Kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde anayasadan bahsetmek de mümkün değil..

0

Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan, kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde temel hak ve özgürlükleri korumanın mümkün olmadığını söyledi. “Harici şart anayasal sisteme kuvvetler ayrılığı ilkesinin hâkim olmasıdır.” diyen Arslan, kuvvetler ayrılığı sayesinde bir yandan yargı bağımsızlığı, diğer taraftan da anayasa yargısının bağımsızlığı ve tarafsızlığının söz konusu olabileceğini kaydetti.

Anayasa Mahkemesinin 60. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Yüce Divan Salonu’nda tören düzenlendi. Törene, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, TBMM Başkanı Mustafa Şentop, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile yüksek yargı organlarının üyeleri katıldı.

Uluslararası düzeyde bölgesel insan hakları mahkemelerinin başkan ve üyeleri, uluslararası kuruluşların temsilcileri ile 26 ülkeden anayasa mahkemesi başkan ve üyelerinin de katıldığı toplantıda Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan ile Başkanvekilleri Hasan Tahsin Gökcan ve Kadir Özkaya konukları kapıda karşıladı.

Başkan Arslan törende yaptığı konuşmada, dünyanın her yerinde mahkemelerin temel görevinin adaleti sağlamak olduğunu vurgulayarak “Bu hayati bir görevdir zira bireysel, toplumsal ve siyasal hayatın dengesini sağlayan bizatihi adalettir. Bu nedenle de tarih boyunca hemen her toplumda adalet toplumun örgütlü hâli olan devletin bir yandan varlık sebebi diğer yandan da varlığını devam ettirmesinin temel şartı olarak görülmüştür.” dedi.

Adalet, bir retorik değil pratik meselesidir

Adaletin gerçekleştirilmesi kolay olmayan bir erdem olduğunu belirten ve en üstün erdem olan adaletin, bir retorik değil pratik meselesi olduğunun altını çizen Başkan Arslan “Adaletin konuşulmasından ziyade uygulanması ve uygulandığının da görülmesi gerekir. Adaletin tecelli ettiğinin görülmesi, devlete özellikle de adalet dağıtmakla görevli olan yargıya inancı ve güveni tahkim edecektir.” ifadelerini kullandı.  

Eylem olarak adalet bir hakkın tespiti ve teslimidir

Başkan Arslan, adaletin bir hakkın tespiti ve teslimi olduğuna değinerek “Adaletin tecellisi gücü, gücün meşruiyeti adaleti gerektirir. Bu nedenle adalet ve güç buluşturulmalı, bunun için ya adil olan güçlü ya da güçlü olan adil kılınmalıdır.” dedi.

Anayasa mahkemelerinin varlığının temel hak ve özgürlüklerin korunması için yeterli olmayacağına dikkati çeken Başkan Arslan, etkili ve işlevsel bir anayasa yargısının gerçekleşmesinin harici ve dâhili olmak üzere iki temel şartın gerçekleşmesine bağlı olduğunu kaydetti.

Başkan Arslan “Harici şart anayasal sisteme kuvvetler ayrılığı ilkesinin hâkim olmasıdır. Bu ilke gücün farklı ellerde toplanmaması durumunda hak ve özgürlükleri korumanın imkânsız olacağı fikrine dayanmaktadır. Etkili bir anayasa yargısının dâhili şartının ise anayasa mahkemelerinin hak eksenli paradigmayı benimsemeleridir.” dedi.

Hak eksenli paradigmanın hâkim olduğu dönem

Bireysel başvurunun uygulamaya geçtiği 23 Eylül 2012 tarihini anayasal milat olarak kabul ettiğini belirterek Mahkemenin tarihini ilk 50 yıl ve son 10 yıl olarak iki döneme ayırmanın mümkün olduğunu, ikinci dönemi 2010 anayasa değişikliğiyle hayata geçirilen bireysel başvuru uygulamasıyla özdeşleştiren Başkan Arslan sözlerine şöyle devam etti: “İkinci dönemi hak eksenli paradigmanın hâkim olduğu dönem olarak nitelemek bireysel başvuruyu ihdas eden anayasa koyucunun iradesiyle de uyumludur. Bireysel başvuruyla birlikte Anayasa Mahkemesi belirgin şekilde bir paradigma değişimi yaşamış, hak eksenli bir yaklaşımla temel hak ve özgürlükleri koruyan ve geliştiren bir misyon yüklenmiştir.”

Başkan Arslan konuşmasında Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlükleri korumaya çalışırken güvenliği bir kenara bırakmadığını ve bilhassa kamu güvenliği ile özgürlükler arasında hassas bir denge kurduğunu vurguladı.

Laiklik ilkesinin özgürlükçü yorumu

Türk anayasa yargısındaki paradigma dönüşümünün laiklik ilkesinin özgürlükçü yorumuyla başladığını söyleyen Başkan Arslan, Mahkemenin 20 Eylül 2012 tarihinde verdiği norm denetimi kararıyla “yasakları meşrulaştırıcı bir işlev gören katı pozitivist laiklik anlayışını terk etmiş; bunun yerine din ve vicdan özgürlüğünü güvenceye alan esnek ve özgürlükçü laiklik yorumunu benimsemiştir.” ifadelerini kullandı.

İş bölümü ve iş birliği

Anayasa Mahkemesinin iş yüküne de değinen Başkan Arslan, bu ağır iş yükünün azaltılmasının en etkili yolunun ihlallerin kaynağına müdahale etmek olduğunu kaydetti. Temel hak ve özgürlüklerin korunması kadar bunun sürdürülmesinin de önemini belirten Başkan Arslan “iş bölümü ve iş birliği bizi Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği ve Anayasa’da ifadesini bulan muasır medeniyet düzeyini aşma hedefine daha da yaklaştıracaktır.” sözleriyle konuşmasını bitirdi.

“Anayasa Tarihi Galerisi” açıldı

Törenden sonra, kuruluş yıldönümü münasebetiyle Anayasa Mahkemesi binasında kurulan “Anayasa Tarihi Galerisi” açılışı Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Anayasa Mahkemesi Başkanı Zühtü Arslan ve katılımcılar tarafından açıldı.

“Temel Hak ve Özgürlüklerin Korunmasında Anayasa’nın Yorumlanması” konulu sempozyum

60. kuruluş yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen sempozyumun Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca’nın başkanlığını yaptığı “Temel Hak ve Özgürlüklerin Kapsamının Belirlenmesinde Yorumun Etkisi” konulu 1. oturumu gerçekleştirildi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Arslan’ın sempozyumun ilk oturumundaki konuşmacılara plaketlerini, adından misafir 26 ülkenin Anayasa Mahkemesi temsilcilerine hediyelerini takdim etmesi ile ilk gün programı sona erdi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde düzenlenen iftar programında, yüksek yargı temsilcileriyle bir araya geldi. “Ülkemizin siyaset müessesesinin, milletimizi ve yargımızı darbe anayasası kamburundan muhakkak kurtaracağına inanıyorum.” diyen Erdoğan, şunları ifade etti:

“Adalet hangi ırktan, hangi inançtan, hangi renkten, hangi coğrafyadan olursa olsun tüm insanlığın ortak arayışı, ortak talebi, ortak değeridir. İnsanın şahsi hayatında her şeyin başı nasıl sağlıksa devlet işleyişinde ve toplum hayatında da her işin başı adalettir. Ecdadımız, ilk insanla birlikte var olan bu hakikati ‘daire-i adliye’ yani adalet dairesi tabiriyle tekemmül ettirmiş, kurumsallaştırmıştır. Buna göre devlet, hukuk, siyaset, ordu, iktisat ve toplum arasındaki zincirleme ilişkinin ilk ve son halkası adalettir. Adaletin olmadığı yerde huzur olmaz, dirlik olmaz, güvenlik olmaz, kalkınma, ilerleme, refah olmaz. Hukukun işlemediği, adalet duygusunun zedelendiği bir yerde sosyal barış ve istikrardan söz edilemez. Gerek tarihteki önemli dönüm noktalarına gerekse etrafımızda yaşanan huzursuzluklara baktığımızda hepsinin de gerisinde muhakkak adaletin tesisiyle ilgili sıkıntıları görüyoruz.

Anayasalar her ne kadar maddelerden oluşsa da her birinin aynı zamanda bir ruhu vardır. Mevcut Anayasamız maalesef ruhunu darbecilerin üflediği bir anayasa metnidir. Süngü tehdidi altında yazılan ve millete dayatılan bu Anayasa son 40 senede birçok kez değiştirilmiş, pek çok defa revizyona uğramıştır. 1982 Anayasası ile ilgili en kapsamlı, en köklü değişiklikleri de biz yaptık. Özellikle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişle milli iradeyi zayıflatan, antidemokratik girişimlere kapı aralayan yönetimde çift başlılık sorununa son verdik ancak tüm bu revizyonlara rağmen Anayasa’mıza sirayet etmiş vesayetçi ruhu tamamen ortadan kaldıramadık. Bugün siyasetten akademiye, yargı mensuplarından sivil topluma kadar hemen herkes mevcut Anayasa’nın lafzıyla, diliyle, ruhuyla bütünlüğünü yitirmiş bir metin olduğunu kabul ediyor.

Ülkemiz, doğrudan millet iradesini yansıtan, milletin kültüründen neşet eden, evrensel değerlerden beslenen, özgürlükleri merkeze alan sivil bir anayasaya sahip olmadıkça, bu tartışmalar bitmeyecektir. Milletimizin iradesine pranga vuran ve demokrasimize gölge düşüren bu meseleyi çözmek siyaset kurumunun öncelikli görevidir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ülkemizin asırlık meselelerini çözme iradesi gösteren siyaset müessesinin, milletimizi ve yargımızı darbe anayasası kamburundan da muhakkak kurtaracağına inanıyorum. Bu anlayışla geçtiğimiz yıl bir çağrı yapmış, kendi hazırlıklarımızı da tamamlamıştık ancak muhalefet partilerinin hiçbiri ortaya somut bir anayasa metni koyamadığı için maalesef bu gayretimiz şimdilik yarım kaldı. İnşallah 2023 seçimleri sonrası Türkiye bu meselesini de çözecek siyasi vasata kavuşmuş olacaktır.”

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz