Ne kadar yaratıcı bireyleriz?

0
Latest posts by Rabia Güner (see all)

   Yaratıcılık, yaratıcı olma durumu, yaratabilme, var edebilme yeteneğidir. Nihan Kaya bu kavramı yataylık yani materyal hayat, rutin, somut, dış dünya, sınırlar çerçevesinde yürümek kadar olağan ve dikeylik yani manevi hayat, pratik olmaktan uzak, soyut, iç dünya, sınırsız bir çerçevede hayal edebilmek gibi olağanüstü iki karşıtlıktan söz eder.

   Bu kavrama örnek olarak, Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabını verebiliriz. Kitabı bilmek, duymak, göz atmak yataylıktır ama anlamak, özümsemek ise dikeyliktir. Bu çerçevede sanat yaratıcı bir eylemdir diyebiliriz.

   Jung’a göre, her şey bir enerjidir. Akıp giden zaman yataylık, akıp giden hayatın içinde üretmek ise dikeyliktir. Bu bağlamda kitle hakkında konuşmamızı sağlayan yegâne şey, yatay enerjidir. Boudrilard kitlenin ne olup olmadığını anlatırken, Fransa’da gerçekleşen bir olaya değinir. Bu olay bir futbol maçının bilerek ve istenerek bir trajediye tercih edilmesidir. Bunu da doğal enerjinin eğimine bağlar ve Nihan Kaya tüm bunlar çerçevesinde, insan yatay akıştan koparabildiği enerjiyle kendini birey olarak yaratabilir, der. Sizin de dediğiniz gibi bunları görebilmek ve anlamlandırmak için yaşam alanlarını yakalamak ve detayları kaçırmamak, biraz da hayattan tat almayı bilmemiz gerekir. O zaman yatay ve dikey kavramlara kendimiz de derin bir bakış açısı katabiliriz. Yataylık bilgisayardan eser yazmak, dikeylik kalemle ve kâğıtla eser yazmak diyebiliriz. Çocukluk yataylık ve yaşlılık dikeylik diyebiliriz. Geçmiş, eski, geleneksel dikey ve gelecek, yeni, yatay diyebiliriz.

   Stefan Zweig, Yaratıcılığın Sırrı adlı kitabında ‘’Yaratıcılığı Tanrı ile bağdaştırırız. Sonrasında her şey; kitap, tablo, müzik, sıradan bir ayakkabı giymek gibi doğal karşılanır ama o mucize bir eserle karşılaşınca işte yaratıcının o zaman, bize dehanın insanda yine şekil aldığını, dünyamızın yaratılışındaki sırrını bir defa daha bir eserde tekrarlandığını görürüz’’ der.

  Babil Kulesi efsanesi, buna örnektir.

    Yaratıcılık olağanüstü durumlarda ortaya çıkabilir. Örneğin, Goethe’nin 74 yaşındayken 19 yaşında genç bir kıza âşık olması ve sonrasında olağanüstü bir durumla yaratması bu duruma örnektir.

    Bir felaketten öncesi ve sonrası yaratmayı etkiler. Örnek olarak, Stefan Zweig, 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında yaşadıkları ve ikisi arasındaki yaratma farklılıkları verilebilir.

    Her ne pahasına olursa olsun diye düşünmek bile yaratıcılığı zorlamak değil midir? Fatih Sultan Mehmet, Bizans’ı bu düşünce yardımıyla fethetmemiş midir?

    Nejla Osserian’ın, Burası Benim Hayatım adlı belgeselinden izlenimle, yaratıcılık; müziktir, paylaşmaktır, oyundur, kahkahadır, insandır, insanlıktır, komşuluktur, mahalledir, doğduğun yerle bütünleşmek ve o yere sahip çıkmaktır. Kısacası; hayattır, kültürdür. Bir belgeselin içinde yaratmanın gücünü ve yeni yaratmanın yıkıcı gücünün bir arada olduğu bir örnektir.

      Nihan Kaya’nın, Dünyadayız ve Bunun Bir Çaresi Yok adlı konuşmasında dediği gibi; yaratıcılık umuttur. Yanlışı fark etmektir. Çünkü bunu fark eder ve üzerine gider. Böylelikle bir şeyler hep daha güzele daha iyiye evrilir. Yaratıcılık bunun başlangıcı ve edinilen farkındalık ise bunun nihai sonucudur.

     Yani yaratıcılık, orijinal, sosyal farkındalığı olan ürünler veya fikirler yaratabilme yeteneğidir diyebiliriz.

     O zaman belki de yaratıcılık melez düşünebilmektir. Her şeyin tek taraflı düşünülmesi sorunlu değil midir? O zaman neden Medusa gibi Şahmeran gibi farklılıkları ve düşünceleri bir araya getirmek, yeni yaratımlar elde etmek istemeyelim?

   Tüm bu bilgilerin ışığında, yaratıcılığın ne olduğunu ve neden üstüne düşünülmesi gereken bir konu olduğunu daha iyi kavrayabiliriz. Yaratıcılık önemsenmelidir çünkü nihayetinde her şeyin başlangıcı değil midir?

    Öyleyse alışık olmadığımız bir durum neticesinde, uzun süre evde kalmak bizim yaratıcılığımızı da olağanüstü şeyler yaşayan Stefan Zweig kadar olmasa da bir nebze iyi veyahut kötü etkiler miydi?

    Elbette!

    Bu durumun yaratıcılık üzerine olumlu etkilerinden bahsedecek olursak şunları sayabiliriz; evdeyiz, daha az yoğunuz ve kafamız daha belirgin şeylerle meşgul sadece ve düşünmeye daha çok vaktimiz var. Bizi engelleyen, kısıtlayan kurallar yok, yoğun trafik ve olumsuz etkilendiğimiz insanlardan uzağız ve daha rahatız.

   Bu durumun yaratıcılık üzerine olumsuz etkilerinden bahsedecek olursak şunları söyleyebiliriz; sürekli olarak evdeyiz, hep aynı ortamdayız, korku, kaygı, belirsizlik içindeyiz ve bu şartlarda ufkumuzu açmamız ve belki de geliştirmemiz zorlaşacaktır.

     Tüm bunların yanında, evde kalmak pratik yapma olanağımızı arttıracak ve Einstein’ın dediği gibi pratik ve yaratıcılık bir araya geldiği vakit üretmek kaçınılmaz kılınacaktır.

   Evdeyiz ve yapmamız gereken tek şey, karanlık bir odaya girip düşünmek ve fikirlerimizin şekillenmesini sağlamak belki de, sonrasında ise bunları hayata geçirmekten ibarettir. Korku ve adrenalin beynin düşünmesini iki kat hızlandırır. Öyleyse neden korkmaktan korkuyoruz ki? Bir panik hali mi yaşıyoruz, bir algı operasyonu mu yapılıyor veyahut belirsizlik içinde miyiz? Bu korkuyu değerlendirmekten bizi ne alıkoyabilir?

    Her zaman dâhilerin ve sanatçıların hayatını merak eder ve araştırırım çünkü o üst beyinlerin nasıl diğerlerinden sıyrıldığını bilmek demek onların ayak izlerini takip ederek bazı şeylerin ayırdına varabilmek demekse yaratma ve yaratıcılık kesinlikle önemsenmeli ve evde kaldığımız bu günlerde ise kahvemizi elimize alıp sadece belli şeylere odaklanmalıyız.    

Son olarak, Frost’un şu sözünü çok severim, ‘’Yollar ikiye ayrılmıştı ormanda ve ben daha az katedilmiş olanı seçtim, bütün ayrımı yaratan da buydu.’’ Belki de yaratıcı olmak, kurda meydan okumaktır.

Kaynakça: Notlar

                 Stefan Zweig, Yaratıcılığın Sırrı

                 Nihan Kaya, Yazma Cesareti

                 Nejla Osserian, Burası Benim Hayatım Belgeseli

                 Nihan Kaya, Hayattayız ve Bunun Çaresi Yok

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz