Kürt sorununu çözemediği için Türkiye enkaza dönüşmüştür..

0

HDP Sözcüsü Ebru Günay, düzenlediği basın toplantısında konuştu. DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz hakkındaki dokunulmazlık dosyalarının gündeme getirilmesini değerlendiren Günay, şunları söyledi:

“Maalesef yine ormanların yandığı, yüreklerimizin yandığı günlerden geçiyoruz. Geçen yıl yine yaz aylarında bu yangınlara tanıklık ettik. Aynı zamanda iktidarın ekolojik yıkımlardaki basiretsizliğine çözüm bulmayışına tanıklık ettik. Maalesef aynı şeyleri tekrar yaşıyoruz. Geçen yıldan yaşananlardan ders çıkarmayıp yandaşlarını korumaya çalışan iktidar, bu yıl gene orman yangınlarına müdahale etmekte yetersiz kaldı. Yeterli yangın söndürme uçaklarına sahip olmadığı ve aciz kaldığını gösterdi. Şunu biliyoruz bu bir savaş iktidarı, savaşa ayırdığı bütçe ile ülkedeki birçok soruna çözüm olabilecekken onun yerine savaşmayı ve kendi iktidarının bekasını düşünüyor. Orman yangınları ve bu konudaki çözümsüzlük de bunun göstergesidir. İktidarın bu konudaki yaklaşımını kınıyoruz ve acil önlem alınması çağrısı yapıyoruz.

Türkiye’nin çözüm bekleyen çok çeşitli sorunları var ve bunların başında Kürt sorunu geliyor. Kürt sorunu yüzyılı aşan bir sorundur. Kürt sorunu siyaset kurumunun önünde çözülmeyi beklemektedir. Bu sorunu Kürt halkının seçilmiş iradelerini gasp edip kayyımla, veya Meclis’ten geçirilen dokunulmazlık dosyalarıyla çözemediniz, çözemeyeceksiniz. Baskı ve zor aygıtlarıyla çözülemeyeceği çok açık olan bu sorunun çözümü, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de demokratik siyaset ve müzakeredir.

Tarihin en ağır yıkımlarından birini yaşamış olan Kürt Halkı, kendisine uygulanan tarihsel kötülüklere karşı, yaklaşık yüz yıldır amansız bir mücadele vermekte ve bugün gelinen noktada her şeye rağmen demokratik, çoğulcu ve halkların birlikteliğini esas alan bir toplumsal yaşamda ısrar etmektedir. Bu sorunun tek çözümü demokratik yol ve yöntemlerle mümkündür. Bunun için olması gereken zihniyet değişikliğidir. Halkları ve inançları dışlayan tekçi yönetim anlayışı Kürt sorununu asla çözemeyecektir. Yüz yıldır tecrübe edilenin bu çözümsüzlük olduğu açıktır.

Bugün gelinen nokta itibariyle bu sorununu çözememiş bir Türkiye bütün kurumlarıyla bir enkaz haline dönüşmüş durumdadır. Açlık ve yoksulluğun ezber edildiği bir toplumsal yaşama mahkum edilen Türkiye’de, AKP-MHP ittifakı ile yolsuzluk, rant, kayırma politikaları savaş çığırtkanlığı tarafından bastırılmaktadır.

Barışı, müzakereyi, demokratik yol ve yöntemleri tercih dışı bırakan iktidar anlayışları ile Türkiye geçmişten miras aldığı çözümsüzlük sonucu ortaya çıkan kayıpları geleceğe de bu anlayışla taşımaktadır. İkinci yüzyılda Türkiye, demokratik cumhuriyetin kurulacağı ve barış içinde yaşatılacağı bir Türkiye olacak ise en büyük anahtar Kürt sorununun demokratik yollarla çözümünün bir an önce gerçekleştirilmesidir.

Kürt sorunu, Kürtlerin siyaset sahnesinin dışına atılmasıyla çözülemez, nitekim çözülemedi de. Bu amaçla şimdiye kadar milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması için TBMM’ye yüzlerce dosya geldi. Akıllarda kalanlardan en önemlisi DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıdır. Bugün bile bu ülkenin hafızasından silinmeyen o görüntüler ülkenin demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçmiştir.

Bugüne tıpatıp benzeyen propaganda o zaman da yürütülmüştü. Dokunulmazlıkların kaldırılmasından 10 gün önce dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, ‘Eşkıyayı Bekaa’da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı Yüce Meclis’in çatısı altındadır’ diyerek, DEP’lileri hedef göstermiş, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in isteği üzeri 2 Mart 1994’te dokunulmazlıklar konusunda TBMM tarihi bir gün yaşamıştı.

Tüm bu saldırılarla Kürt siyasal hareketi ve ittifaklarının yok edilmesi beklenirken, temsil ettiği siyasal muhalefet daha da güçlenerek siyaset alanında varlığını sürdürdü. 1999 yerel seçimlerindeki başarısını 2004 yerel seçimlerinde ikiye katladı. 2007 genel seçimlerine ise anti-demokratik yüzde 10 barajına karşı ‘Bin Umut Adayları’ adı ile bağımsız adaylar ile seçime girme kararı alarak TBMM’de grup kuracak vekil sayısına ulaştı.

9 Kasım 2005 tarihinde kurulan Demokratik Toplum Partisi’nin neredeyse düzenlediği her etkinlik suç unsuru sayılarak Anayasa Mahkemesi tarafından hakkında kapatılma davası açıldı ve Anayasa Mahkemesi, 2009’da oybirliğiyle DTP’nin kapatılmasına karar verdi. 37 kişiye 5 yıl siyaset yasağı getirilirken, Eş Genel Başkan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliğinin düşürülmesi yönünde karar verildi. Böylece Kürt siyasetinin Kürt sorunu ve demokrasi meselesini parlamento zeminine taşıma arayışları bir kez daha vesayet duvarına çarpmış, yargı vesayetin aracı haline gelmişti.

7 Haziran seçimlerinin intikamı için dokunulmazlıklar kaldırıldı

Bu darbeler de siyaset yapmamızı engelleyemedi, HDP’nin kurulmasıyla Kürt siyasal hareketi, sol sosyalist güçler ve diğer toplumsal ittifaklar güçlenerek 7 Haziran’da seçim barajını aşmayı başardılar. HDP’nin bu büyük başarısını AKP kendisi için tehdit olarak gördü ve 1 Kasım sonrası dokunulmazlıkların kaldırılmasını demoklesin kılıcı gibi vekillerimiz üzerinde sürekli salladı durdu. 20 Mayıs 2016’da muhalefetin de olumlu oy kullandığı ve Meclis’te kabul edilen teklif, 24 Mayıs günü Cumhurbaşkanlığına gönderildi. Ve Cumhurbaşkanı tarafından dokunulmazlık teklifinin onaylaması sonrasında hakkında fezleke bulunan HDP milletvekilleri yargı kıskacına alındı.

Milletvekili arkadaşlarımız hakkında hazırlanan fezlekeler siyasi çalışmalar, fikir beyanları ve demokratik protesto hakkının kullanımı şeklinde iken diğer parti milletvekillerinde durum farklıydı. AKP’liler hakkında en çok ‘görevi kötüye kullanmak’ gerekçesiyle fezleke düzenlenmişti. Ancak HDP’liler hakkında ardı ardına ifadeye çağrılma tebligatları gelirken, dokunulmazlıkları kaldırılan diğer milletvekillerinin yargılamasına dair tek bir gelişme yaşanmıyordu.

4 Kasım günü Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri, Şırnak ve Van illerindeki savcılıklarca milletvekili arkadaşlarımız hakkında gözaltı kararı verildi. 12 milletvekili önceden hazırlanmış uçak, helikopter ve araçlar ile Bingöl, Diyarbakır, Hakkâri ve Şırnak Emniyet Müdürlüklerine götürüldüler. Aynı gün çıkarıldıkları mahkemelerde önceki dönem Eş Genel Başkanlarımız Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile Grup Başkanvekilimiz İdris Baluken ile birçok vekil arkadaşımız tutuklandı. Yeni dönemde de aynı darbe anlayışı devam ederek Leyla Güven, Musa Farisoğulları, Ömer Faruk Gergerlioğlu ve Semra Güzel arkadaşımızın vekillikleri yargı kumpaslarıyla düşürüldü.

Partimizin kazandığı belediyeler de darbe ve kumpasların hedefindeydi. Kazandığımız belediyeler kayyımlar eliyle gasp edildi, sayısız parti çalışanımız, yöneticimiz ve üyemiz tutuklandı. Ancak bütün bu darbe ve zulme rağmen HDP halk arasında büyümeye, direnmeye ve bu uzun yolculuğunu sürdürmeye devam etmiştir.

Bildiğiniz üzere son olarak da bileşenimiz olan Demokratik Bölgeler Partisi’nin Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, 12 Haziran’da İstanbul’da tecrit siyasetine karşı özgürlüğü savunmak için Gemlik yürüyüşüne katıldığı ve polisin saldırısına tepki gösterdiği için Erdoğan ve küçük ortağı Bahçeli tarafından hedef gösterildi. Ardından Erdoğan’ın talimatı üzerine hakkında fezleke hazırlandı ve bugün Saliha Aydeniz arkadaşımızın dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle hazırlanan fezleke Meclis Karma Komisyonu’nda görüşülmeye başlandı. Meclis Başkanı’nın, Saliha Aydeniz hakkında ‘Dokunulmazlığın kaldırılması ve gereken cezanın verilmesi gerekir’ şeklindeki açıklaması ile de bu süreç hızlandı.

Biz de buradan Sayın Şentop’a soruyoruz acaba aynı şeyi trafik cezasına sinirlenip polislere hakaret eden AKP’li vekil İhsan Barutçu hakkında da düşünüyor musunuz? Ya da kendisine kimlik sorup üzerini aramak isteyen polisi döven AKP Milletvekili Selahattin Dağ hakkında da düşünüyor musunuz? Ya da gümrükte uzun bekletildiği iddiasıyla polise tokat atan AKP’li vekil Faruk Koca hakkında da düşünüyor musunuz? Ya da polise ‘şerefsiz’ diyen AKP’li Zeynep Gül Yılmaz hakkında da düşünüyor musunuz? Bu örneklerden onlarcası var.

Milletvekillimiz Hüseyin Kaçmaz’ın kolunu kıracak şekilde darp eden polisler hakkında kimseden tek bir kelime duymadık. Ama Halkımızın ve milletvekillerimizin gösteri ve yürüyüş hakkı kanuna, anayasaya aykırı talimatlarla engellenirken ses çıkarmayan, vekillerimiz darp edildiğinde ses çıkarmayan, halkın iradesini temsil eden Saliha Aydeniz arkadaşımız kendisine karşı uygulanan zorbalığa karşı tepki gösterince vekillerin hakkını hukukunu koruması gereken Meclis Başkanı, dokunulmazlığının kaldırılması için açıklama yaptı. Oysaki, seçilmiş her vekilimize yapılan saldırı Meclis’in iradesine darbedir.

İktidarın küçük ortağı Bahçeli de bu konuyla ilgili ‘Türkiye Cumhuriyetinde askere, polise hakaretler yağdıran hiç kimse bu milletin mensubu olamaz. Mensubu olmayanların TBMM’de görev yapması zuldür’ dedi. Peki Bahçeli de aynı şeyi 2013 yılında görevi başındaki bir polise “kim olursan” ol diyerek yumruk atan MHP’li Olcay Kılavuz hakkında da aynı şeyi düşünüyor mu?

Meral Akşener de ‘Huzurumuz için çalışan evlatlarımıza el kaldıranlar için acilen gerekli adımların atılmasını bekliyoruz’ dedi. Peki Akşener de partilerinin kuruluş aşamasında kongreleri hukuksuzca engellendiğinde, AKP-MHP’nin polis bariyerleriyle etrafları sarılıyken de aynı görüşte miydi?

Söz konusu HDP olunca iktidar ve muhalefetin birlikte nasıl ortaklaştığını bir kez daha görüyoruz. İlkeden söz edenler, söz konusu MHP’li Olcay Kılavuz olunca ilkelerini unutuyorlar. Türk polisinin onurundan söz edenler AKP’li vekilin oğlunun sıraya dizdiği polisler söz konusu olunca onuru falan unutuyorlar.

Biz hiçbir zaman şiddeti savunmadık, şiddetten yana olmadık. Ancak bu hassasiyetleriniz sadece arkadaşımız Saliha Aydeniz kendisini yerlerde tartaklayan, kaskını açarak küfreden bir polise karşı kendini savunmak için bir hamle yaptığında ortaya çıkmasın. Bütün bu hamasetin altında polise yasadışı işlerini yaptıran bir iktidarın varlığı yatıyor. Cezasızlık politikaları da bu kirli işlerin devamı için bir aparat, yargı da bu sistemin koruyucu bir parçasıdır. Son 10 yılda sadece çocuk cinayetlerindeki 228 çocuktan, polis ve askerler tarafından katledildiği belgeli 64 Kürt çocuğunun faillerinden ceza alan kimsenin olmaması da bunun en somut örneğidir. Bugün demokratik talepleri olan ve bunun mücadelesini yürüten yurttaşlar ve muhalif siyasetçiler olarak bizlerin en basit eylem, etkinlik, gösteri ve yürüyüş hakkımız da bu nedenle terörize ediliyor.”

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz