Kültürel İstihbarat Nedir?

4

Geçtiğimiz yazılarda sıkça dile getirdiğimiz; “Savaş ve İstihbarat Disiplinindeki gerçekleşen Evrim” konusunda, özellikle içinde bulunduğumuz çağda asla yok sayamayacağımız en önemli başlıklardan bir tanesi de “Kültürel İstihbarattır.”

Öylesine önemli bir koldur ki; “Kültürel İstihbarat” en az teknolojik – coğrafi hatta insan istihbaratı kadar ciddiye alınması, üzerinde durulması gerekir. Sizlere savaşı da kazandırabilir, bir bataklığa saplanıp çürüyüp gitmenize de neden olabilir. Ki geçtiğimiz 30 yılda “Kültürel İstihbarata” önem vermeyen harekâtların nasıl sonuçlandığını da aşağıda işleyeceğiz.

Kavram ve tanımlara çok fazla boğulmadan kısaca “Kültürel İstihbarat” nedir onu açıklayayım. En temelinde “Kalpleri ve zihinleri kazanma sanatıdır” diyebiliriz sanırım.

Nasıl ki, ister konvansiyonel ya da operatif bir harekât olsun, ister hedef ülkede gerçekleştireceğiniz asimetrik bir saldırı olsun her ne olursa olsun “Kültürel İstihbarat” sizin yollarınızı açacak, amaçlarınıza ulaşmada işleri kolaylaştıracak bir alandır. Bu tip planlarla hareket ettiğiniz ülkedeki, yerel kültürü, yerel halkların kültürünü, o halkların birbirleriyle olan ilişkilerini, yaşam alışkanlıklarını, kılık kıyafet farklılıklarını, motivasyon kaynaklarını, dinlerini, mezheplerini, aralarında ki belirgin ayraçları, anane – gelenek ve göreneklerini, sosyal yaşam içinde ki kurallarını, dillerini, etiyolojilerini, Kadın – Erkek ilişkilerini hatta en basit haliyle düğün törenlerinde ki bile genel geçer kuralları öğrenmenize, analiz edip, bir istihbarat ürünü haline gelip, karar vericilere sunulmasına kadar olan süreç “Kültürel İstihbaratın” yürüyüş şeması ve tanımı olarak kayıtlara geçebilir.

Peki, “Kültürel İstihbarat” neden bu kadar önemli ve elzemdir?

Yakın tarihimiz aslında bize bunu ispat etmektedir. Birçok örnek vardır. Ancak soğuk savaş sırasında “düşman ordularının gücü – teknolojisi ve potansiyeli” konusunda ciddi yığılmalara sebep olan, masraflar oluşturan ve enerjinin tamamını tüketen istihbarat dünyası soğuk savaşın bitmesi sonrası bambaşka bir düşman ile mücadele etmeye başladı; “Terör.” Ve terör temelini incelediğimizde, oluşma süreçlerine baktığımızda kaynağının, beslendiği yerin; “Toplumsal Ayraçlar, Toplumsal Kazançlar ve çıkarlar, Temel Yaşamsal Farklılıklar ve Haklar” olduğunu görürüz. Ulusal bir kurtuluş / taarruz planı değildir Terör. Tam aksine, etnik – kültürel ayrımlarla ortaya çıkmış, farklı dayanakları olan ve çıkarlarda birleşmiş “Paramiliter – Kolektif ve Yarı Sert Güç” unsurudur. (Sivil oluşumların silahaltına alınması sebebi ve onlara tatbik eğitim dayatılması sonucunda “Paramiliterdir.” “Kolektiftir” sınıf – cinsiyet – yaş ve köken ayrımına girmez. Dava vardır ve davaya inanan insanlar. Kim olduğunun bir önemi yoktur. Kendi kadrolarında bir profesyonel ordu yapılanması yoktur. Bu sebeple “Sert Güçte” değildir. “Yumuşak Güçte” asla denemez çünkü kabul edilmiş bir devlet, çoğunluğun uygun gördüğü ve yine o çoğunluğun seçtiği bir toplum kuralı ve kabul görmüş bir hükümet politikası da yoktur. Ama silahlı mücadele de vardır ve yok sayılamaz. Diğer yandan; “Tam Sert Güçte” denilemez bu mücadeleye çünkü “Gerilla Savaş Tekniğidir”; uygun terim burada “Yarı Sert Güçtür.” Tam sert güç; Konvansiyonel Ordudur. İşgaldir, ilhaktır. Yarı Sert Güç ise; Silah zoruyla metazori oluşturma teknikleridir. Korkutma ve kaçırma teknikleridir. Bittabi konvansiyonel ve taktik ordu hareketleri olarak da eksikleri vardır Terör unsurlarının. Diğer yandan; yarı profesyonel ve taktik olarak az gelişmiş hatta ilkel, harekât kabiliyeti açısından yetersiz ancak “Gerilla Taktiği” ile koordineli olmalarından dolayı; “Yarı Sert Güç” sınıfına girebilir. Ve en uygun terimde sanırım; “Paramiliter / Kolektif Yarı Sert Güç” tür. Sanırım bunu da ilk kullanan benim, hiçbir yerde okumadım çünkü “Paramiliter / Kolektif Yarı Sert Güç” tanımını.) Ve Soğuk Savaş dünyasının istihbarat disiplinine alışmış teşkilatlar için bu yeni ve alışılmamış bir düşmandır. 9/11 olaylarında bu düşmana ne kadar yabancı olduğunu gördük. “Paramiliter – Kolektif ve Yarı Sert Güç” uygulamalarını…

Bu düşmanla nasıl mücadele edileceği konusunda teorik olarak birçok fikir vardı ama pratikte hemen hemen hepsi işlevsizdi. Çözüm bulunamıyordu. Eğitim, terör unsurlarını ya da terörün beslendiği kaynaklara karşı yürütülecek “propaganda” temelli eğitim ise çok uzun vade gerektiriyordu ancak sizin cari çözümlere ihtiyacınız vardı. Çözümün; “Başka bir alternatif sert güç” olarak kullanılması olduğu düşünüldü ve hata yapıldı. Eksikler vardı ve bu eksiklerin ne olduğunu kimse bilmiyordu.

9/11’in hemen ertesinde Afganistan’a yapılan harekâtta ABD Orduları için kâbus ne coğrafya, ne düşman askeri varlığı ne de iklimdi. Afganistan’da asıl düşman ABD Ordularının “Kültürel İstihbarat” konusunda cahil olmalarıydı.

Bölgenin kültürleri hakkında hiçbir bilgisi olmayan ordunun en temel hücresi “Er” zaten yüksek bir enerji ile bölgeye intikal eder. Şevk dolu ve savaş sanatı arzusu en üstedir. Ve o Er’in yetiştiği, kendine ait, kendi kuralları olan bir kültürü, işaretleri, dini, gelenek ve görenekleri vardır. Ve siz onu oradan alıp, hiçbir tatbik eğitime tabii tutmadan tamamen hatta çok farklı ve zıttı sayılabilecek bir kültürün içine bırakırsanız o Er “kültür şoku” yaşayacaktır. Bu kültür şoku ise onu daha saldırgan, daha agresif ve “Askerlik Mesleği” konusunda daha amatör yapacaktır. Gördüğü herhangi bir insanı, düşman unsuru olarak sayacak ve tetiği çekmekte tereddüt etmeyecektir. Ve bu tip “amatör” hareketler sizi ordu olarak çok zora sokacak, karşınızdaki direnci artıracak sadece düşman askeri unsurlarıyla değil o bölgedeki yerel halkla da savaşmaya başlayacaksınız demektir. Ve bu direnci kırmanız çok çok zorlaşacak, birçok cephe açılacak, terör eylemleri ortaya çıkacak ve yaşanılan kayıplar sebebiyle profesyonellikten daha da uzaklaşacaktır mahiyetinizdeki erat. Duygusal travmalar işin içine girecek, birçok kaotik durum kişiselleşecek, nefrete dönüşecek hatta “Faşist / Irkçı” duygular kabaracak ve işler iyice içinden çıkılmaz bir hale gelecektir. ABD’nin Afganistan’a yaşadığı durum tam olarak da bu değil midir?

Keza SSCB, Afganistan’ı işgal ettiğinde, SSCB İşgal Orduları komutanı; “Afganistan’a ilk girdiğimizde halkın %60’ı bizi şenliklerle karşıladı. Sonra bu oran %40, ardından %20’e düştü. Afganistan’ı terk ederken üzerimize atılan taş ve cam parçalarından canımızı ise zor kurtardık.” demiştir. Başka bir “Kültürel İstihbarat” eksiliğinin fatura örneği daha. SSCB askerleri Afganistan’a girdiğinde, Afgan sokaklarında sarhoş gezmeleri, alkol etkisi ile yapılan tecavüzler – tacizler, dini hakaretler ve sosyal motiflerle oynama çabaları, karşılarına tüm Afgan halkının çıkmasına sebep olmuş ve o bataklığa saplanıp kalmıştır. En iyi örneği “Rambo III” filmindedir.

ABD Ordusu için tek Afganistan örneği de yoktur aslında karşılarında. II. Körfez Savaşında yine “Kültürel İstihbarat” eksikliği yüzünden, kolaylıkla işgal edilmeye hazır, bir diktatörün çizmesi altında ezilen ve isyana hazır Irak Halkına karşı öyle amatörce davranış örnekleri göstermişlerdir ki, kefeni zor yırtmışlardır. ABD Askeri öyle çirkinleşmiştir ki; “Şeytanın Orduları” diye Saddam tarafından lanse edilen ABD Güçlerini, yine ABD askerleri amatörce davranışlarıyla, Saddam haklı çıkmıştır. Ve halk bilenmiştir. Aslında kendilerince çok acayip bir şey yapmamıştır ABD askerleri. (Birkaç çirkinleşen işkence temelli sadist davranış dışında) Ama Müslüman ve Arap dünyasındaki bir yerleşke de siz çeşme başında su dolduran kızlara “Güzellik” ve “Nezaket” amaçlı çiçek vermeye kalkarsanız tüm köyün sizi arkanızdan kovalaması çok normaldir. Hatta av tüfekleri ile size ateş etmesi, sizi öldürmesi ya da yaralamasında anormal bir durum yoktur. İşte ABD askeri bunun farkında değildi. Aynı ABD askeri, bir Afgan düğününde havaya ateş edilen silahları “tehdit” olarak algılamış, köyü basmış ve yaşanan çatışmada ciddi kayıplar vermiştir. Oysa bu bir adettir. Keza bizim ülkemizde de yer yer gözükür. Ama siz bunun bir adet – gelenek – görenek olduğunu bilmez ve silah sesini duyup, zırhlı araçlarla bölgeye sirenler çalarak girerseniz başınıza gelecekte budur. Bu “Damat ve Gelinden” çok o düğünü yapan ailelere büyük bir hakarettir. Batı Trakya’da gittiğim bir düğünde havaya silah ateşlenmişti. Bende davetliler arasındaydım. Ve tabii ki, bölgeye Polis geldi. Görevli gelen arkadaşlar hiç patırtı – gürültü kopartmadan, sakince geldiler, düğünün sorumlusu ile konuştular ve bu konuda (sanırım) ricada bulunup çekip gittiler. Neden? Çünkü muhtemelen o Polis arkadaşın düğününde silah atılmıştır. Biliyor. Ne olduğunu, neden olduğunu, sebepleri. Kimseyi irrite etmeden, vazifesi ve görevi gereği, üzerine düşeni yapıyor ve ayrılıyor. Peki, ABD’li bir Polis memuru? ABD Askeri? Evet, siz eğitim vermezseniz başınıza bunlar gelir.

2004 yılında tabii ki ABD Ordusu bunu fark ediyor. Ve bir birim kuruyor. “Bölgesel İnsan Dokusunu Tanıma Ekipleri” isimlerini veriyorlar bu ekiplere. Beş ila dokuz personel arasında değişkenlik gösteren, bir tim lideri, bir sosyal bilimci, bir araştırma görevlisi ve iki analizciden oluşan bu ekiplerdeki, personellerden birisinin mutlaka kadın olması konusunda da oldukça hassaslar bu arada. (Genişletilmiş ekiplerde bir tane yerel dili ve coğrafyaya hâkim birer personel daha da eklenebilir.) Bu ekiplerin ana görevi; Bölgede bulunan askeri karar verici makamlara “Kültürel İstihbarat ürünleri” oluşturmak ve yine o bölgede bulunan askerleri eğitmekti. Hemen ardından Deniz Kuvvetleri bünyesinde bulunan Kadınlardan oluşan, Subay – Astsubay ve Er’lerden başka bir ekip kurulur. Ve Afgan kadınlarının sağlık – hijyen – sosyal ve cinsel sağlık sorumlulukları için bilgilendirmeye / desteklemeye ve istihbarat yapmaya başlarlar. ABD ordusu şunu fark etmişti. Evet, Afganlar, Ataerkil bir toplumdur, kararları erkekler verir ama akşamları o erkeklerin o kararları vermesinde asıl fikir her zaman Afgan kadınlarınındır. 2009 yılında bu birimler “Etik Bulunmadığı” gerekçesiyle kapatılır. Artık ne yaptılarsa bunu bilemeyiz.

Ancak ABD Ordusunun oluşturduğu ve kriz çözümü olarak servis ettiği bu “Bölgesel İnsan Dokusunu Tanıma Ekipleri” çok geç alınmış bir önlem ve karardır. Sizin çok daha öncesinde bunlara, o birimlerin sunacağı bilgilere ve istihbarat ürünlerine sahip olmanız gerekirdi. Çözüm ve kazanç odaklı bir harekat yapıyorsanız sizin ilk bilmeniz gereken budur.

Yunanistan’da bir operasyona gidiyorsanız, Yunan bir ailenin davet kültürünü bilmeniz gerekir. Doğu Avrupa’ya görevlendirilmişseniz “nezaket ve görgü kurallarını bilmeniz” şarttır. Rusya’da bir yemeğe gittiyseniz ev hediyesini kime vereceğinize, evin sahibesine nasıl davranacağınıza hatta Marsilya (Güney Fransa)’da ev hediyesi farklı, Lille (Kuzey Fransa)’de takdim edeceğiniz ev hediyesi farklıdır. İtalya’da bile şehirlerarasında ciddi kültür farklılıkları vardır. Sicilya’da yapacağınız iltifat darp edilmenize sebep olabilirken Torino’da mutlulukla karşılanabilir. Kuzey İrlanda’ da kadeh kaldırırsınız sorun olmaz Budapeşte’de kaldırırsanız başınıza ciddi dertler açılabilir. Oslo’da karşılaştığınız tanıdık bir ailenin genç kızına iltifatlar ederseniz “Teşekkür edilir” ama Mısır’da aynı şeyi yaparsanız büyük ihtimal oracıkta ölürsünüz. Keza Dünya kocaman bir palettir ve her renk her yerde uyum sağlamaz. Yoksa misafirliğe gittiğiniz evde ev sahibesinin elini öpüp, alnınıza koyarsanız siz sabah akşam yırtının “Ben Türk değilim” diye faydası olmayacaktır. Ya da ekmeği bölüp yemeğin suyuna banarsanız. Hatta “Tatlıyı ben yemekten sonra alayım” demeniz bile sizi ele verebilir. Bundan sonra derdinizi kolluk kuvvetine anlatırsınız artık. İşte “Kültürel İstihbarat” bu kadar mühim, bu kadar göz ardı edilemez ve üzerinde bu kadar çalışılması gereken bir konudur. Canınızdan öte, devletinizin çıkarları da işin içindedir.

Sizlere savaşlar kazandıran, hatta sadece savaşları değil “Kalpleri ve zihinleri de kazandıran” böylesine önemli bir konuda, hedef ülkedeki askerinize / personelinize ya da istihbarat uzmanınıza vermeyeceğiniz “Kültürel Tatbik ve Kültürel İstihbarat Teknikleri” konusundaki eğitimin size çıkartacağı faturaları az çok gördük.

Bu sebeple, burası çok önemlidir ki; Taktiksel – Askeri ve Coğrafi harita çıkarmak kadar “İnsan haritası” da çıkarmak çok çok önemlidir.

(Konuyla ilgilenenler Dr. Yusuf Özer’in “Kültürel İstihbarat” (ISBN: 978-605-2290-11-8) kitabını inceleyebilirler. Bu konuda yazılmış ender kaynaklardan biridir. Ve şiddetle tavsiye ederim.)

4 YORUMLAR

  1. Son yazılarınız akademik olarak daha bir öne çıkmaya başladı.tebrik ederim.teröre yaptığınız yeni tanımda oldukça dikkat çekici

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz