Köhne Müslümanlık

0
Latest posts by Sinan Eskicioğlu (see all)

‘Tarihteki Dindar Zalimler’ kitabım basılıp okuyucularla buluştuğunda sosyal medyadan hakaret içerikli mesajlar almaya başladım.
‘Dindar zalim mi olur, zalim dindar mı olur?’ sorularını yönelten okurlarım da oldu. İşte o an anladım ki okumadan yorum yazıp mesaj atmışlar. Çünkü zaten kitapta bu paradoksu anlatıyorum hem de belgeleri ve delilleriyle. Ama bunları bilmek için okumak gerekiyor. Okumayınca cehalet artıyor ve bilgiden uzak bir İslam algısı oluşuyor.

Şimdi de Köhne Müslümanlık diyorum.

Önce tanımları bir açalım.

Köhne: ‘Bakımsız kalan, bakımsız kalıp eskiyen ve bu yüzden de yıkılmaya yüz tutan’.

Müslümanlık: ‘Müslüman olan, İslam’ı benimsemiş kişi’.

Müslümanlar İslam’ı kabul eden kişiler. Yani İslam insanlığa gelen – Dikkat buyurun Müslümanlara gelen değil- ilahi öğreti. Müslüman da bu öğretiye inanan, kabul eden ve hayatında uygulamaya çalışan kişiye verilen isim.

İslam’ı show yapmak için öne süren, İslam’dan nemalanan ve etrafına çemkirme imkanı olarak kullanan kişiler için bir terim olmadığı için kullanamıyoruz.

Bugün köhneleşen bir Müslümanlık var ve yaşanan da bu.

Bağırsanız da, çağırsanız da bu gerçek değişmiyor.

Uzun zamandır ifade ediyorum: ‘Sorun; tarım toplumunda gelen İslam’ın sanayi ötesi teknoloji çağında algılanamaması, anlaşılamaması ve hayata uyum sağlayamaması’.

Bu gerçeği Müslümanlar iki sebepten kabul etmiyorlar:

  1. Cahillik.

Yukarıda taze örnekle sunduğum gibi, okumadan yorum yapan, bilmeden alim olan, İslam’ın hangi ortamda geldiğini ve hangi evrelerden geçtiğini bilmeden İslam çığırtkanlığı yapan Müslüman toplumuyla karşı karşıyayız.

  • Korumacı Müslüman yaklaşımı.

Müslüman olanın İslam’ı anlayıp yaşaması gerçeği varken Müslümanlar Allah’ın görevini üstlenip İslam’ı koruma görevini üstleniyorlar.

Sonuç?

Sonuç ortada.

Enes Kara.

Enes milyonlarca örnekten bir tanesi. Daha 19 yaşında ama yaşadığı buhran yüzünden intihar etti.

Aykırı gazetesinden Batuhan Çolak Enes Kara’nın bıraktığı notu köşesine taşımış. Merak edenler için yazımın sonuna ekledim, okuyabilirsiniz.

‘11. sınıftan beri Müslüman değilim ailemse tam tersi Türkiye’deki en yobaz ailelerden biri..’

Bu cümleler Enes’e ait.

Enes’in ‘yobazlık’ tanımlamasının sebebi ne sizce?

‘Köhne Müslümanlık’.

Bugüne hitap etmeyen, havada kalan düsturlarla duygulara hitap ederek ve hatta duygu sömürü yapılarak ayrıca KORKU imparatorluğuyla insanlara empoze edilen bir dinden bahsediyoruz.

Binlerce Diyanet çalışanı ve binlerce İlahiyat mensubu da bu olaya seyirci kalıyorlar.

Bunun nedeni de toplumsal bir yalana inanma.

Bu yalana inanmak istiyoruz.

Bu yalanın içinde yaşıyoruz.

İslam sorunlara çözüm için gelen ayetlerle dolu bir kitaba sahip olan dinin adı.

İslam alışkanlık değil.

İslam miras imanı üzerine inşa edilmiş miras dini de değil.

İslam’ın bu özelliklerini görmek istemeyen, gerçeklerden kaçarak kafalarını kuma gömen ama bir o kadar da İslam’dan dem vuran Müslümanlar insanlık için karar verici olmuşlar, yargılıyorlar.

Sanırsınız ki cennetin sahibi onlar.

Sanırsınız ki cehennemin sorumluluğu onlara verilmiş.

Sanırsınız ki Allah/Yaratıcı/Rab/Tanrı onlara bir mühür vermiş ve demiş ki ‘siz yardımcılarımsınız siz benim adıma karar verin’.

İslam’a en büyük zarar verenler kimler biliyor musunuz?

İslam’ı bu şekilde anlayan ve insanları İslam’dan soğutan bu Müslümanlar.

Bu kafa böyle olursa bundan elli yıl sonra ortada Müslüman kalmayacak.

Yukarıda ifade ettiğim, ‘İslam’ı Show yapmak için öne süren, İslam’dan nemalanan ve etrafına çemkirme imkanı olarak kullanan kişiler’ olacak tabii.

Tıpkı Muaviye gibi,

Tıpkı Yezid gibi.

Tıpkı diğerleri gibi.

Ama İslam olmayacak…

Sevgi ve Bilgiyle kalın

(Enes Kara’nın veda notu:

Ya nerden başlasam bilemiyorum şöyle diyim tıp okuyorum ve notlarım berbat bir durumda elimden geldiğince çalışıyorum ama olmuyor(ki çalışmak için pek de vaktim olmuyor ilerde anlatacağım) sınıfı geçemeyeceğim bu gidişle.

Hadi daha kolay bir üniye geçtim mezun olunca tus var köpek gibi çalışman gerekiyor hadi ona da çalıştım sonra asistan oluyorsun ve mobbinge maruz kalıyorsun, uzun sürelerde sıkça nöbet tutuyorsun, psikolojik-fiziksel şiddete maruz kalabiliyorsun daha da uzar kısacası insancıl şartlarda çalışamıyorsun, gençliğini çürütmenin, emeklerinin karşılığını alamıyorsun ve sorunlar uzman olunca da bitmiyor bitse bile hayatımın önümdeki 10 yılına tekabül ediyor bu süre, aldığın maaş da 8k falan hadi 10 olsun yoksulluk sınırını bile geçemiyor.

Tıp okuyan konuştuğum herkesin hedefi yurt dışına gitmek zaten internette azcık araştırırsan az buçuk anlarsın doktorların durumunu. Bunlara ek olarak dersleri anlamıyorum ilgim alakam falan da yok tıpa karşı. Başka bölüme geçsem başta işsizlik ve düşük maaş olmak üzere bir sürü başka sorun, devlette çalışmak istesen torpilin yoksa mülakatta eliyorlar falan falan.

Düzgün bir iş falan bulsan bile ülkenin ekonomik durumu ortada herhangi bir gelişmiş ülkede ortalama bir insandan çok daha fakir olacaksın. Köle gibi çalıştırıp kıt kanaat geçinip buna “hayat” diyeceksin. Ha paraya düşkün bir değilim ama çabalarının karşılığını Türkiye’nin süper güç olduğunu, geçmişin çok daha kötü olduğunu söyleyip duran aptal insanlar ( çevrende böyle düşünen biri varsa kusura bakma ama benim ailemin tamamı böyle)oldukça asla alamayacaksın. Sen de bunları biliyorsun, anladığım kadarıyla benzer bir durumdasın, gelecek kaygısını sürekli yaşıyorsun zaten Türkiye’de hiçbir genç geleceğe umutla bakamıyor ve ülkenin en büyük sorunlarından bu zaten.

Bu ilk sorundu bir de ailem var. Ben yaklaşık 11. sınıftan beri müslüman değilim ailemse tam tersi Türkiye’deki en yobaz ailelerden biri. En basitinden dayım 10 yıllık sevgilisi ile sırf saçı açık diye evlenememişti.

Şu an onların zoruyla cemaat yurdunda kalıyorum kalıyorum. Lisede ve ortaokulda yine böyle medreselere sıkça geliyordum bazı tatillerde yatılı kalıyordum. O zamanlar da istemiyordum ama ailem zorluyordu ve haftada 1-2 gün geliyordum ya da yılda 1-2 hafta yatılı kalıyordum çok da zor değildi bir de en fazla üniversiteye kadar gelirim zaten diye düşünüyordum. Burda vakit namazları zorunlu. Cemaat şeklinde kılıyoruz namazdan sonra ders var vs. 30dk sürüyor yaklaşık her vakit, günlük 1 saat burda olan kitaplardan okuman zorunlu haftanın 3 günü cemaat dersine katılman zorunlu yemekleri yine öğrenciler yapıyor, haftanın 1 günü temizliği yine biz yapıyoruz. Sabah namazıyla uyanıyorum, okula gidiyorum geliyorum, akşam namazı, yemek, okuma, yatsı namazı, cemaat dersi sonra saat 10 zaten ertesi gün tekrar 6.30 gibi tekrar namaza uyanıyorum. Pazartesileri böyle , diğer günler de cemaat dersi yok bir tek 8d e serbest oluyorum,hafta sonu da benzer yine 3 saat gibi vir şey kalıyor ve kalan zamanda adam akıllı ders de çalışamıyorum çünkü psikolojik olarak yorgun oluyorum.

Bu 2 sorunu ayrı ayrı düşününce aslında katlanalamayacak şeyler değil ama bunları birleştirince tüm yaşama sevincimi alıyor, özgür hissetmiyorum kendimi 24 saatten kendime ayırabildiğim 3 saat falan.

Buna ek olarak dönem sonlarında okuma programı oluyor 1 hafta boyunca sabahtan akşama kadar burdaki kitaplardan okuyorsun telefonuna falan da el koyuyorlar. Düşünsene bir dönem buna katlanıyorsun sonra ara tatil diye seviniyorsun ama yok zorla okuma programı var. Yazarken bile kötü oluyorum. Her günüm stresle geçiyor, saçım dökülüyor arada beyazlar var (bir süredir okulu saldığım için eskisi gibi değil gerçi artık).

19 yaşımı asla böyle hayal etmemiştim.

Anlıyor musun bu şekilde yaşamaya katlanamıyorum. Bu şekilde yaşamaya mezun olana kadar katlansam bile ne ailemin baskısı bitecek ne de yaşamaya değer bir hayatım olacak. Ha, belki iyi bir hayatım da olur ilerde doktorlar daha insancıl şartlarda çalışır ve ailem bir şekilde anlayışla karşılar ya da ailemle bağımı keser ve başka bölüme geçerek içinde bulunduğum durumdan kurtulabilirim ama bunu yapmak için herhangi bir motivasyon ya da yaşama sevincim de kalmadı artık.

Son zamanlarda tek düşündüğüm 2 kız kardeşim.Onlar benden daha fazla baskıyla büyüyecekler en basitinden şu an biri lisede ve ortaokulu imam hatipte okudu ve liseyi imam hatipte okumak istemedi. Ama onun fikrinin ne önemi var ki şu an ailemin zoruyla imam hatipte okuyor yine. Yarın öbür gün açılmak isterse? Ya da benim gibi dinden çıkarsa? Hayat on(lar)a da zindan olacak benim gibi.”

Önceki İçerikHazin bir Cemal Süreyya cenazesi ve kendisi ile ilgili küçük bir anım
Sonraki İçerikFaiz, enflasyon, ekonomi, nass derken halkın güveni kayboluyor, haberiniz var mı?
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz