Psikolog muyuz biz?

0
Latest posts by Aysun Saygı Köknar (see all)

Maalesef;

Artık bardağın dolu tarafını göremiyorum.

Çünkü bardağı fırlattım attım ve bin parçaya bölündü.

Yetti ama! Pozitif olmak istemiyorum. Batsın bu Dünya!

Aaa n’oluyo bu köyün delisine diyecekseniz. Lütfen demeyin. Benim sizi anlamaya çalıştığım gibi rica ederim siz de beni mazur görün.

Sanki hem ülkemiz hem de Dünya son yedi sekiz yıldır bitmeyen bir rapsodide cam kırıkları üstünde dans ediyor gibiyiz değil mi?

Doğduğumuz günden beri başımıza gelenler yetmiyormuş gibi, aylardır mücadele ettiğimiz pandemi, ardından sel, üstüne bir de deprem felâketi hepimiz kendi klasmanında dövüştüğümüz ringde havlu attık, atacağız.

Açık hava hapishanesine dönen hayatlarımızda elimizde bir eğlencemiz televizyon kalmıştı, ona da göz diktiler.

Kış sezonu başlar başlamaz eminim siz de “Ben hiç tv izlemem.” diyenlerden olsanız bile -ki ben onlardan değilim- arada bir fırsat bulunca ne yaptı bizimkiler diye şöyle bir bakıyorum. Kafama göre bir şey bulursam arada bir fire veriyor olsam da takip etmeye çalışıyorum. Nasıl olsa iki bölüm kaçırsan bile bizdeki diziler tutunca senaryo çeke çeke sündürüldüğü, konuda iyiden iyiye frene basıldığından açıkçası hiçbir şey kaçırmıyorum.

Bu kış da yeni başlayan dizilere şöyle bir göz ucuyla da olsa bakma şansım oldu.

Bakmaz olaydım!

Hayır, anlamıyorum, zaten başımızda bin bir türlü bela varken hangi akla hizmet Türk milletini bu derece zorluyorsunuz?

Mesleği Psikiyatrist olan Gülseren Budayıcıoğlu’nun kitaplarından yola çıkılarak uyarlanan danışanlarının hayat hikâyelerini konu alan Masumlar Apartmanı ve Kırmızı Oda’dan başlayalım.

İkisinde de toplumun her katmanındaki sıradan insanların normalde yakın ilişkiler kurmasanız anlayamayacağınız türde psikolojik rahatsızlıkları, ancak konusunda uzman bir psikolog ya da psikiyatrın anlayıp, anlamlandırıp, çözebileceği marjinal davranışlar alınıyor. Hikâyeler “Dert çeke çeke artık ordinaryüs oldunuz, buyurun buradan yakın.” Diyerek beğenimize sunuluyor.

Biz maaile yemek sofrasında kuru, pilav, turşu üçlemesi ile totem yaparken ya da tüm gün kafa patlatıp yorulduğumuz bir işgünü ardından sekiz aydır artık ergonomimizin dilini iyice çözen koltuğumuza yayılıp, içimizden “Azıcık TV’de zap zup yapayım da arşa çıkan şu IQ mu normal seviyelere alayım.”  diye hayıflanırken kendimizi milletin derdi ile dertlenirken buluyoruz.

Bana ne iş insanı Han Bey’in evi çöp dağı ile kaplamasından. (Dizpozofobi Kompulsif -Biriktirme Hastalığı) Ev kızı Safiye’nin bitmek bilmez temizlik ritüellerinden. (Obsessif Kompulsif) Ya da Kırmızı Oda’ da ki kocası tarafından ıslatıp ıslatıp hortumla dövülen mazlum Meliha karakterinin üvey oğlu ile yaşadığı yasak aşktan. Güzel Alya’nın onu aç bırakıp, intihara zorlayan aklını kaçırmış annesi ve tüm olan bitene kenardan bakan vicdansız babasından.

Ne diye zaten cinnet halinde dolaşan bir topluma tüm bunları dayatıyorsunuz?

Psikolog muyuz biz arkadaşım?

Onu beğenmediysen size bir bölüm “Sadakatsiz” verelim diyorsanız. Durum aynı. Evliliğin Bermuda şeytan üçgenini kurmuş, kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmayan karakterler her arkanı döndüğünde birbirini sırtından hançerlemekle meşgul.

Ardından aşk, ihanet, elem ve ölüm bombardımanımız geçtiğimiz hafta ilk bölümü yayınlanan “Alev Alev” dizisi ile TV izleyicilerine öldürücü darbeyi vuruyor.

Tüm bölüm boyunca ağdalı ağdalı izletilen yangın sahnesi ile start veren hikâye, bu kısmın prodüksiyonunun ucuza mâl olduğunu bas bas bağırmasının yanında hayatını kaybeden insanları ajitenin dik alası bir biçimde gözlerimizin önüne seriyor. Güya bizi korumak için buzlanan kömür olmuş bedenlerle el ele tutuşulup yapılan gözü yaşlı elveda konuşmaları adeta beynimize çakılmak istenen travmatik sahnelerin amacının ne olduğunu sorgulatıyor.

Ver coşkuyu! Ver coşkuyu!

Tamam, anladık bu millet sabrı ile metaneti ile feraseti ile dillere destan bir millet. Belli ki biz de mazoşizmi seviyoruz vesselam. Baksanıza nereye dönsek bir dejenerelik, nereye dönsek bir histeri bulutu.

Hoyratlık, cambazlık, kurnazlık bizim işimiz.

İnsanlar ağırbaşlı davranıp sesini çıkarmıyor diye illa politikacısı, moderatörü, senaristi, gazetecisi, doktoru, bakanı, şarkıcısı bir olup bin koldan üzerine çullanmanız mı gerekiyor?

Hep birlikte burguya dönmüş bir zamandan geçmekte iken bir de bizi bu trajik, stresli, dramatik, yorucu, zorlayıcı işlerle hırpalamanız mı lazım?

Nerde o eski “Ekmek Teknesi” “ikinci Bahar” “Bizimkiler” “Süper Baba” “Ferhunde Hanımlar” “Bir Demet Tiyatro” “Şaşıfelek Çıkmazı” “7 Numara”ve niceleri…

Dostluğun, arkadaşlığın resmedildiği yaşama sevincimizi perçinleyen replikler, ailenin verdiği koşulsuz sevginin yerini hiçbir şeyin tutmadığını hatırlatan diyaloglar, artık mazi olmuş saf ve temiz aşklar, daha çok su kaldırması muhtemel entrikalar, düşmanlığın bile bir raconunun olduğu, sinsilik olmadan akıp giden hayatın o güzel zamanlar…

 Hepsi, tüm o güzel duygular o beyaz atların kanatlarına binip, gitti.

“Ayy Aysun naftalin koktu buralar.” Dediyseniz, valla bırakalım öyle kalsın.

Darmadağın olmuş halet-i ruhiyemizi şu aralar gökten Mikail inse bir çırpıda toplayabilecek gibi gözükmüyor.

Her birimiz bu zor günlerden geçerken eskisinden çok sevildiğimizi, değer verildiğimizi, önemsendiğimizi, özlendiğimizi hissetmek istiyoruz.

Pandemi nedeniyle uzunca bir süredir sevdiklerimizle yüz yüze görüşemiyor, kucaklaşamıyor oluşumuz yüreğimizi ince bir iç sızısı gibi yoklayıp, geçiyor. Birbirimize merhamet ve şefkat göstermeye ihtiyacımız var. İyi hissettiren şeylere, hayatın komik yanlarına gülmeye, biraz relax olup eğlenmeye vakit ayıralım ki boşalan pilimiz dolsun ve yeniden yola devam edebilelim.

Tutulduğumuz tufan bitene kadar içimize dönme, var olan içsel enerjimizi olabildiğince ekonomik ve tutumlu kullanma sırası.

Unuttuysak hatırlayalım. Tek bir hayatımız var ve yüzyıl sonra bu gezegende bambaşka insanlar olacak.

Şimdi rastgele iyilikler ve anlamsız güzellikler zamanı.

Trump gider, Biden gelir. Damat istifa bombasını influencer edasıyla İnstagram’dan patlatır. Penguen medyası işaret fişeğini görmeden gık bile demez/diyemez. Para piyasaları ahenkle dans eder.

Bir asır içinde tüm bunlar kimsenin umurunda bile olmayacak.

Ancak zekâsı, sevdası, ülküsü, ilkesi, inkılabı, ileri görüşü, medeniyet anlayışı, vatan ve millet sevgisi ile yolum, yoldaşım, ulu önderim; engin bilgisine, kültürüne, nezaketine, yolda yürüyüşüne bile hayran olduğum sevgili Atam biricik Mustafa Kemal’im sonsuza dek yaşayacak.

Sen Dünya’da eşi benzeri olmayan bir devlet adamı ve dahi bir komutansın.

Bu vesile ile bir Cumhuriyet kadını olarak kendisinin çizdiği çağdaş, aydınlık yoldan azim ve kararlılıkla yürümeye devam edeceğimi yineliyorum.

Vefatının 82’nci yıl dönümünde Aziz Atatürk’ümü rahmet, minnet, hasret ve dua ile yâd ediyorum.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz