Kısa Bir Dertleşme Arası Verelim

0
Latest posts by Doç. Dr. Akif Altınbaş (see all)

Bu LGBTQ dostu bir yazıdır!

Sosyal medyada Ocak Medya’dan bahsederken, “Görüşlerine muhalif kalacağınız veya hatta hiç beğenmeyeceğiniz birden çok yazar veya yazı garantisi olan bir platform!” diye bahsettiğimi hatırlıyorum.

Her görüşten insanın bir araya getirilmesi, sadece günümüz dünyasında değil, popülizmin kol gezdiği, insanları ayrıştırmak için aidiyet kavramı üzerinden savaşların kızıştırıldığı her dönemde riskli bir tavır olmuştur. Bu sebeple, Ocak Medya yönetimini yeniden tebrik etmek isterim. Kolaya kaçmak yerine, kimsenin cesaret edemediği, hatta hayal etmeye bile gücünün yetmediği bir dönemde karşınıza böylesine çok sesli bir ortam ile çıkabildiler. Tebrikler sadece yönetici kesime değil, bu derece farklı sesin çıktığı bir grupta özgürce yazma cesareti gösteren yazarlara da gelsin. Görüşlerini sadece kendi mahallesinden olanların yer aldığı bir ortamda dile getirmek, herkesin yapabileceği bir “iş”tir; ama okuyanların yarısından çoğunun yazılarınızdan hoşlanmayacağını bilerek dile getirmek, başlı başına bir meydan okumadır!

“Meydan okuma” derken bu satırları okuyan kişilere bayrak açıldığı anlaşılmasın lütfen. Çoğumuzun kalbinden geçenleri bastırmaya çalıştığı bir zamanda bu şekilde yazı yazabilmek, kendine, korkularına bir meydan okumaktır!

Son takdir de okuyuculara gelsin. Her türlü aykırı sese kulak verebilmek de önemlidir. Kendi iç sesinize farklı gelen, cümleler arasındaki yolculuğunuzda gerildiğinizi, yer yer şaşırdığınızı, hatta yok artık dedirtircesine belki de öfkelendiğinizi hissediyor ve okumaya devam edebiliyorsanız, en büyük tebrik sizlere gelsin! Bu yazının başındaki ifadeyi oracığa koymayı gerektiren kişiye de, kendi dünyasında başarılar dilemekten başka elimizden bir şey gelmez. Korkuları ile yüzleşmeye başladığı gün, ahlakın hiç de sandığı gibi dar bir kalıba sığmadığını göreceğini umut ediyorum… 

Parmaklarım şu tuşlarda gidip gelirken ortaya çıkan kelimelerin en başta beni tedirgin etmesi bile, nasıl da bir korku imparatorluğu içinde yaşadığımızın bir kanıtıdır. Bu satırlardan eleştirilerimin sadece içinde serpildiğim güzel ülkeme yönelik olduğunu sanmayın. Pragmatizmin son dönemde olanca hızıyla yükseldiği, yine yeniden üstüne toprak örtülmüş, eski/ banal/ başka insanların yaşamları üstüne söz söyleme hakkını kendinde gören düşünce kırıntılarının kendisini kapı arasından gösterdiği bir ülkeden yazıyorum bu satırları. İşler ne zamandan beri tersine döndü başka bir yazıda tartışırız; ama Amerika’daki tartışmalar da, sadece bu yenidünyada değil, kıta Avrupa’sında gözlerimizi tırmalıyor son yıllarda. Macaristan gibi bir ülkenin de durup durup aynı konuları kaşımasını elbette göz ardı edilmemeli. LGBTQ düşmanı demeçleri ile hiç de uyuşmayan gizlenen gerçek yaşamı ifşa olan politikacıları gördükçe, popülizmin ne kadar da sahte ve yalan bir ideoloji ile insanları kandırdığını anlayabiliyoruz…

İnsanoğlu “çirkinlik veya kötülük” kavramlarına evrensel bir bakış açısı geliştirebilmiştir. Bunu ister özgür iradesi veya aklı ile gerçekleştirmiş olsun, isterse de çoğumuzun inandığı gibi arada ilahi bir yaratıcıdan düzeltmeler ile görüşlerini yontmuş olsun, günümüzde elle tutulur ve insana yaraşır bir genel- evrensel hukuk/ insan hakkı/ yaşama saygı kültürü ortaya çıkmıştır. Bu kültüre hangi toplumlar genel olarak uyum sağlayabilmişler ve hayata devlet olarak geçirebilmişler, uluslararası indekslere bakılabilir. İndekslerde sıralamada geri planlara ilerledikçe de, “Ama” ile başlayan, “Kendimize has sıkıntılarımız, şartlarımız var!” ile devam eden bahanelerin ortada cirit attığını göreceksiniz. O baskıcı atmosferde yaşayanların da, “öğrenilmiş çaresizlik”ten olsa gerek, bu tezlerin alıcısı olduğuna şahit olacaksınızdır!

Mehmet Gündoğdu hoca “Haram ve Helal” çerçevesinde bu kavramlara atıfta bulunurken, sanırım olayın daha çok ölümden sonrası için, yani ebedi hayat için olan kısmını ele almış. Dini/ ideolojik yasakların ve onayların, nihayetinde insanoğluna zararı dokunmayacak, elinden veya dilinden kimsenin zarar görmeyeceği bir insan prototipi yaratmak olduğunu sanırım kabul edilecektir. İnanmayanların kellelerini almayı, dönenlerin mallarının, canlarının hatta namusları olarak dillendirdikleri (!) eşlerinin ve/ veya kızlarının yağmalanabileceğini ve bunun kendilerinin en doğal hakkı olacağını düşünen bir toplum yaratmak, sanırım dinlerin veya ideolojilerin hedefi değildir!

Ağza alınmaz küfürler ile kendi görüşünü paylaşmayanları, kendi gibi yaşamayanları hedef tahtasına oturtan kişileri dini yasalar nereye konumlandırırlar acaba?

Mesela bireysel günah ile sonuçlarının başkalarını olumsuz bir şekilde etkilediği hareketlerin değeri bir midir?

Tabii, bir dindar bilinç- sadece İslamiyet’i kastetmiyorum bu cümlem ile, dindar bilinç her dinde benzerdir- mahallesinde bireysel günah işleyen kişi ve kişileri, doğa olaylarının esas sebebi olarak görüyorsa, zaten söz o noktada bitmiştir. O andan itibaren, her koyun kendi bacağından asılır diyenleri bile asarlar desem yanlış olmaz sanırım…

Söylemeden edemeyeceğim; benim her yazım, LGBTQ dostudur; daha doğrusu, insanı tanımlayan her sıfatın dostudur!

Eylemleri, inançları ve hayalleri ile başka insanlara zarar vermeyen her bireyin dostudur yazılarım! İnsanoğlunun içindeki kötü/ negatif enerjileri toprağa aktardığı her ortam/ oluşum/ birliktelik/ mahalle/ topluluk insanoğlu dünyada var olduğu sürece varlıklarını koruyacaklardır. İçinizdeki kötülüğü toprağa aktaramadığınız her oluşum ise farkında bile varamadığınız bir buyota ulaşacak, nefret/ korku/ öfke/ tehdit/ vahşet/ tecavüz olarak ortalığa saçılacaktır.

Haram/ helal çerçevesinde hayatlarınızı huzur içinde devam ettirdiğiniz sürece sadece kendinize değil, tüm insanoğluna yararınız dokunur. Aksine, karşılaştığınız her yasak içinizde öfkeye sebep oluyorsa, kusura bakmayın ne kendinize, ne de çevrenize bir katkınız olur. İçinizde birikerek dağları aşan bu öfkenin sizi ölüm sonrası mutlu sona ulaştıracağını düşünenlerdenseniz, başka insanlara verdiğiniz zararların hesabını nasıl vereceğinizi bir gözden geçiriniz efendim. Ne eşleriniz, ne çocuklarınız, ne de sizlerle birlikte yaşamaya/ çalışmaya/ aynı havayı solumaya mecbur insanların sultanı değilsiniz! Hiçbir birey, ağzınızdan çıkacak ne kötü bir sözü, ne de gözlerinizdeki öfkeyi, ne de eylemlerinizdeki şiddeti hak etmezler.

“Bir bahçeye giremezsen, durup seyran eyleme,

Bir gönül yapamazsan, yıkıp viran eyleme!”

Daha önce de altını çizmeye çalıştığım gibi: İyi din veya ideoloji veya dünya görüşü yoktur! İyi insan ve kötü insan vardır!

Esen kalınız

Kaynaklar:

https://www.businessinsider.com/hungarian-mep-resigns-breaking-covid-rules-gay-orgy-brussels-2020-12

https://www.eiu.com/n/campaigns/democracy-index-2020/

Önceki İçerik“Ebedi Barış” Mümkün mü?
Sonraki İçerikMitinglerde kaç bin kişi vardı? Partilerin derdi bu. Oysa siyaseti de etkileyen bir devrim yaşanıyor…
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz