Mehmet Ağar ve Öcalan’a Düzenlenen Fırsat Operasyonu 

0

Bir ülkenin güvenlik politikalarının doğru bir şekilde analiz edilebilmesi için politika yapım süreçlerinde yer alan aktörlerin bilinmesi gerekmektedir. Mehmet Ağar’ın, 1980’li yıllardan bu yana Türkiye’nin güvenlik politikalarının belirlenmesinde ve uygulanmasında bir şekilde etkisi olduğu söylenebilir. 1990‘lı yıllarda devlet içindeki konumu nedeniyle güvenlik uygulamalarının mimarı konumunda olduğu da biliniyor. 

Mehmet Ağar’ın televizyonlarda izlediğinizde, nazik, iyi eğitimli ve salon adamı bir bürokrat havası almanız mümkün. İyi konuşan, meramını iyi anlatan ve konuşmaları ile kitleyi etkileme becerisine sahip isim.  

Mehmet Ağar’ın, bazı cümleleri var ki Türkiye’de motto haline gelmiş durumda…  

Uğur Mumcu, öldürüldükten sonra eşi Gürdal Mumcu’ya söylediği; bir tuğlayı çekersem bütün duvar yıkılır ve MGK kararı ile bin operasyon yaptım sözleri, bu makaleyi yazmama neden olan sözlerdir. Bu sözlerin cevaplarını yaklaşık 15 yıldır arıyorum. 

Bu sözler ne anlama geliyor?   

Bu duvarın bileşenleri neler?  

Kanunu uygulaması gereken bir devlet yetkilisi, olayı karartma anlamına gelebilecek bu cümleleri neden ve nasıl sarf edebilir?  

Bütün bu soruların cevabını bulmak için büyük veri yığını içerisinde veri madenciliği yapmak için epey bir mesai harcamama neden oldu. 

Ağar’ın 1980 yılında İstanbul’da görevli genç bir polis müdürü iken, kurduğu ilişkiler ve bu ilişkilerin basına yansıması dikkat çekici. Ancak Mehmet Ağar’ın en muktedir olduğu dönem doksanlı yıllar. Doksanlı yıllarda, Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri bakanlığı ve Adalet bakanlığı yaptı. 

Susurluk kazası yaşandıktan sonra Mehmet Ağar’ın ilk açıklaması, Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ’ın Abdullah Çatlı’yı adalete teslim etmek için bir arada olduğu şeklindeydi. Ancak gelişmeler, Ağar’ın açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını ortaya koydu. 

Susurluk kazasında Mercedes marka araçta bulunan silahların menşeinin ne olduğu, bu silahların nereden geldiği, İsrail’den alınan jeriko ve Baretta Marka silahların araçta ne işi olduğu o dönem en çok tartışılan konuların arasındaydı. Bu silahların, neden alındığı, nasıl kaybolduğu ve neden kayıt altına alınmadığı sorularının cevapları, Kutlu Savaş’ın yazdığı Susurluk raporunda ve Meclis Susurluk araştırma komisyonunun tutanaklarında bulmak mümkün.

 Kaybolan Silahlar Emniyet Genel Müdürlüğü Tarafından Öcalan Operasyonunda Kullanılmak Üzere İsrail’den alındı 

1990’lı yıllar, terörün yoğun olarak yaşandığı serhildan’ın yani ayaklanmanın yaşandığı, gece terör örgütünün, gündüz ise güvenlik güçlerinin sokaklarda egemen olduğu bir dönemdi. 

Siyasi karar vericiler, bu dönemde terörü bitirmek ve yoğunluğu azaltmak için topyekûn bir mücadele stratejisini devreye soktular. Bu bağlamda, PKK’ya yardım eden iş adamlarının listesinin hazırlanması ve terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın öldürülmesi gibi faaliyetler planlandı. 

Emniyet’in Fırsat Operasyonu adı verdiği, bu faaliyet ile ilgili malzeme ve silahların temini için dönemin Özel Harekât Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin, İsrail askeri silah sanayinin ürettiği silahları incelemek içi 27-30 Ekim 1996 tarihinde OrientEnergy Agencies and Services Simon Moar’ın davetlisi olarak İsrail’e gidiyor. 

İbrahim Şahin bu ziyarette Erol Evcil’in özel uçağını kullanıyor. Bu gezi sırasında tespit edilen silahlar Ertaç Tinar’ın Hasproadlı firma üzerinden Türkiye’ye ithal ediliyor. 

İsrail’den Türkiye’ye ithal edilen silah ve malzemeler, Uzi, Jeriko silahlar, susturucular, tırmanma halatları, makyaj malzemeleri ve binlerce mermi bulunuyordu. Malzeme ve silahlar temin edildikten sonra Antalya’daki bir dağ kampında beş İsrailli istihbarat görevlisi, iki gözlemci MİT Mensubu, İbrahim Şahin ve Korkut Eken gözetiminde, 90 özel harekât polisi eğitildi. Bu kursta, yakın muharebe, kamp baskını, atış düzeltme, makyaj, kılık değiştirme, takip, istihbarat ve çilingirlik gibi konularda eğitim verildi ve kursu 55 polis memuru başarı ile tamamladı.  Bu eğitimin bir benzerinin İsrail’de de yapıldığına dair bilgiler ve resimler de bulunmaktadır. Ancak, bu bilgilerin ne kadar doğru olduğu tartışma konusudur. 

Diğer ilginç bir bilgi ise, Abdullah Çatlı’nın da Antalya’daki kursa katıldığı ve İsrailli eğitimcilerin Çatlı’ya komanda bıçağı hediye ettikleri ifade edilmektedir.

Fırsat Operasyonu kapsamında İsrail’de Eğitim gördüğü ileri sürülen Özel Harekât Personelleri

Bu eğitimlerden sonra özel harekât kursiyerleri, Lübnan’da bulunan boş bir PKK kampını bastıkları ve Abdullah Öcalan’a yönelik herhangi bir girişim yapamadan elleri boş döndükleri ileri sürülmektedir. Korkut Eken’in bu operasyon için ilgili ülkede bulunan mutemet’e teslim ettiği İsrail menşeli silahların kayıp olduğu ileri sürülmüştür. Kayıp silahların akıbeti hakkındaki sorulara muhatap olan Mehmet Ağar, bu silahların, Emniyet Genel Müdürlüğü’nde danışman olarak çalışan, Korkut Eken’e teslim edildiği, bu silahların neden verildiğinin ve faaliyetin kapsamının ise devlet sırrı olduğunu ifade etmiştir. 

Dönemin İçişleri bakanı Meral Akşener, bu faaliyet kapsamında örtülü ödenekten alınan 20 milyon dolar paranın akıbetinin de bilinmediğini belirtmektedir. 

Mehmet Ağar’ın düzenlediğini söylediği bin operasyonun bir kısmı fırsat operasyonuna benziyorsa,

Türkiye’yi Allah korumuş demektir. 

Hiçbir güvenlik ve istihbarat kurumu, kendi ülkesinin yasalarını çiğneme ve rutin dışına çıkma lüksüne sahip değildir. 

İstihbarat örgütleri ulusal çıkarını korumak için yakalanmamak kaydı ile yabancı ülkelerin kanunları çiğneyebilir çünkü bu faaliyetin doğasında var. Ancak dış faaliyetleri bu işin profesyonelleri olan istihbarat örgütleri dizayn eder. 

Kolluk kuvvetlerinin ülke dışında operasyon yapması, kuruluş doğalarına aykırıdır.  

Terörle mücadele faaliyetleri adı altında yapılan rutin dışı faaliyetler, devlet içinde çeteleşmenin önünü açmakta ve devleti çürütmektedir. 

Bu kayıp silahlar, nerde çıktı dersiniz? 

Doğru bildiniz, Susurluk’ta kaza yapan Mercedes marka aracın bagajında… 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz