açıklıyor. Buradan söylüyorum, senin adaletin bizi yıldıramaz, senin cezaların bizi yıldıramaz. Ne olursan ol, kim olursan ol adaleti bu ülkeye getireceğim.

YAŞADIĞIMIZ DÖNEM BİR DİKTA DÖNEMİDİR

Hatırlarsanız 1971 ve 1980 darbelerinden sonra sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri kurulmuştu, yargılamalar yapılıyordu, haksız pek çok uygulama vardı ve o uygulamaların sonucunda da kararlar çıkıyordu. Ama savcı, hakim karar verirken; savcı delil topluyor, hakim de en azından o delillere bakarak bir şeyler yapıyordu, karar veriyordu. Ergenekon, Balyoz davalarında ise sahte delillerle karar verilmeye başlandı. Yani sahte delil üretiliyor ve öyle karar veriliyordu. Şimdi yani 20 Temmuz sivil darbesinden sonra dosya da delil varmış yokmuş hiç önemli değil. Hakim gözünü dikmiş saraya, saray ne diyecek, ne kadar ceza vereceğiz, saraydan gelen talimata göre karar veriyor. Hiçbir zaman şunu düşünmüyor, dosyada delil var mı, dosya da delil yok mu buna bakmıyor. Yani delilsiz ceza verme dönemi başlamıştır 20 Temmuz sivil darbesinden sonra. Bunu her yerde, her ortamda herkese anlatmak bu meydanın görevidir ve Türkiye’nin görevidir.

Yaşadığımız dönem bir dikta dönemidir. Herkes bunu çok iyi bilmeli, yaşadığımız dönem bir dikta dönemidir. Yaşadığımız döneme benzeyen 1940’ların Almanya’sından örnek vermek isterim. Hitlerin bir adalet müşaviri vardı Hans Frank. Şöyle söylüyor hakimlere, “Karar vermeden önce kendinize şunu sorun, benim yerimde Führer olsaydı nasıl karar verirdi”. Yani vicdanına göre verme, kanuna göre verme, hukukun üstünlüğüne göre verme, Führer nasıl isterse öyle karar vereceksin diyor. Aynı şey, aynı oyun bugün Türkiye’de oynanıyor. Hakim saraya bakıyor, aldığı talimatla karar veriyor. Oysa hakimlik kutsal bir görevdir. Hakimin cübbesinde ilik yoktur, düğme yoktur. Hakim kimsenin önünde diz çökmez hakim kimsenin önünde cübbesini iliklemez, hakim kimsenin önünde ayağa kalkmaz. Tam tersine duruşma salonuna hakim girerken herkes ayağa kalkar. Şimdi ben buradan bütün yargıçlara, bütün savcılara sesleniyorum, bütün hakimlere ve bütün savcılara, adaletin hakkını korumak benim kadar sizin de görevinizdir. Adaletin hakkını korumak Maltepe Meydanını dolduran vatandaşın hakkı ve görevi kadar sizin de hakkınız ve görevinizdir. Dik durun, onurlu durun, vicdanınızın sesini dinleyin ve ona göre karar verin. Delilsiz insanları mahkum etmeyin. Saraydan talimat geliyorsa elinizin tersiyle itin. Onurlu durun. Çocuklarınıza, torunlarınıza güzel bir miras bırakın.

Konuşmamın bir yerinde dedim ki, niçin yürüyoruz? FETÖ darbe girişimin siyasi ayağı ortaya çıksın diye yürüyoruz dedim. Gerçek darbeciler, kol kola gezenler, “aynı yolda yürüyoruz” diyenler, “ne istediniz de vermedik” diyenler, gerçekler ortaya çıksın diye yürüyoruz dedim. Şimdi yargı ele geçirildikten sonra, yani 20 Temmuz sivil darbeden sonra FETÖ olayının ayrıntılarını ortaya çıkarmak için görev yapan onurlu savcılardan dosyalar alındı. Önce dosyaları ellerinden alındı, sonra aynı savcılar başka yerlere sürüldüler. Bir darbe girişiminin üstünü örtmeye kalkanlar gerçek darbecilerdir. Bir darbe girişiminin aydınlanmasını örtmeye çalışanlar darbe girişimcileridir. Sivil darbe gerçek darbe girişiminin oluşmasını, olayını, ayrıntılarını öğrenmeyelim diye perdeleniyor. O açıdan bir şey daha yapıyorlar, FETÖ iddianameleri önce Adalet Bakanlığına gidiyor Adalet Bakanlığı gözden geçirdikten sonra savcı mahkemeye veriyor. Yani yargının her alanı siyasi otoritenin denetimi altında, değerli vatandaşlarım hepiniz adalet saraylarına giderken görmüşsünüzdür, bir kadın gözleri bağlı elinde bir kılıç buna adalet heykeli diyoruz. Adalet heykelinin gözleri bağlıdır, kulakları kapalıdır, terazisi ise adaletlidir. Hakim ve savcılara sesleniyorum, eğer siz adalete inanıyorsanız, adalete güveniyorsanız, adaletin ne kadar değerli olduğuna, bizi birleştiren en temel unsur olduğuna inanıyorsanız – bu adalet heykelinde şu andaki tabloyu size söyleyeyim, adalet heykelinin gözleri bağlı değil açık, kulakları kapalı değil açık, terazisi ise hilesiz değil hileli- bu heykelin hakkını vermek, adaleti yeniden tahsis etmek, siyasi otoritenin emrine girmek değil, vatandaşın can ve mal güvenliğini koruyacak gerçek adaleti sağlayacak bir vatandaş olarak, bir hakim olarak görev yapmanızla ancak mümkündür. Eğer görevinizi yapmayıp siyasi otoriteden talimat alıyorsanız siz hakim de değilsiniz, savcı da değilsiniz. Siz Türkiye Cumhuriyetinin temeline dinamit koyuyorsunuz. Bu arada Anayasa Mahkemesinin değerli Başkanlarına ve üyelerine de seslenmek istiyorum, korkmayın. Korkunun ecele faydası yoktur. Onurlu durun, dik durun, namuslu durun, daha önce verdiğiniz kararların arkasında durun. Daha önce karar verdiniz milletvekilleri yargılanabilir ama tutuklanamaz diye, şimdi milletvekilleri hapiste neden? Size başvurmuşlar. Neden karar vermiyorsunuz? Neden korkuyorsunuz? Neden sarayı ürkütürüz diye çekiniyorsunuz? Anayasa mahkemesi üyeleri sizin dik durmanız, sizin onurlu durmanız, sizin adaleti korumanız, sizin adaletten yana tavır almanız, sizin sarayın değil, ülkenin çıkarlarını savunmanız, sizin Türkiye’nin onurunu verdiğiniz kararlarla korumanız size güç katar, Türkiye’ye güç katar. Birilerinin oyununa gelmeyin, korkmayın. Saray bize ne yapabilir diye çekinmeyin. Ne yaparsa yapsın yarın çocuklarınızın yüzüne bakacaksınız, torunlarınızın yüzüne bakacaksınız, arkadaşlarınızın yüzüne bakacaksınız. Saraydan talimat geldi biz kararı öyle verdik diyorsanız ve o niyetteyseniz, lütfen o koltukları boşaltın. O koltukları boşaltın oraya onurlu, dik duran namuslu yargıçlar gelsin.

TÜRKİYE İÇİN, TORUNLARIMIZ İÇİN, 80 MİLYON İÇİN YÜRÜDÜM

450 kilometreyi büyük bir keyifle yürüdüm, “450 kilometreyi yürürler mi” diye soru soranlar oldu. “Fazla yürüyemezler canım 50- 60 kilometrede bırakırlar” dediler. Fakat bir baktılar ki yürüyor bu adam. Bu adam yürüyor. Evet, yürüdüm. İnançla yürüdüm, kararlılıkla yürüdüm, ülkem için yürüdüm, Türkiye için yürüdüm, torunlarımız için yürüdüm, 80 milyon için yürüdüm, 80 milyon için. Hiçbir ayrım yapmadım herkesi kucakladım.

UMUDUMUZU YENİDEN YEŞERTTİK, BİR TARİH, BİR DESTAN YAZDIK

Bu yürüyüşle ne kazandık? Bu da güzel bir soru, bu yürüyüşle ne kazandık? Önce toplum olarak korku gömleğini çıkarıp çöp sepetine attık. Çekinmeyeceğiz, cesur olacağız, biz cesur insanlarız. Milli Kurtuluş Savaşını vermiş bir milletiz biz. Korkuya teslim olmak bizim kültürümüzde yoktur. O nedenle dedim zaten yargıçlara, siz de korkuya teslim olmayın, onurlu durun, namuslu durun diye. Yalnız olmadığımızı gördük. Tüm Türkiye’ye ve dünyaya yalnız olmadığımızı duyurduk. Adaletli bir Türkiye kuracağımızı gördük ve bunu bütün dünyaya seslendirdik. Umudumuzu yeniden yeşerttik, artık hepimiz umutluyuz. Hepimiz Türkiye’nin geleceği konusunda umutluyuz. Biliyorsunuz umut bulaşıcıdır, ben umutluysam yanımdaki arkadaşımda umutludur. Maltepe umutluysa bilin ki Maltepe’nin tamamı umutludur. Maltepe umutluysa İstanbul umutludur. İstanbul umutluysa Ankara umutludur. Ankara umutluysa Hakkari umutludur.

Herkes umut tohumlarını yeniden eksin. Ve bu yürüyüşte aşımızı, ekmeğimizi paylaşmasını da öğrendik. Tasada ve kıvançta bir olduk. Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçe yaşamayı özledik. Konu adalet olunca tüm farklılıklarımızı bir kenara bırakıp kenetlendik. Ve hep birlikte Türkiye Cumhuriyetinin tarihinin en önemli sayfalarından birini yazdık. Bir tarih ve bir destan yazdık. Bu tarihi, bu destanı yazanlar sizlersiniz. Bu tarihi, bu destanı Türkiye ve dünyanın gündemine getirenler sizlersiniz. Size, hepinize 80 milyona şükranlarımı, saygılarımı ve muhabbetlerimi yine gönderiyorum.

Ne istiyoruz? Yürüyüş yaptık ne istiyoruz? 1. OHAL kalksın, Türkiye normalleşsin istiyoruz, 2. Adliyeye, kışlaya camiye siyaset girmesin, yargı siyasetin sopası olarak kullanılmasın, yargı tarafsız ve bağımsız kılınsın, 3. Hapiste gazetecileri olmayan bir Türkiye istiyoruz, özgür medya istiyoruz, kim olursa olsun, 4. Üniversiteleri susturulmuş değil, üniversiteleri konuşan bir Türkiye istiyoruz. Düşünceyi açıklama özgürlüğü istiyoruz. Düşüncesini açıkladı diye kişilerin, kurumların suçlanmasını ve hapse atılmasını istemiyoruz. Milletin seçtiği vekillerin tutuklanmasını, hapse atılmasını değil TBMM’de görev yapmalarını istiyoruz. FETÖ ile mücadelenin göstermelik değil bir daha söylüyorum FETÖ ile mücadelenin göstermelik değil, gerçekten yapılmasını ve bu darbe girişlimin siyasi ayağının kesinlikle ortaya çıkarılmasını istiyoruz. Tek adam rejimi değil, tek adam rejimine hayır diyoruz. Tek adam rejimi değil demokratik parlamenter sistem istiyoruz. TBMM’nin gasp edilen yetkilerinin iadesini istiyoruz. Göstermelik değil gerçekten de kadın erkek eşitliği istiyoruz. Kadına yönelik şiddetin önlenmesini ve devletin bu konuda daha tutarlı politikalar üretmesini istiyoruz. Gençlere saygı istiyoruz, gençleri önemsemeliyiz, gençler potansiyel suçlu olarak gösterilmesin istiyoruz. Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür gençlerin önündeki bütün engellerin kaldırılmasını istiyoruz. Toplumsal barışımızı bozan tüm antidemokratik uygulamaların eşit yurttaşlık temelinde sona erdirilmesini istiyoruz.

Cennet gibi bir ülkede yaşıyoruz, 450 kilometreyi yürürken ormanları fark ettim, yeşillikleri fark ettim, meraları fark ettim. Yağmuru gördüm, sisi gördüm, gölleri gördü. Cıvıl cıvıl hayatın gördüm. Cennet gibi bir ülkede yaşıyoruz. Ve dönüp kendime şunu sordum, cennet gibi bir ülkede yaşıyoruz bu cennet gibi ülkeyi cehenneme çevirmeye kimin hakkı var? Bu cennet gibi ülkeyi cennet gibi yapmak, herkesin evinde huzurlu oturmasını sağlamak bizim görevimiz değil mi? Niye bunu yapmıyoruz?

 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz