Kılıçdaroğlu: Kimlik üzerinden siyaset yapmak aslında büyük bir düşmanlıktır

0

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara’da Üye Katılım Töreninde konuştu. CHP lideri Kılıçdaroğlu, farklı partilerden CHP’ye katılan 235 kişiyi temsilen 18 kişiye rozet taktı.

“Kemal Kılıçdaroğlu kimdir? Ben, 7 çocuklu bir aileden geliyorum.” diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: “Rahmetli annem ve bugün en büyüğümüz olan abla okuma-yazma bilmezdi. 7 kardeşten üniversiteye giden sadece benim. Diğer kardeşlerimin bazıları memur, bazıları işçi olarak emekli oldular. Rahmetli annem, insanoğlunun aya gittiğine hiç inanmadı. ‘Orası Allah’ın nurudur, oraya kimse ayak basamaz’ dedi. Ya anne, insanlar uzağa gitti. Ama siz beni ikna edemezsiniz dedi. Biz de sonunda vazgeçtik. O nasıl inanıyorsa ona saygı duyduk.

Devlette görev aldım, 27 buçuk yıl çalıştım. Daha sonra emekli olduktan sonra davet üzerine siyasete girdim. Halktan birisiyim, sizden birisiyim. Aristokrat bir aileden gelmiyorum. Dolayısıyla Anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez bir köyünde doğdum ve kader bizi buraya getirdi. Sizin yaşadığınız acıların pek çoğunu biz de ailemizle yaşadık. 27 buçuk yıl devlette görev yaptım. Görev yaptığım süre içerisinde bugün Cumhurbaşkanı olan sayın Erdoğan’ın geçmişte aldığı aylığın her zaman en az iki katını aldım. Devlet bana böyle bir aylık verdi. İyi gelirim vardı. Çünkü hesap uzmanlığı gibi önemli bir mesleği kazanmıştım.

Devlet beni yurt dışına 1 yıl süreyle Fransa’ya gönderdi. Sonra döndüm Türkiye’den emekli oldum. 1999 yılında 27 buçuk yılımı tamamladım ve emeklilik hakkını kazandım. Siyasete girdiğim gün bütün mal varlığımı, eşimin yüzüğü dahil; kendi internet siteme koydum. Hepsi benim alın terimle kazandığım mal varlığım. Benim görev yaptığım yılları didik didik ettiler, acaba Kılıçdaroğlu’nun bir açığını bulabilir miyiz, diye. Açık bulamadılar. Çünkü kul hakkı yemenin ne kadar büyük günah olduğunu biliyordum. Babam da annem de bizi öğretmişti. Dolayısıyla insanının hakkına, hukukuna saygı duymak kadar değerli bir şeyim olmadığını biliyorum.

Üç evladım var, ne yaptıklarını çoğunuz bilmezsiniz. Her birisi bir ucundan ekmeğini tutmuş, çalışıyor. Dolayısıyla onlara şunu söyledim; ben genel başkan oldum, avukat bir kızım var İstanbul’da, sakın olan bir belediyeye gitme, bir belediyeden hele ki CHP’li bir belediyeden hiç iş alma. Sonra derler ki şunu yaptı bunu yaptı. Oradan içeriye girmeyeceksin. Sen kendi emeğinle kazan, herhangi bir şekilde CHP’liler ile muhatap olma, muhatap olursan bir sürü iftira üzerine atabilirler. Buradan vazgeç diye. Sağ olsun çocuklar da buna dikkat etti.

Geldik partiye. Beni tanıdınız, hayatım böyle. Mütevazı yaşamayı severim. Çok farklı görüşlerden, kimliklerden çok sayıda arkadaşım vardır. Hepsi ile de konuşurum. Hiçbiriyle de görüşü farklıdır diye kavga etmedik, oturur, insan gibi konuşuruz. Ne olacak yani? Sohbet ederiz.

Partiye genel başkan oldum. Adı CHP. Halkın partisi olmak zorundaydı. Fakirin, fukaranın hakkını korumak zorundaydı. Bütün hedefim buydu. Eğer bir çocuk bu coğrafyada yatağa aç giriyorsa sizin rahat etmemeniz lazım, uyumamanız lazım. Bir çocuk açsa aslında hepimiz açız, bir çocuk kışın soğukta kalıyorsa aslında hepimiz kışın soğukta kalıyoruz demektir. Hiçbirimizin huzuru yoktur demektir. Böyle baktım, böyle bakarım.

Büyük haksızlıklar oldu. Dünya siyaset tarihinin en büyük adalet yürüyüşünü yaptım. İhtiyacımız vardı. Toplumun dikkatini çekmek zorundaydım. Bu kadar büyük adaletsizliklerin olduğu yerde bu toplumun bir vicdanı, feraseti var dedim. Nedir bu milletin çektiği dedim. Buna benzer pek çok sıkıntı ile karşılaştık.

Gittiğim, siyaset yaptığım yerlerde tehditler de aldım. Terör örgütünün silahlı saldırısına da uğradım. Bir askerimiz şehit düştü. Bir camide şehit cenazesine katılırken linç girişiminde bulundular. İstanbul’da bir cenaze töreninde göğsüme bir kurşun, mermi fırlattılar. Tehdit ettiler. Ama inanın haklıysanız hiçbir tehdit sizi etkilemez. Haklı olduğunuza inanıyorsanız, bu millet için çalıştığınıza inanıyorsanız, bu coğrafyada yaşayan milletin; inancına, kimliğine, yaşam tarzına saygı duyuyorsanız önünüzde hiçbir güç olmaz arkadaşlar. Ben bu davaya böyle inandım ve böyle yürüdüm.

CHP ailesine katılıyorsunuz. Her ailede olduğu gibi bizim ailede de tartışmalar olabilir. Ama bu kavgaya dönüşmez. Oturur konuşuruz, tartışırız. Benim düşünmediğimi bir başka arkadaş düşünebilir. Bu demokrasinin, istişarenin de gereğidir. Bu tartışmalar bazen kamuoyuna, bak gördünüz mü yine bunlar birbiriyle kavga ediyor, diyor. Kavga falan yok. Aslında oturup konuşuyoruz.

Aileye katıldınız. Belli konularda çok dikkatli olmanızı isterim. Bu ailenin temel normlarından biridir. Bir, adaletten sapmayacaksınız. Adalet olmazsa olmaz. Kâinatın, dünyanın düzeni adalet üzerine kurulmuştur. Devletin dini de adalettir. Adalete olan inancınızı pekiştireceksiniz. İki, hiç kimsenin inancını siyasete malzeme etmeyeceksiniz. Birisi kalkıp da inanç üzerinden siyaset yapıyorsa bizim inancımıza en büyük haksızlığı o yapıyor demektir. Kimin inançlı kimin inançsız olduğuna sadece yüce yaratan bilir. Nereden biliyorsunuz bir insanın inançlı, inançsız olduğunu. Peygambere verilmeye bir yetkiyi dahi nasıl olur da birileri sen inançlısın sen inançsızsın diye suçlar. Allah ile kulun arasına kimsenin girmeye hakkı yok. Herkesin inancına saygı duymak benim görevimdir. Neye inanıyorsa, saygı duyarım.

Kimlik, herkesin kimliğine saygı duyacaksınız. Hiçbirimiz anne ve babamızı seçme özgürlüğüne sahip değiliz. Ama her birimizin kimliği kendi şerefimizdir. Kimliği siyaset konusu yapmak, kimlik üzerinden siyaset yapmak aslında büyük bir düşmanlıktır. Bizi ayrıştırır. Herkesin kimliğine, inancına saygı duymalıyız.

Herkesin yaşam tarzına saygı duyacaksınız. Bizim karnemizin kırık olduğunu ifade edeyim. Derler ya doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar. Biz yeri ve zamanı geldiği bir dönem, başörtüsünü Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline getirdik. Sana ne kardeşim, sana ne. O kadının, evinde huzur var mı yok mu; çocuğunun işi var mı yok mu ona bak. Evinde engelli, yaşlı var mı yok mu ona bak. Biz siyasetin konusunu başka bir yere taşıdık. Oradan da çıktık. Dolayısıyla herkesin yaşam tarzına saygı göstermek zorundayız, herkesin.

Kibir ve öç alma duygusu. Bundan arınacaksınız. Kibir şeytana özgü bir kavramdır. Mütevazı olmak lazım. Kibirden uzak duruyorsanız halkın sorunlarına eğilirsiniz. Bilgi başka bir şeydir. Birikim başka deneyim başka bir şeydir.

Devleti yönetenlerin açık ve şeffaf olması lazım. Her biriniz vergi ödüyorsunuz. Ekmek alırken vergi ödüyorsunuz. O zaman şu soruyu, her CHP’li; yöneticiye sormak zorundadır, vatandaş adına: ‘Bizim ödediğimiz vergileri nerelere harcadınız?’ Öyle ya hesap vermek zorundadır. Devletin saydamlığı bunu gerektirir. Eğer bunu yaparsanız, o zaman vatandaştan aldığınız vergilerin doğru yere harcandığını açıklarsanız. Eğer yolsuzluk yapılmışsa birileri malı götürmüşse bunu açıklamazlar. Bunun açıklanması lazım. Saydamlık kadar değerli bir şey yoktur. Yöneticilerin, devleti yönetenlerin temiz olması lazım. Devleti yönetenlerin emperyal güçler tarafından tehdit edilmemesi lazım. ‘Bak ha beni kızdırma senin mal varlığını açıklarım’ dendiği zaman devleti yöneten şunu söyleyecek; benim mal varlığımı açıklamazsanız namertsiniz. Ben mal varlığımı siyasete atıldığım gün kamuoyuyla zaten paylaştım. Ne var benim mal varlığımda? Alın terimin karlığıdır demesi lazım. Bu denmediği zaman demek ki bir sorunumuz var.  

Suriye’de önce gideceğiz, yönetimle oturacağız konuşacağız. Ben bunu defalarca söyledim. Neyse, adım attılar. Onlar da şimdi görüşecekler. İnşallah başarılı olurlar. Bakın, önemli olan Türkiye. İkinci adım; yolu, okulu, kreşi hepsini yapacağız. Can ve mal güvenliğini sağlamamız lazım.

Adalet sadece sevdikleriniz için değil, kâinatın düzeni adalet üzerine kurulduysa bir kişi haksızlığa uğradıysa o haksızlığa karşı susmayacaksınız. CHP’nin temel karakterlerinden bir tanesi de budur. Haksızlık karşısında susan dilsiz, şeytandır. Şenyaşar Ailesi, Şanlıufa’da… Çocukları, eşi öldürüldü. Üstelik hastanede kafasına tüp vurularak öldürüldü. Bu kadının bir oğlu var. O da hapiste tek başına duruyor. Bu kadın sadece adalet istiyor. Türkçe bilmiyor, gittim ziyaret ettim. Türkçe bilmiyor. Bildiği tek Türkçe kelime adalet. Bu kadın adalet duygusu, adalet istiyor. Çocuklarım, kocam öldürüldü. Bir oğlum hapiste tek başına kalıyor. Katilleri bari yakalayın.

Hastanede bu kadıncağızın kocası öldürülüyor, kafasına tüp vurularak. Katiller ellerini, kollarına sallayarak geziyorlar. Bu kadın tek başına oturmuş, elinde adalet diye bir pankart var. Bu kadının duygularına, adalet beklentilerine bu toplum olarak cevap vermezsek o zaman Allah aşkına bizim insanlığımız nerede kalır? Biz adalet duygusunu hem büyütmek hem güçlendirmek zorundayız.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kuran CHP’dir. İlk imam hatip okulunu açan CHP’dir. İlk ilahiyat fakültesini açan CHP’dir. Kur’an’ın Türkçe mealini hazırlayıp vatandaşa bedava dağıtan CHP’dir. Kur’an daha sonra mealini Elmalı Hamdi Yazır’a hazırlatıp onu da vatandaşlara dağıtan yine CHP’dir. Osmanlı döneminde bakımsız kalan camilerin onarımını yapan CHP’dir. Bunları bir yerde söylemek için değil hafızanızın bir köşesinde tutun.”

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz