Parti Düşlerimin Prangasıydı

0
Latest posts by Şükrü Gülmüş (see all)

İnsan olarak düş bazdım.

Kendimi bildim bileli düş kurardım.

Benim için yaşam düşsüz; baharatsız ve yağsız bir yemekti.

Düşler yaşamımın tuzu, biberi, yağı baharatıydı.

Anam garip yemek yapmasını bilmezdi.

Yaptığı yemekleri terbiye ederek yerdik.

O da yer ve ‘’Hımmm min xweş çêkiriye kûrê keran’’ derdi.

Biz de güler geçerdik.

Anamızdı.

Anasız büyümüştü.

İnsan anasız büyünce nasıl yemek yapmasını öğrenir ki?

X

Aklım erdiğinden beri düş kurardım.

Çocuklukta eşkıya (Koçero)

İlkokul’da Yılmaz Güney,

Öğretmen okulunda tiyatroculuğu eklemiştim; futbol, koşu ve masa tenisi unvanlarıma.

Öyle ya Seyid Alp gibi bir bela ile tanışmıştım.

O düşlerimi edebiyata evirdi.

Futboldan, koşudan, kızlardan, şaraptan edebiyatta çevirdi.

Ve onun için olacak ki yazdıklarımı ‘’Sen yazmıyorsun. Bunları bir yerden çalıyorsun’’ derdi.

Ben birçok şey çalardım ama yazı nasıl çalınır daha bilmiyordum.

Kavun karpuz, karavana, battaniye, kapı zili ve kızların yüreğini çalardım.

Vardı elbette çaldığım şeyler.

Devrimci oldum.

Yoldaşlarıma aşık oldum.

İlk evvelinde Mehmet Hayri Durmuş’a –insan olarak, kişilik olarak- adeta aşık oldum.

Düşüncelerini de benimsedim ama ben onun SESSİZ-SEDASIZ, mütevazi kişiliği ve liderliğini sevdim.

Mazlum Doğan’a kanım ısınmamıştı.

Hatta onunla kişilğimiz uyuşmuyordu.

Ama 1977’de Hayri ve Kemal Pir’i görünce; ‘’Aha işte bunlarla ben ölüme giderim’’ dedim ve gittim.

Pir’le Batı Kürdistan Kobani’de ikinci karşılaşmamda; Ortadoğu için Arapça, dünya geneli için İngilizce öğreneceğim, dedim.

Ama partilik düşlerime pranga takmıştı.

‘’Hayır! Biz ne istersen o olacaksın!’’ diyordu.

Önceleri ‘’Parti de kim?’’ dedim.

Hayri mi? Kemal mi?

Onlar benim düşlerime engel değil ki?

Ha Kemal ‘’Kalemi bırak, silahı al’’ diyordu.

O bişey değil ki. Ben kalemi de silahı da severim.

Anton Çeho’nun doktorluk ve yazarlık meselesi gibi.

Silah korumam, kalemim savunmam olur.

Çeho da doktorluk karım, edebiyat sevgilimdir, demişti ya.

Her meslek bir ayrı işlev görür insanda.

Partiliyim, savaşçıyım. Silahımla savaşır, kalemimle yazarım.

Olamaz mı?

Olur ama –sonra anladım ki- BİR varmış.

O BİR her şeyi merkezine almış.

Ve biz orda pohu yemiştik.

Haberimiz bile olmamış.

Bence ona değil, kendimize kızalım.

Düşlerimize, partimize ve sevdamıza sahip olamadık.

HASTALIĞIM KURTULUŞ OLDU

İçerde Diyarbakır Zindanında hepatit, siroz olmuşum. Haberim yok.

Tıpkı Kürdlerden Öcalan hastalığı gibi.

Bu sinsi hastalık 1993’lerin en fırtınalı zamanında nükse etti.

Ve biliyor musunuz bu hastalık aslında kurtuluşum oldu.

Onun sayesinde yurtdışı –Almanya’ya- tedaviye geldim.

Yavaş yavaş eridim ve yavaş yavaş içinde olduğum/olduğumuz durumu gördüm.

Gördükçe de parça parça geri çekildim.

12.12.1996’da ciğer yeniledim.

15 Şubat 1999’da Kürdlerden Öcalan Abdullah dayılarına gidince; ben bastım düğmeye.

Hay senin dayına da, anana da hizmetine de…

Ülkemden ve Türkiye’den 18 yıl ayrı kaldım.

İşte bu gidişte, hem son gidiş ve İLK GİDİŞİ ‘mi anarak yazacağım.

Tarihe bir de böyle DİPNOT DÜŞECEĞİM.

Haziran’ı iple çekiyorum.

Bugün 08. Mayıs.22

Analar günüymüş.

Benim ülkemde

ANALARIN ANASI AĞLAR.

Ağlanan günleri anacağım.

Xoca

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz