Menderes ve Turgut Özal’ın anıt mezarlarını ziyaret etti..

0

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal ile Başbakan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idam edilişinin 61. yıl dönümünde Topkapı’da bulunan Anıt Mezar’a giderek dua okudu, karanfil ve çelenk bıraktı. Özal’ın anıt mezarı çevre düzenlemesi ve müze binası inşaatı projesiyle ilgili de Kılıçdaroğlu’na bilgi verildi.

Anmanın ardından anıt mezarın bakımı ile ilgili talebin iletilmesi üzerine Kılıçdaroğlu da şunları söyledi: “Tarihten aldığımız bu görevi evlatlarımıza devredeceğiz. Dolayısıyla buranın korunması ve buranın bütün ihtiyaçlarının giderilmesi lazım. Burada iktidar- muhalefet olmaz. Bunlar, milli insanlardır. Hepimize görev verdiler. Görevi yaparken Türkiye’de bütün vatandaşlara hizmet verdiler. O çerçevede bakmak lazım. Belediye Başkanımız elinden geleni yapıyor zaten. O da bu görevin ne kadar önemli olduğunun farkında. Zaman zaman engeller çıkarılıyor ama bu engeller bizim moralimizi bozmasın. Beraber olursak, birlikte mücadele edersek bütün bunların hepsini aşarız. Buna inanıyorum. Yeter ki biz, birlik ve bütünlük içinde hareket edelim.”

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda ise “Borsada yaptığınız manipülasyonları izliyorum ve notumu alıyorum. Küçük yatırımcının çaldığınız parasını size ödeteceğim. Vallahi de ödeyeceksiniz! Erdoğan şürekası, göreceğim sizi.” dedi.

Hür Düşünce Hareketi’nin Genel Kurul Toplantısı’nda da konuşan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: Bilimden, demokrasiden, tarihimizden, insan haklarından söz edildi. Hemen hemen bir kapsayıcı demokraside olması gereken bütün kurallardan bahsedildi. Bizi bir araya getiren bütün bu kurallara hayata geçirme iradesidir. Biz artık kavga etmek istemiyoruz. Bu ülkede insanlar faklı düşünebilirler. Farklı kimliklere, farklı inançlara, farklı görüşlere sahip olabilirler ama bir şekliyle beraber olmak; bayrağımızın altında özgürce yaşamak zorundayız. Bunu sağlayacağız.

Bir ülkeyi ileri taşıyan temel faktör bilgidir. Üniversiteleri bilgi üretmeyen bir toplumun ileriye gitme şansı yoktur. Eğer bizde üniversitelere değer verilmiyorsa, üniversiteler şu anda ciddi sorunlar ile karşı karşıya ise ve biz bu sorunlara aşma konusunda bir irade ortaya koymuşsak sizden destek isteriz. Türkiye’yi gerçekten çağdaş uygarlığa ulaştırmak için.

Bir üniversitemiz vardı. Şehir Üniversitesi, kapatıldı. Belki bilmiyorum, bizim Cumhuriyet tarihinde bir ilk galiba bir üniversiteyi kapatmak. İntikam duygusu ile bir üniversiteyi kapatıyorsunuz. Boğaziçi Üniversitesi var… ‘Üniversite hocalarının değil, illa benim dediğim olacak…’ Sadece Türkiye’nin değil, dünyanın gözbebeği olan bir üniversite kan kaybediyor hepimizin gözleri önünde.

Bilimden, düşünceden, aykırı düşünceden korkulmaz. En değerli şey aykırı düşüncedir. Benim gibi düşünmeyen insanın düşüncesi değerlidir. Katılmayabilirsiniz, ama aklınızı kullanacaksanız farklı düşüncelere saygı duyacaksınız… Aykırı düşündü diye insanları hapse atmak, yıllar yılı hapiste tutmak hatta ayaklarının üzerinde bile duramayacak kişileri bile bugün 21’inci yüzyılın Türkiye’sinde hapiste tutmak bize yakışmaz.

Altılı Masa ile ilgili olarak sayın Genel Başkan aşağı yukarı bütün görüşlerimizi yansıttı. Her birimiz farklı partiyiz. Her birimiz yeri geldiği zaman birbirimizin rakibiyiz, doğru. Demokrasi içinde bunun da olması lazım. Ama bizler Türkiye’nin üretmesini, büyümesini, kalkınması istiyoruz. Adalet, demokrasi, özgürlük, din ve vicdan özgürlüğü istiyoruz. Yani olağanüstü güzel bir paydanın üstünde bir aradayız. O paydada farklılığımız yok. O paydada biriz, bir olduğumuz sürece de göreceksiniz Türkiye geleceğe güvenle bakacak. 85 milyon insanımızın da umutsuzluğa kapılma hakkı yok. Beraber mücadele edeceğiz, beraber kazanacağız. Demokratik yollarla otoriter bir yönetimi değiştireceğiz. Demokratik yollarla değiştirdiğimiz zaman değeri çok daha güzel olacak.

Darbelerin bu ülkeye getirdiği çok büyük acılar var. Mısır’da darbe olduğunda CHP’nin Genel Başkan’ı olarak Mısır’a iki değerli milletvekili büyükelçimizi gönderdim. Sayın Faruk Loğoğlu ve sayın Osman Korutürk’ü… Gidin Mısır’a, Mısır’daki yöneticilerle görüşün, sakın ola ki siyasi idamlar yapmasınlar diye. Siyasi idam yapmanın faturasını öğrenmek istiyorlarsa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tarihine baksınlar. Biz başbakanlar, bakanları idam ettik. Gencecik, filiz gibi evlatlarımızı idam ettik. Ve şimdi onların isimleri üniversitelere, yollara, hastanelere, havaalanlarına veriyoruz. Kendi vicdanımızı rahatlatmak için. Dolayısıyla siyasi idam yapmanın asla doğru olmadığını ifade ettim. Keşke hükümet gönderseydi, sıcak ilişkiler kursaydı. Keşke hükümet kavga etmeseydi. Demokrasinin ne kadar değerli bir kavram olduğunu, demokrasinin erdemlerini keşke anlatabilseydi. Ama bunlar olmadı.

Dört aşamalı bir mücadeleyi vermek zorundayız: Birinci aşama, demokrasidir, adalettir, hukuktur, din ve vicdan özgürlüğüdür, hukukun üstünlüğüdür. Bunların olmadığı yerde can ve mal güvenliği, düşünce özgürlüğü, inanç özgürlüğü olmaz. Bunların olmadığı yerde etnik kimlik üzerinden ayrışma olur. Önce biz gerçek anlamda demokrasiyi inşa etmek zorundayız.

Ardından ikinci büyük adımı atmamız lazım. Üreten Türkiye. Türkiye’nin üretmesi lazım. Demokrasi için de üretmesi lazım. Üretmenin her aşamada değiştiğini, yeni üretim araçlarının ve yeni ürünlerin piyasaya girdiğini biliyoruz. O zaman yapmamız gereken katma değeri yüksek ürünler üretmektir. Katma değeri yüksek ürün üretmek için üniversitelerin bilgi üretmesi lazım. Üniversite bilgi üretmezse katma değeri yüksek ürün üretemezsiniz. Bugün yasakçı zihniyette, anlayışta üniversite hocalarını cezalandırarak, atarak, farklı düşündü diye bilim insanlarını KHK’larla üniversitelerden atarak siz katma değeri yüksek ürün üretemezsiniz. Eğer bugün İran üniversitelerinin ürettiği bilgi sayısı Türk üniversitelerini geçmişse bir sorunumuz var demektir. Demek ki Türkiye’nin demokrasi içinde üretmesi lazım. Özgürlükler, düşünce özgürlüğü içinde üretmesi lazım. O zaman katma değeri yüksek ürün üretiyoruz.

Bir önemli daha gerçekleştirmemiz lazım. Güçlü bir sosyal devlet inşa etmemiz lazım. Bizde var ya ‘biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar.’ Güçlü bir sosyal devlet inşa edemezseniz, Türkiye’de huzuru ve barışı sağlayamazsınız. Herkesin işinin, aşının olması lazım. Herkesin sağlıklı geçinmesi lazım. Bu her evde huzurun ve bereketin olması demektir. Güçlü bir sosyal devlet bizi bir arada tutan temel bir kavramdır. Dolayısıyla toplumda yaşayan her bir kesimi iyi bir sağlık, iyi bir gelir, iyi bir eğitim vermek zorundasınız. Bu sosyal devletin gereğidir. Bu kapsamda inşallah iktidar olduğumuzda Allah nasip ederse, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Türkiye’nin uygulamaya koymadığı 1971 yılında kabul edip bugüne kadar hayata geçirmediği Aile Destekleri Sigortası’nı hayata geçireceğiz. İnşallah. Hiçbir aile, hiçbir kişi ben açım demeyecek. Sosyal yardımları, insan onurunu koruyarak yapmak zorundasınız. Kişinin yoksulluğu teşhir edilemez. Bu çerçevede hareket edeceğiz.

Demokrasiyi getirdik, üretmeye başladık, din ve vicdan özgürlüğünü getirdik, her şey tamam. Güçlü bir sosyal devlet oluşturduk. Ama dünya hızla değişiyor. Bu değişime ayak uydurmak gerekiyor. Onun için sürdürülebilirlik önemlidir. Üniversiteleri sürekli bilgi üretecek. Sürekli katma değeri yüksek ürün üreteceksiniz.

Altılı Masa’nın işi kolay değil. Ama Altılı Masa bu konuda çok kararlı, azimli. Türkiye’yi aydınlığa, düzlüğe ya çıkaracağız ya çıkaracağız. Bu işin ortası yoktur. Beraber omuz omuza. Hiçbirimizin bireysel bir beklentisi de yok. Onun da altını özenle çizmek isterim. Sorun bir parti sorunu olmaktan çıkmış. Sorun bir Türkiye sorunudur, gelecek sorunudur, sorun evlatlarımıza güzel bir Türkiye bırakmaktır. Sorun onurlu bir yönetimi bırakmaktır. Bu olmadığı takdirde olmaz. Sürdürülebilirliğin anahtarı da devlette liyakattir. Devlette liyakat olmak zorundadır. En iyi yönetici kendisine en az ihtiyaç hissettiren kişidir. Devletteki liyakatin özü de budur zaten. Devlette herkesin görevi bellidir. Bu görev yasalarla belirlenmiştir… Altı lider bu konuda da kararlıyız, devlette liyakati sağlayacağız. Liyakat olacak. Olacak ki işi ehline teslim edelim. Etmezseniz bu işler yürümez.

Devletin dininin adalet olduğunu biliyoruz. Adaletin olmadığı yerde devletin de olmayacağını biliyoruz. Kararlıyız, tek isteğim var, bize güvenin. Biz beraberiz, birlikteyiz. Biz önyargılardan uzağız ve Türkiye’nin içinde yaşadığı tabloyu biliyoruz. Zaman zaman gazetelerde görürsünüz, okursunuz; ‘Efendim Altılı Masa’nın altında ne var, üstünde bilmem ne var, yanında, solunda ne var.’ Bunların hepsi hikâye. Biz kararlıyız ve bu ülkeyi aydınlığa çıkarma konusunda da kararlılığımızı toplumda paylaşıyoruz.

Sayın Genel Başkan söyledi. Biz ne yaptığımızı her toplantıdan sonra kamuoyuyla paylaşıyoruz. Altı lider, altına imza atıyor ve bunu kamuoyuyla paylaşıyoruz. Sanmayın ki biz ayda bir kez toplanıyoruz. Her partinin genel başkan yardımcıları, kendi alanıyla ilgili zaten çalışmalar yapıyorlar. Ve onlar sürekli toplantı halindeler. Onlar olayı belli bir olgunluğa ulaştırdıktan sonra masaya geliyor. Biz ondan sonra karar veriyoruz.

Sık sık şu eleştiri de gelir; ‘Efendim neden Cumhurbaşkanı adayınızı belirlemiyorsunuz?’ Önce altı lider olarak biz neyi nasıl yapacağımızı bütün ayrıntıları ile konuşup karara bağlamak zorundayız. Sonra milletin önüne çıkmak zorundayız. O kararlılığımız, aynı zamanda ittifakın güçlü, sürekli olması, Türkiye’nin aydınlığa kavuşması için son derece önemlidir. Neyi, nasıl yapacağımızı oturuyoruz, konuşuyoruz, tartışıyoruz. Uygar insanları gibi karara varıyoruz, imzalıyoruz ve yayınlıyoruz. Türkiye’nin geleceği için endişe etmeyin. Biz bütün zorlukları aşmasını bilen bir ulusuz, milletiz. Nasıl Milli Kurtuluş Savaşı’nı verdiysek inşallah bu süreçten de yüzümüzün akıyla çıkacağız.

Bir ara Said Nursi’nin kitapları yasaklandı. Biz Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk, kitapları yasaklayamazsınız diye. İsteyen gider kitabı alır, okur. Anayasa Mahkemesi bunu iptal etti. Sonra bana geldiler dediler ki bunu neden kamuoyu ile paylaşmadın diye. Kamuoyuyla paylaşırsak sanki biz oy için bunu yapıyoruz algısı çıkar. Biz oy için değil demokrasi için yapıyoruz. Kitap yasaklanmaz, 21’inci yüzyıldayız. Kitap yasaklanır mı, insanların inançlarına müdahale edilir mi? Allah ile kulun arasında girmeye kimin hakkı var? Kime bu yetki verildi?

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz