Orhan Pamuk’dan Ölüm Manifestosu

0
Latest posts by Levent Bilgi (see all)

Adalet Ağaoğlu 90 yaşına kadar hep yazdı, hep okudu. Hatta yerinden kalkamadığı zamanlar yardımcısı hanımın yardımıyla yazıyordu. Hayatın böylesine adanmışlığını görmek her zaman beni heyecanlandırmıştır. 

Orhan Pamuk 70 yaşında okumaya ve yazmaya devam ediyor. Nazım Hikmet’in vatan hainliğine(!) hala devam etmesi gibi Pamuk da düşünmeye ve konuşmaya devam ediyor hala.

Orhan Pamuk, son kitabı “Uzak Dağlar ve Hatıralar”ı ilk kez T24 Yazarı Murat Sabuncu‘ya anlattı. Bana göre Pamuk’un söylediklerine katılalım veya katılmayalım, baştan sona ilginç, birkaç defa dinlenebilecek bir söyleşi olmuş.

Röportajda en çok üzerinde düşünülmesi gereken kısım da Pamuk’un ölüm hakkındaki sözleri. Sabuncu, Pamuk’a ölümden korkup korkmadığını soruyor. Pamuk’un cevabı şöyle:

“Hepimiz ölümden korkuyoruz. Belki de arkadaşlar, cemaatler, sosyal ilişkiler ölüm korkusundan kaçmak için. Yalnızlık bize ölümü hatırlatır. Sessiz Ev’de Selahattin Bey diye bir kahramanım var. ‘Ölümü keşfetmek birey olmayı keşfetmektir.’ der. 

Ben artık 70 yaşındayım. Ölümü düşünmem normal. Asıl 25 yaşında iken ölümü düşünmek marifet. Çünkü o zaman hayatın değerini, her bir dakikasının değerli olduğunu, onu iyi geçirmek gerektiğini, o mana dediğimiz şeye, doygunluğa, bilgiye ulaşmak gerektiğini, yüzeysel şeylerle vakit kaybetmememiz gerektiğini anlarsınız. 

Veba Geceleri’ni  biraz da onun için yazdım. Veba’da üç kişiden biri ölür. Korona virüste yüz kişiden biri ölür. Üç kişiden birinin öldüğü bir dünyada insanların metafizik, hayatın anlamı gibi düşünceleri daha derin ve anlamlı olur. Ölüm her zaman Selahattin Bey’in de ifade ettiği gibi bize birey olma, biricik olma, hayatın çok değerli olduğu duygusunu verir. Bazen bu kendini beğenmişliğe de gidebilir. Ama insanın hayatının değerli olduğu, kendi hayatının anlamının değerli olduğu duygusunu bize ölüm verir. 

Ölüme karşı iki tepki var: Bir cemaata katılıp hep birlikte unutmak, arkadaşlar size ölümü unutturur, hep birlikte gülüşürsünüz. Bir de yalnız kalıp bu konuları, metafizik konuları, dini konuları, felsefi konuları düşünmek. Ben ikinciden yanayım.”

Bence Pamuk çok derin bir konuyu basit ve güzel bir şekilde anlatıvermiş. 100 sene sonra bu makaleyi okuyan kimse bu dünyada olmayacak. Hayat garantisi olmayan bir nehir gibi akıp gidiyor ellerimizden. Yarına hiçbir garantimiz yok. İster 70 ister 20 yaşında olalım kaçamayacağımız ölüm gerçeğini düşünmek hayatımızı daha anlamlı kılar. 

Ölümle birlikte yaşamak şu hayattaki lüzumsuz, yüzeysel pek çok akıntıya kapılıp gitmemizi engeller. Anlarımızı, düşüncelerimizi, varlığımızı anlamlı kılar.

Ölümü keşfetmek, ölümü anlamak, ölümün mesajlarına gönlümüzü açmak bizi insan/birey yapar. Bir gün mutlaka öleceğimizi bilmek, ölümün kendisinden çok daha önemli bir veridir. Hayatımızı ölümlerimiz şekillendirir. Ölümle birlikte yaşamakla ancak hayatı anlayabilir, anlamlandırabiliriz.

Ölümden kaçtığımız her adım, her cümbüş bizi bir adım daha ölüme götürür. Ölüm gelir ölümden uzak olduğumuzu düşündüğümüz bir anda.

Voltaire “Ölüm olmasaydı onu icat etmek zorunda kalırdık.” diyor. Zira ölümsüz bir hayat koca bir anlamsızlık olurdu. Ölümün son uyku mu yoksa son uyanış mı olduğunu tam ve mutlak bir gerçeklikle bilemiyoruz. Ama ümit ediyoruz. Bu hayattan daha güzel, sonsuz bir hayat olsun istiyoruz. Dinler bize ölümün, ölümün ölümü olduğunu anlatıyor. İnanıp inanmamak bize ait. Ama üzerinde düşünmediğimiz, yoğunlaşmadığımız, sorgulamadığımız bir cennetin de cehennemin de anlamı yok. Cenneti de cehennemi de öldükten sonra değil bu hayatta keşfetmeliyiz. Sırat öldükten sonra geçilecek bir köprü değil, bu dünyanın kendisi sırat.

Ölüm düşüncesi bize hayatın o kadar abartılacak, o kadar dert edilecek bir şey olmadığını hatırlatır. Dertlerimizi, hırslarımızı, acılarımızı törpüler. Hayatımıza çekidüzen verir. Bizi hayvanlıktan kurtarır insan yapar. 

Pamuk’un dediği gibi:

Ölüme karşı iki tepki var: Bir topluluğa, koşuşmaya, bir beraberliğe katılıp hep birlikte unutmak, arkadaşlar size ölümü unutturur, hep birlikte gülüşürsünüz. Bir de yalnız kalıp bu konuları, metafizik konuları, dini konuları, felsefi konuları düşünmek.

Siz hangisini seçiyorsunuz?

Önceki İçerikCuma Vaazı; Sevab Kavramı
Sonraki İçerikCovid, Ölümler ve Ayrılık
(Özgeçmiş ve özgelecek) İzmir'in yokuşlu sokaklarında doğdu. Kuşadası'nın denizlerinde sonsuzluğun lezzetini tattı. İstanbul'da okudu. Ordu, Zonguldak, İstanbul, Şanlıurfa'da dersler yaptı. Hayatı, edebiyatı, Kur'an ve Risale (okumayı değil) çalışmayı önemsiyor. Bunların monotonlaştırılmalarına,sıradanlaştırılmalarına, dünyevileştirilmelerine karşı çıkıyor. Artık okuyarak değil, okuduklarımız üzerinde çalışarak, kafamızı çatlatırcasına düşünerek, tahkik ederek bir şeyler öğrenebileceğine inanıyor. Cenneti de cehennemi de önce bu dünyada görüyor. Varlığı, insaniyetini, duygularını ve düşünceyi önemsiyor. Artık nutuk, vaaz, ben en iyi bilirim zamanlarının bittiğine inanıyor. Hakikati eşit bir ilişki içinde; beraber, arayarak, bir masa etrafındaki çalışma grupları ile yakalayabileceğine, en azından hissedebileceğine inanıyor. Hayatı, dünyayı, varlığı, insaniyeti vs. anlamaya, anlamlandırmaya çalışıyor. Allah'ı, âlem-i gaybı ve ölümden sonrasını çok özlüyor ve merak ediyor.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz