Kıssaların Dilinden

0
Latest posts by Kadir Durgun (see all)

Kıssalar, sosyal olayları ve insanlar arasındaki ilişkileri tahlilde etkili bir araç. Fabl türü kıssalarda acı hayat gerçeklerinin, kişileri incitmeden dillendirildiğini görürüz. Bir tür temsili istiare… Alegorik yöntem de diyebiliriz. 

Dünya üzerinde doğu ülkeleri diye tasnif edilen milletlerin kültüründe kıssalar geniş yer tutar. Kıssalardaki her bir figürde ve davranışta ayrı bir mana vardır. Figürler arasındaki ilişkiler, derin anlam katmanlarına sahiptir. Her eylem, toplumun veya insanların bir yönüne karşılıktır. 

Bu kıssa işi nereden çıktı demeyin lütfen. Altmış beşi bitirip altmış altıdan gün saymaya başladığım bu yaşımda Arapça öğrenmeye karar verdim. Basit cümlelerle yazılmış kıssalar, bir dili öğrenmede önemli kolaylık sağlıyor. Arapça kıssalar okuyorum bugünlerde. Paylaşacağım şu kıssada herkes, kendisinden, çevresinden mutlaka bir şeyler bulacaktır. Çuvaldızı başkasına batırmadan iğneyi kendine batırmak şartıyla…

Ferfur isimli fare Köylü Kasım’ın çuvallarını delmekte ve buğdaylarını yemektedir. Kasım, Kattuta ve Fattuta isimli kedileri evine konuk eder. Kediler, fareyi kovalarlar ve yerler. Kasım, Kattuta ve Fattuta’ya dört sarı ve dört kırmızı elma verir. Ödül güzeldir, lakin bir sorun vardır. Hangi renk elmalar, hangi kedinin olacaktır? Kattuta, “Kırmızılar, benim hakkım” der. Fattuta da aynı şeyi söyler. İneği hakem seçerler. İnek, “Evet, haklısınız; dört kırmızı elma sizin, sarılar benim” der ve ikişer kırmızı elmayı iki kediye pay eder. Elmalardan ikisi büyük ikisi küçüktür. Kattuta irilerini alır, Fattuta da irilerini ister. Anlaşamazlar, “At, adaletle karar versin, ona razı olalım” derler. At, şöyle bir bakar, “İki büyük elmayı her birinize veriyorum” der, küçük elmaları kendine ayırır. Her iki kedi de büyük elma almaktan memnudur. Ancak elmalardan birinin üzerinde iki yeşil yaprak vardır, diğerinde hiçbir yaprak yoktur. Kattuta,  “Yeşil yapraklı olan benim hakkımdır” der. Fattuta buna itiraz eder. Anlaştırması için başka bir hakeme giderler. Bu, eşektir. Eşek, yapraksız olan elmayı kendine ayırır, diğer tek elmayı da iki yaprağın her biri farklı tarafta olacak şekilde ortadan yarar. Fattuta ve Kattuta ortadan yarılan elmaya bakarlar ki, iki yarım elma birbirine tıpatıp benzemektedir. “Yaşasın adalet!” diye haykırırlar. 

Kattuta ile Fattuta’nın öykücüğünü okuyunca aklınızdan neler geçmiş olabilir? Kolay kazanılan kolay kaybedilir, dolayısıyla haydan gelen huya gider, diyebilirsiniz; adalet zor tesis edilen bir normdur, bedel ödemeyi gerektirir, diye düşünebilirsiniz; her ödül aslında bir zenginlik değil, sıkıntıdır, sonucuna ulaşabilirsiniz; insanı şerefli kılan somut değil soyut değerlerdir, çıkarımını yapabilirsiniz; akıl gibi sermayeyi  kullanamayanlar, uyanıkların ve çıkarcıların oyuncağı olmaktan kurtulamazlar, kendilerine ahmak denilmesini hak etmişlerdir, değerlendirmesi yapabilirsiniz … 

Yazımın siyasi nitelik kazanmaması için bu alandan örnekler vermek istemiyorum; ancak elindeki son derece geniş, etkili, yararlı imkânları bir nedenle terk ederek ulaştığı veya ulaşmayı hayal ettiği yapay değerlerin yapay mutluluğu ile zafer haykırışı yapanları gördükçe hem üzülüyor hem tuhaflıyorum. Kaybedilen maddi birikimler, israf edilen zamanlar, balon gibi şişirilip söndürülen hayaller, yıkılan ümitler, yeşeren güvensizlikler, vefasızlıklar; samimi insanlarda, emeğiyle kazanan, helalinden yiyen toplum kesimlerinde derin bir kırılmaya, zamanla kendi içinde kırgınlığa yol açıyor. 

Pire için yorgan yakanlar, hem yorgandan mahrum olup hem pireyi kaçırdıkları halde, davranışlarının adına “onur mücadelesi”, ulaştıkları sonuca “zafer”, deme cüretkârlığı gösterebiliyorlar. Desibeli yüksek “Yaşasın adalet!”çığırtkanlığı ile hem kendileri ile gerçekler arasına duvar örüyorlar hem de kendisine inanarak peşine takılan kitlelerin hesap soracağı güne hızla ilerliyorlar. 

Bireyiz, bir toplum içinde yaşıyoruz; hizmet veya kazanç sektörümüz ne olursa olsun, bir ayet hükmünde olan aklımızı, duygularımızın önüne geçiremeyiz. Allah’ın bizim için çizdiği kader haritasında “aklını kullanmayanların pisliğe mahkum olacağını” hatırdan çıkarmamak durumundayız. 

Yaşadıkça, kolay ya da zor yollarla, ödül, makam, servet sahibi olabiliriz. Ancak, sonuç itibariyle, her ödül takdir değildir, her makam itibar değildir, her zenginlik konfor değildir. Her biri bizim için birer imtihan, sıkıntı, utanç sebebi de olabilir. Bunları taşımak ve birer yüce değer olarak yaşatmak, kapasite genişliği, akıl yetkinliği gerektirir. 

Yetkinlik, haddini bilmektir, yolun sonunda konaklamak zorunda kalacağımız handa yaşayacağımız hayatı öngörebilmektir; hatta, yol haritamızı daha sonrasına göre çizebilmektir. 

Kattuta ile Fattuta zekâsının davranış kalıplarıyla dünya sahnesinin her perdesinde karşılaşıyoruz, çok kere bu sahnede biz de yer alıyoruz.  Ömür adlı en büyük sermayemizi bu kalıplar içerisinde tüketiyoruz. Bir günlük ömrümüzün sonunda da, kedilerin, neleri kaybettiklerine ve kimlerin onları aptal yerine koyduklarına bakmaksızın, “Yaşasın adalet!” diye haykırdıkları gibi ya ürettiğimiz fani bir değeri haykırıyoruz ya “hiç”lik inancıyla teslim oluyoruz ya da “Bir varmış, bir yokmuş.” diyerek hayıflanıyoruz. 

Ömrün tüketildiği dünya mekanında Çiftçi Kasım da, fare Ferfur da, Kattuta ve Fattuta adlı kediler de, onlardan geçinen inek, at, eşek de olacaktır. Bunlar kader orkestramızın enstrümanlarıdır. 

Orkestramız bugün hangi besteyi seslendiriyor?

kadir@kadirdurgun.com

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz