Külüp Dizisi’nde gördüklerim

0

Netflix’de yayınlanan Kulüp Dizi’sini izlemediyseniz, tavsiye ederim. Emek harcanmış, üzerine çalışılmış bir dizi.

Kulüp Dizisi’ni merakla izledim. İzlerken de objektif olarak izledim, sizlerden tavsiyem sizler de objektif şekilde izleyin.

‘Matilda cezaevinde dua ediyor, bu da ne Yahudi kadını mı izleyeceğim’ demeden izleyin.

Dizinin son bölümünü izlerken dizi hakkında gördüklerimi yazmaya karar vermiştim. Çünkü hoşuma gitti.

Selim Songür (Salih Bademci)

Mois Gabay ve İvo Molinas diziyle ilgili saçma eleştirilere güzel cevaplar verdiler zaten bu yüzden hiç girmiyorum. Tabi onların dizi hakkındaki yorumları Yahudi toplumundan oldukları için sizlere yanlı gelebilir. Bence kelimeleri seçerek yazmışlar, bu yüzden zaten ben de dizide gördüklerimi yazmak istedim.

Matilda’nın hayatı etrafında gelişen olaylar ve bir toplumun hikayesini ele alan dizide İstanbul’daki Yahudiler anlatılmış. Ladino dili ve o dilde söylenen şarkılarla güzelce süslenmiş. Belki bu noktada eleştirim sadece şu olabilir: ‘Neden sadece İstanbul? Yahudiler, Rumlar ve diğer topluluklar sadece İstanbul’da yaşamadılar ve yaşamıyorlar.’

Sosyolojideki iki örnek kişi Mois Gabay gibi benim de dikkatimi çekti.

Bahtiyar ve Hacı.

Bahtiyar ve Hacı bana Habil ile Kabil’i hatırlattı. Aynı köyden, aynı kültürden ve aynı sosyolojiden iki kişi ama hayattaki seçimleri tamamen farklı. İkisi de aynı kaynaktan beslenmelerine rağmen seçimleriyle bir nokta belirlediler ve o nokta iki doğru şeklinde uzadı ve birbirinden uzaklaştı. Sonra bir baktık ki, aynı kökten gelen iki insan çok farklı uçlara yöneldiler.

Ali Şeker.

Kötülüğün sembolü mü? Aslında değil. Bence kötülüğü izleyen ve kötülükten nemalanmaya çalışan şark kurnazı bir kişilik. Hayatının anlamsızlığıyla salaklaşmış bir insan tablosu.

Ali Şeker’in dayak yiyen oğlunu izlemesi ve sonra çekip gitmesi bana Nuh hikayesini hatırlattı. Hani Nuh oğlunu davet etmiş ama oğlu gelmemiş ya, Ali Şeker de bunun tam karşıt kutbu. Kötülüğe gelmeyen oğlunu şiddet uygulanırken görmek ve sonra çekip gitmek.

Dizide gördüklerimiz bir toplumun hikayesi.
Kendi halinde yaşayan, yaşayakalmaya çalışan bir toplum. Dizide bu toplum insan hikayeleriyle sunulmuş ve bence de çok iyi olmuş.

Aslında hepimiz insan varlığıyız. Aslında hepimizin hüzünleri, sevinçleri, korkuları ve hayalleri var. Farklı ırktan, farklı dinden ve farklı kültür dünyasından olsak da aslında hepimizin insanlık özellikleri aynı.

Ve gelelim en önemli konuya.

Seçimler.

Çelebi ve Matilda

Seçimlerimiz.

Yaşadığımız hayatı biz seçiyoruz.

Dizide bu da çok ama çok güzel işlenmiş.

Çelebi.

Fırat Tanış’ı özellikle tebrik ediyorum. O duyguyu bize aktardı. Evet, sevmedik, kızdık ve hatta o an nefret duygularımızı uyandırdı. Bu da onun oyunculuk başarısı.

Çelebi bize seçimlerimizi gösterdi.

Kendisine verilen bir yıllık maaşını içeren çeki yırtıp atması ‘seçim’ dediğimiz kararlarımızın hayatı nasıl etkilediğini ve değiştirdiğini gösterdi.

Raşel, Matilda, Orhan ve Selim.

Yeri gelmişken (Matilda) Gökçe Bahadır’ı, (İsmet) Barış Arduç’u, (Raşel) Asude Kelebek’i, (Selim) Salih Bademci’yi, (Orhan) Metin Akdülger’i ve bize devletin nasıl işlediğini sahneleyen (Kürşat) Ruhi Sarı’yı kutluyorum.

Dizide gördüğüm en önemli konuyu da en sona bıraktım.

Dizideki en önemli konu, bence ‘Türkleştirme ve Müslümanlaştırma’

Dizideki Orhan’ın hikayesi de zorla Türkleştirme ve Müslümanlaştırma gerçeğini bize sergilese de sanki tabu gibi konuşulmaz bir meseleden bahsediyorum.

Dillerini kullanmaları yasaklanan, okulları kapatılan ve vergilerle buna mecbur bırakılan toplumların durumunu konuşmuyoruz.

Anadolu topraklarında sadece Yahudiler, Rumlar, Hristiyanlar yaşamadılar Ermeniler, Ezidiler ve topluluklar da yaşadılar.

Zorlamalarla kimliklerini değiştirmek zorunda kalan büyük bir topluluk var aslında. Zorla Müslümanlaştırılan toplumları ele aldığımızda karşımıza zorla Müslümanlaştırılan Ermeniler çıkıyor. Sadece Ermeniler mi?
Hayır.

Göçe zorlanan bu topluluklar başka ülkelere gittiler, gitmeyenler de hayatlarına devam edebilmek için Müslüman ve Türk olduklarını tasdik ettiler.

Buna mecbur bırakıldılar. Canlarını ve mallarını koruyabilmek için buna mecbur kaldılar.

Ne için?
Düzen ve sistem öyle istiyor diye.

Zorla Müslümanlaştırılan Ermeniler,

Zorla Müslümanlaştırılan Rumlar,

Zorla Müslümanlaştırılan Yahudiler…

Yapımcılardan ricam zorla Müslümanlaştırılanların da dizilerini yapmaları.

Sevgi ve Bilgiyle kalın

Önceki İçerikPolis arkadaşım TURAN (!)
Sonraki İçerikGözü olan görür, kulağı olan işitir, vicdanı olan değerlendirir…
Sinan Eskicioğlu kimdir? 1974 İzmir’de dünyaya geldi. Agah Efendi İlkokulu’nda eğitim hayatına başladı. İzmir İmam Hatip Lisesi’ni bitirdikten sonra ÖSYM sınavlarında Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni kazandı. Kelam dalında ‘Allah’ın iradesi ve Nedensellik Problemi’ isimli bitirme teziyle, gecikmeli olarak 2000 yılında üniversiteden mezun oldu. 28 Şubat sürecinin etkisiyle İlahiyat fakültesi mezunlarının öğretmen yapılmaması yüzünden 2002 yılına kadar ticaretle ilgilendi. 2002 yılında D.E.Ü. İlahiyat Fakültesi’nde Din Felsefesi dalında yüksek lisansa başladı. Aynı yıl yüksek lisans programını yarıda bırakıp Almanya’ya gitti. Almanya’da Diyanet’e bağlı çeşitli camilerde eğitmenlik ve öğretmenlik yaptı. Duisburg-Essen Üniversitesi Sosyal işler ve yöneticilik bölümünde eğitim aldı. 2007-2011 yılları arasında IGMG (Avrupa Milli Görüş)’de Düsseldorf Bölgesi Eğitim Merkezi müdürlüğü ve bölge eğitmeni olarak çalıştı. 2011-2013 yılları arasında Osnabrück Üniversitesi Protestan Mezhebi bölümünde eğitimine devam etti. 2016 yılından itibaren Ocak Medya gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. 2020 yılında gazetenin genel yayın yönetmenliğini üstlenen yazar Almanca, İngilizce bilmektedir. şimdiye kadar yayınlanmış olan yedi kitabı vardır. Yok Edin İnsanın İnsana Kulluğunu- Kişiselleştirilmiş İslam, Zeytin Ağacı (Roman), Katar istanbul, Müslüman Kardeşlerden Ak Parti’ye İslamcılık., Tarihteki Dindar Zalimler. İbn Sina, İbn Haldun

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz