Konserlerin İptalinden Üniversitelerdeki Kalite Sorununa

0
Latest posts by Doç. Dr. Akif Altınbaş (see all)

Bu topraklarda neler yazılıp nelerin okunacağına, o da yetmez hangi konuda konuşulup hangi konuda düşünüleceğine hep tek bir merkez karar vermek istemiştir. Yeni bir sorun da değildir bu, yanlış anlaşılmasın. Kökeni asırlar öncesine dayanır. Bizlere yuvarlak masa efsaneleri çizenlerin*, gerçekleri gözlerimizden saklamak adına nasıl cambazlıklar yaptıklarını görünce küçük dilinizi yutarsınız! 

Her şeyin mutlak sahibine (daha doğru bir tabirle yeryüzündeki yegâne temsilcisine), yani sultan/ padişah/ şeyh/ parti yöneticisi veya bilumum başkan ve yönetici tayfasının iki dudağına bağlı bir yapılanmada nasıl bir ortak bir sesten bahsedilebiliyor, halen anlamış değilim! Masaya yumruğunu vuran, sesi daha yüksek çıkan kişinin etrafında, yani gücün çevresinde konumlanmaya alıştırmak bir toplumu, öyle bir kaç on senede olacak bir iş değildir. Devlet/ millet kurucu efsanelerimizde bile lidere sorgusuz itaatin ipuçlarına ihtiyacınız vardır.  Zaten ondan değil mi, ister altılı masa olsun, isterse de ikili veya üçlü, eninden sonunda bir lider sultası devreye giriyor! 

Konserleri iptal edildiği haberlerine konu olan sanatçıların çoğunun ismini ilk defa duyuyorum. Magazinsel dünyadan biraz uzak kalmışım sanırım. Ben halen 90’ların etkisinde veya o büyülü gençliğimin ayak izleri peşindeyim… Her iptalin arkasında bir belediye organizasyonu olduğunu görmek, aslında toplumsal yaşamın düzenlenmesinde, sermaye dağıtımında yönetici elitin ne kadar da önemli olduğu görülmektedir. Sanki o sanatçıların halkta bir karşılığı yokmuş gibi açıklamalar da, birilerinin kulağına gitsin diye edilmiş boşuna laflardır. Kültürünüze karşı gerçek anlamda büyük bir başkaldırı içinde olmuş olsaydı o sanatçılar, o festivallere veya düzenlenen özel gecelere ilk elde davet edilmezlerdi, değil mi? Online portallar aracılığıyla şikâyet yağıyor gerekçesinin ise ne kadar boş olduğunu, ülkeyi yöneten kadroların karşısına dikilmiş ve sizlere geçit vermeyeceğiz diyen milyonlar yapıyor. Yani, gerçek anlamda mektup şikâyeti işe yarıyor olsa, koltuklarını terk edip gidecek binler var, yönetici kadroları arasında…

Ülkenin ortak kazanımı olan, topyekûn çalışma ile elde edilmiş olan sermayeyi, belirli grupların eli aracılığıyla dağıtınca, herkes o koltuklara yapışabilmek için mücadele eder oluyor elbette. Her iktidar taliplisinin beslendiği bir çevre vardır. Liderlerin etraflarını kuşatarak kendi çıkarları peşinde koşan, ihale veya sermaye aktarımında görece fazla pay almaya çalışan insanları her daim göreceksinizdir. Bu konuda siyasi partiler arasında bir fark olduğunu düşünmüyorum. İnsanın olduğu her toplumda da bu böyledir. Sanki sadece bizde böyleymiş izlenimi vermeyi de bırakınız lütfen… Biz ve bizim gibi kazanç paylaşımında sıkıntı yaşayan, görece huzursuz toplumlardaki esas sıkıntı ise, merkezin sermayeden sadece kendi taraftarlarını faydalandırması, diğerlerini kelimenin tam anlamıyla ölüme terk etmesidir. Daha beterini, Afrika’nın bazı ülkelerinde kabileler arasındaki onlarca yıldır bitmek bilmeyen iktidar savaşlarında görebilirsiniz. Diğer kabile mensuplarının yaşamalarına bile izin verilmiyor… 

İşte yerel belediyeler aracılığıyla yapılan bu sermaye paylaşımında, kimine ders verilmeye çalışıyor, kimilerine ise göz kırpılıyor, aynen devam et dercesine… Olmadı, sözünüzün geçmediği bir yerel yönetim var ise karşınızda, atanan yöneticiler ile seçilmişler hizaya getirilmeye çalışılıyor… Halen Afrika’dan bahsediyorum sanmayın! Pardon, hızlı bir geçiş yaptım sanırım… 

Üniversitelerdeki kalitenin de bu sermaye paylaşımından nasıl da kötü etkilendiğini görmek çok şaşırtıcı olmasa gerek! Örneğin Almanya’daki her eyalette dünya çapında bir üniversitenin olmasında, zamanında eyalet devlet yapılanmasının, yani sermayenin tek elde değil de, onlarca şehir devletinde dağıtılmış olmasının hiç payı yok mu sizce? Her eyalet lideri/ kral, kendi şehrinin adını taşıyan üniversite daha iyi olsun diye olanca emek ve sermaye ayırmıştır. Kendilerine bir krallıkta yer bulamayan parlak zekâlar, hiç zorlanmadan rakip devletin üniversitelerinde kendilerini dünya çapında ispat etme fırsatı yakalamışlardır. Bizde ise bir üniversiteye girememek veya siyasi bağlantıların veya düşünce yapın nedeniyle atılmış olmak demek, ülke sınırları içinde hiçbir üniversitede kendine yer bulamamak demektir! 

Amerika da hiç farklı değil bu konuda! Her eyalette, kendisini ispat etmiş en az bir üniversite var neredeyse. Buluşların yapıldığı, düşüncelerin patente, patentlerin de üretime ve zenginliğe dönüştüğü merkezler haline gelmiş üniversiteler. Tüm dünyanın alanlarındaki en iyisi olan kişilerine kapılarını da her daim açık tutan bu yapılar, tek elden, yani Washington’daki tek merkezden yürütülmüş olsaydı… Sizce durumları şimdiki gibi olur muydu? İki dudağın veya tek bir kliğin/ grubun düşüne göre şekillenmiş hangi yapıdan tüm toplumu, hatta dünyayı sarmalayan bir üretim/ fikir çıkabilir? Sadece kendileri gibi konuşan, yiyen ve içen insanların olduğu masa, ister yuvarlak olsun, ister prizma! Zaten aynı düşün dünyasının sesleri/ kelimeleri yansıyacaktır, dört duvar arasında…  

Bizdeki yükseköğretim merkezini eleştiren herkes, kendi iktidarları sürecinde yapının aynen devam etmesi için elinden geleni yapmıştır! Tek elden atamaların yapılmasının verdiği mesaj nedir, biliyor musunuz? Öğretim üyelerinin dünya çapında bir üretim yapmasının, fikri bir açılım yapmasının para etmeyeceğini, kendini tek bir merkeze beğendiremediğin sürece yapacağın her çalışmanın nafile olduğunu bundan daha güzel anlatabilecek bir yönetim/ atama şekli var mıdır acaba? 

Neyse… “Konserler iptal edildikçe ne diye hop oturup kalkıyorsunuz!” diyenlere gelsin, son sözüm de: Bu, bir gelecek inşası sorunu, yaşam ve hatta nefes alma sorunu haline geldi. İtirazım(ız), bu dayatılan hayat tarzınadır. Kaliteyi önemsemeyen, her konuda sadece ve sadece sayıya (nicele) odaklanan indirgemeci hayat tarzının bizleri sürüklediği çıkmaza bir sesleniştir bu… 

Esen kalınız

NOT: * yuvarlak masa etrafında oturularak tek bir liderin değil de bir istişare grubunun ortak kararı ile hareket edilen bir kültüre sahip olduğumuz işlenir, satır aralarında… 

Önceki İçerikMansur Yavaş, “Ben Cumhurbaşkanı Adayıyım” Demediği Halde, Anketlerde En Yüksek Oyu Nasıl Alıyor?
Sonraki İçerikO, cüppeli… 
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz