Putin’in Gözbebeği Casusluk Ağı; “İllegaller / Yasadışılar”

6

27 Kasım günü İngiltere’nin en çok okunan gazetelerinden olan The Sun’da, eski bir MI6 ajanının, Rusya’nın Birleşik Krallıkta; gelecek emir üzerine, birçok kritik personele operasyon düzenleyebilecek, oldukça geniş, uyuyan ajanlar ağına sahip olduğu konusunda bir uyarı haberi vardı. Haberin başlığı ise daha ilginçti; “Spy Next Door” yani “Komşu Ajan.”

https://www.thesun.co.uk/news/20241518/russia-sleeper-agents-uk-mi6-agent-warning/  )

Haber içeriğinin bir yerinde şu ibare geçiyordu; “Bu -İllegaller- Putin’in göz bebeği bir casusluk ağı…”

Kesinlikle ve eksiksiz katılıyorum bu ifadeye… Vladimir Putin’in “İllegaller / Yasadışılar” adı verilen bu casusluk şebekesine çok güvendiğini, inandığını ve onlara birçok konuda ciddi imtiyazlar sağladığını bilmeyen yoktu. Hatta 2019 yılında bir toplantısında; “Elimizde limiti olmayan, menzili sonsuz, balistik füzelerimiz mevcut. Ve bunlarla dünyanın her yerini vurabiliriz. Ve bu füzeler bildiğiniz füzeler gibi gözükmemektedir” diyordu açık açık. Ve sadece ben değil birçok kişi “menzili sonsuz füzeler” derken aslında “İllegalleri” kastettiğini biliyordu. 

Peki, bu “İllegaller” kimdi ve neydi? 

Soğuk savaş döneminde, KGB efsanesi Yuri Drozdov ‘un girişimleri ve bölümün başına geçmesi ile oluşmuş bir casusluk şebekesiydi. Sovyet görevlilerini; çok uzun yıllar eğiterek, görevlendirildikleri ülkeye gittiklerinde, o ülkenin sıradan bir vatandaşı gibi davranacak, yaşayacak, iş bulacak hatta onlar gibi düşünecek ve çok ciddi gizlilik-güvenlik önlemleri altında üstlerine bilgi servisi edecek görevlilerin adıydı “İllegaller ya da Yasadışılar.”

İnternetin olmadığı zamanlar bu oldukça maliyetli ve süreç alan bir işlemdi. Çünkü yerleştirmek üzere tespit ettiğiniz kişilerin, doğum belgeleri hazırlanmalı ve ardından kilise kayıtlarına geçmeliydi. Bunun için hedef ülkedeki ölmüş yaşıtlarının araştırılması gerekirdi. Bu da tek tek mezarlıkları gezmek demekti. Sonra ilgili kiliseye ve diğer kurumlara rüşvet ya da başka motivasyonlarla resmi kayıtlarda oynama yapılarak ilgili evrakların tanzimi şarttı. Bir özgeçmiş yaratılacak ve o özgeçmişte hiçbir açık verilmemesi gerekirdi. 

Sonrasında yerleştirilecek personelin ciddi bir eğitimi söz konusuydu.  Özellikle dil konusunda, aksansız ya da çok az aksanla konuşabilmeleri şarttı. Gittikleri ülkenin genel kültürüne, yerleştikleri lokal bölgenin lokal kültürlerine adaptasyon süreçleri vardı. Sadece dil bilmeniz ya da ülkenin kültürlerine sahip olmanız yetmezdi. Bunun dışında; analitik çözüm, cesaret, odaklanma, kararlılık, stres yönetimi, baskı altında çalışma, acil durumlarda hızla öngörüde bulunabilme, gerilimle başa çıkabilme, sosyal ve beşeri yaklaşım, mükemmellik, yabancı ortamlara adaptasyon ve en az birkaç meslekte hayatını kazanabilme gibi yeteneklerinizde olması şarttı. Bu uzun süreli eğitim sonunda başarılı olamamanız durumunda atamanızda yapılmazdı. 

İnternetin gelmesi – gelişmesi ve globalleşmesi ile bu süreçler kısalsa bile eğitim süreçleri yine de kısalmamıştır diye tahmin ediyorum. Özellikle 2010 yılında FBI’nın kendi başkanının dediği gibi; “FBI tarihindeki en büyük kontrespiyonaj operasyonu” diye tanımlanan “Hayalet Hikayesi” isimli Operasyon sonucunda yakalanan Mikhail Semenko ve Anna Chapman’ın Viyana’da değiş tokuş yapılması sonrası “İllegaller” eğitim müfredatında değişiklik oldu. Bu tarihten sonra “İllegaller” sadece “bilgi toplama – sızma – bal tuzağı ve casusluk” faaliyetlerinde değil gerektiğinde “sabotaj – kundaklama – bombalama – suikast” görevlerinde de kullanılmak üzere eğitilmeye başlandı. The Sun gazetesine röportaj veren eski MI6 ajanının da kastettiği ve korktuğu da sanırım bunlardı. 

“İllegaller” ile ilgili açık kaynaklarda birçok bilgiye rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Ancak en ünlüsü sanırım; Rudolf Abel’in 1957 yılında New York’ta yakalanmasıdır. Sonrasında 1962’de ABD’li Pilot Gary Powers ile Berlin Köprüsü’nde yapılan takas Hollywood’a da ilham vermiş ve sadece bu konu hakkında birkaç film yapılmıştır. 

Sonrasında 2010 yılında, yukarıda yazdığımız “Hayalet Hikâyesi” operasyonuyla New York’ta tespit edilen 10 Rus ajanı olayıdır sanırım ünlü sıralamasında ikinciliği alan. Bazıları çift olarak yaşıyor, çocukları okula gidiyor hatta birçok gönüllü faaliyetlerinde bulunuyorlardı. Komşularından biriyle yapılan röportajda komşusu; “Hayır! Onlar asla ajan olamaz. Hele Rus ajanı asla olamaz. Şu bahçelerinde yetiştirdikleri Ortanca Çiçeklerine bakar mısınız?” diyordu. Başka bir komşusu; “Kuzenim Irak’ta öldüğünde, cenazesinde ulusal marşımız çalarken gözlerinden yaşlar geldiğine şahit oldum! Ki birçok Amerikalı bu duyguları taşımaz! Bana Marslı olduklarını söyleseydin daha inandırıcı olurdu!”diyordu. “Hayalet Hikâyesi” Operasyonuyla yakalanan, 10 kişiden biri olan, Harward Mezunu, Donald Heathfield (Andrei Bezrukov) çalıştığı yazılım şirketinde, geliştirdiği bir program sayesinde “medyadaki hassas bilgi ve içerikleri olan haberleri” yakalama ve depolama özelliğini ABD’de Nükleer Araştırma Merkezi, Ulusal Bank hatta NASA gibi çok ciddi kurumlara “hibe etmek” için görüşmeler yaptığını ve birçok kritik personelle yakından çalıştığı ortaya çıkmıştı. Ve bu kişilerle ilk “Harward Mezunlar Buluşmasında” temasa geçtiği öğrenildi. Cynthia Muprhy isimli Rus casus Lydia Guriev ise Columbia Üniversitesinden MBA derecesi alarak çok ünlü bir finans kuruluşunda iş bulmuştu. Aynı zamanda birçok hayır işlerinde bulunuyordu. Bu cefakârlığına sebep her pazar gittiği kilisede, yılın belli bir gününde adına parti düzenleniyordu. Kredi ödeyen, kariyer sahibi meslekleri olan, çöplerini toplayan, çocuklarının etkinliklerine katılan, kitap kulüplerine üye, mahalle güvenliğinde görev alan, aile partilerine katılan ama çalıştıkları yerlerde elde ettikleri kritik bilgileri Moskova’ya gönderen “İllegaller” işte böyle gizleniyorlardı. 

2012 yılında Antalya’da bulunduğum sırada, şehrin gece hayatında ve yerel sosyetesinde oldukça ünlü bir abimizle, Lara’da bir balık evindeydik. Ve o akşam, kendisinin davet edildiği ve çok iyi olduğunu iddia ettiği bir organizasyona beni de davet etmişti. Herhangi bir planım yoktu. Seve seve kabul ettim. Organizasyonun yapıldığı otele giderken bir moda şovu olduğunu öğrendim. Dolabında 18 tane aynı renk, aynı model ve aynı marka t-shirtü olan biri için (ki bu ben oluyorum) moda kavramı gözle gözükmeyecek kadar uzaktaydı… Sorun yapmadım. Gittik. 

Şov başladı. Zerre umurumda olmayan bir etkinlikti. Birçok Rus konuk da vardı. Birden podyuma bir manken çıktı. Ve Ruslar arasında bir alkış – kıyamet koptu. Manken çok profesyonel gibi yürümüyordu. Kaldı ki etrafına el sallıyor, gülücük dağıtıyordu. Sanki nasıl desem, birinin kızı – yakını da, o ünlü biri defileyi düzenleyene ısrar etmişte onun torpiliyle podyuma çıkmış gibiydi. Ama Rus konuklar tarafından ıslıklarla alkışlanması beni şaşırtmıştı. 

Birkaç koltuk yanımda oturan orta yaşlı bir Rus’a sordum az önce çıkan mankenin kim olduğunu? “Onu tanımıyor musun?” dedi, şaşırmıştı adam soruma. Aslında yüzü bana da bir yerlerden tanıdık geliyordu ama çıkartamıyordum. Rus devam etti; “O bizim milli kahramanımız, Anna Vasilyevna Chapman!”

Diplomat bir babanın kızıydı Anna. Bir partide tanıştığı İngiliz Bay Chapman ile evlenmiş ve İngiliz pasaportunu kapmıştı. Bir süre İngiltere kaldı. Ve sonra Amerika’ya gitti. Elde ettiği bilgileri, yolun diğer tarafında kafede oturan Rus görevlisinin bilgisayarına, caddenin karşı tarafından yürürken(!), kapalı olan laptopundan (!) veri olarak gönderirken yakalanmıştı. “Yatağınızın Altındaki Kızıl Canavar” lakabını takmıştı Amerikalılar ona… 

İsmi duyar duymaz çok hevessiz geldiğim organizasyonda abimize baskı kurmaya başladım. Israrla tanışmak istediğimi söylüyordum. Sıkılmış olmalı ki, yüzünü ekşite ekşite bir yerlere gitti, birileriyle görüştü ve organizasyon sonrası otelin xxx barındaki eğlenceye davetiye koparmıştı. Şahsen, 1.65 boyun üzerindeki kadınlar özellikle sarışın veya açık tenliyse pek benim ilgi alanımda değillerdir. Hoşlanmam, beğenmem. 1.80 boyundaki Rus bir modelle, bir hafta, lüks ve egzotik bir tatil yapacağıma 1.60 boyundaki, minyon, Latin bir kadınla fast food restoranda, junior menü yemeyi yeğlerim. Ama işin içinde Anna Chapman olunca insan kurallarından taviz verebiliyor seve seve. ABD başkanı Biden bile Anna Chapman olayı ayyuka çıkınca; “Bu kadının ne kadar ateşli olduğunu görüyorsunuz değil mi? Bir de bizimkilere bakın. Doğrusu ülkeden gitmesine üzüldüm” demişti. 

Anna Vasilyevna Chapman New York / Times Meydanında

Defile sonrası söylenen bara gittik. Birçok manken, modacı ve diğer defile çalışanları eğleniyordu. Ama Anna Chapman ortada yoktu. Sessizce geçip bara oturdum. Birkaç bira söyledim. Ve bir süre sonra yine içeride bir alkış kıyamet koptu. Anlamıştım, Anna içeri girmişti. Çok sonra öğrenecektim; Rusya’ya iade edildikten sonra ününün daha da arttığını hatta “Yaşayan En Seksi 100 Rus” içinde ilk ona girdiğini. 

Bir şekilde yaklaşmayı başardım. İyi bir cover bularak kendimi tanıttım. Ve benimle gürültüden dolayı hemen yanımdaki tabureden kulağıma eğilerek İngilizce konuşuyordu ve o an anladım “İllegallerin” ne kadar tehlikeli olduğunu… 

Rus aksanlı İngilizceyi bilirim, nerede duysam tanırım. Uzun yıllar İngilizce konuşulan ülkede yaşamış bir Rus’la karşılaştığımda da anlarım. Bilirsiniz bunu. Ama Anna’da en ufak bir aksan yoktu. Gözlerinizi kapatırsanız sanki Brooklyn’de ya da Quins’te, bir jazz pubta Amerikalı bir kadınla sohbet ediyormuşsunuz gibi gelirdi. Benden bir çıkarı ya da beklentisi yoktu, bir proje ya da görev değildim onun için ama Antalya’yı nasıl bulduğunu, yemeklerini anlatırken bile oldukça etkileyiciydi. Bal Tuzaklarına karşı uyanık olmakla övünürüm ama Anna Vasilyevna güzelliğinin dışında ses tonu, el hareketleri, baygın bakışları ve tarif edemediğim feminen bir tavrı ile bende de iyi bir etki bırakmıştı. Bu konuda inkârcı olamam, haksızlık etmiş olurum. Çok fazla kalmadı barda, nezaketen katıldığı belliydi. Yanımdan kibarca ayrıldı, arkadaşlarının yanına gidip birkaç içki daha içip yine alkışlar içinde odasına çıktı. 

Dünyaca ünlü bir “İllegal” ile tanışmıştım ve ne kadar tehlikeli olduğunu bizzat tecrübe etmiştim. Lakabını sonuna kadar hak ediyordu. Saygı duymuştum. FBI’ın 10 yıl süren bir operasyonunun sonunda yakalanmasına şaşırdım ama o FBI ajanlarının yerinde olmadığım içinde kendimi şanslı saydım. 

6 YORUMLAR

  1. Yazıyı bir arkadaşım paylaşınca okudum. Öncelikle çok beğendiğimi söylemeliyim. Çok ağdalı ve içine çeken bir dille yazılmış. Ancak sormak istediğim şunlar;

    1) Yazar, Anna Chapman’la tanışmış, pekala, ona bir gazeteci olarak Antalya’yı nasıl bulduğunu mu sormuş?
    2) Anna Chapman ile röportaj yapmak için insanların ciddi paralar ödediğini duydum ama sizin yazarınız yemekleri nasıl buldunuz mu demiş?
    3) Yazar neden bir ‘cover kimlik’ ihtiyacı duymuş?
    4) Yazarın kadın zevkleri okuyucuyu ilgilendirmezken bu konuya girmesini anlayamadım?
    5) Çok güzel bir makale olmuş. Ellerinize sağlık:)

  2. Tebrik ediyorum öncelikle. ancak ben yazarın önceki yazılarından yola çıkarak şunu diyebilirim burada işlediii konular zaten açık kaynaklarda var kendisinden ben daha gizli ve önemli bilgiler okumayı beklerdim

    • Açık kaynaklarda olmayan bir bilgiyi sizinle paylaşmam pek mantıklı değil Süleyman Bey. İlginiz ve yorumunuz için teşekkür ederim.

  3. Yorumlarınız ve ilginiz için teşekkür ederim Sayın M.Z. Sorularınıza cevap vermeye çalışayım.

    1. İlki; ben gazeteci değilim. Hiçte böyle bir iddiam olmadı. 2019 yılında Ocakmedya ile başlayan yazın hayatım hala daha orada devam etmekte. Anna Chapman’la tanıştığımda gazeteci olamam bu sebeple. Bu yüzden sorduğum soruları anlamsız bulmanızı son derece normal karşılıyorum.

    2. Bugün kendisiyle röportaj yapmayı çok isterim ve o röportaj sonunda bütçemin el verdiği ölçüde ödemeyi de seve seve yaparım. Ama o gün, 2012’de sorabileceğim sorular ne yazık ki; kısıtlıydı. Bugün olsa muhakkak ve derinliği olan sorular sorardım.

    3. “Cover Kimlik” mecburiyetim yoktu. Ancak aldığım yorumlarda bir okuyucumuz beni; “Fantezi Yapmakla” itham etmişti sosyal medyada ve şunu rahatlıkla diyebilirim buna dayanarak; “Fantezi yapıyordum” 🙂

    4. Aslında yazı yayınlandığı günden beri birilerinin sorsun diye beklediğim bir soruydu bu. Çok fazlada tepki aldım yazımın o kısmı ile ilgili. Kendi kadın zevklerim elbette kimseyi ilgilendirmez ancak yazı içinde bunu özellikle belirttim ki; “Anna Chapman’la görüşme isteğimin “dürtüsel” değil sadece merak kaynaklı olmasının anlaşılması ve Bayan Chapman görüntüsünde ki kadınlardan hoşlanmadığımı, hoşlandığım kadın görüntüsünün tam zıttı olduğunu” açıklama zorunluluğu hissettim. Yoksa görüşme isteğim, bu konuda ki hevesim daha farklı anlaşılabilirdi.

    5. Tekrardan teşekkür ederim, Saygılarımla,

    • Çok çok teşekkür ederim bana cevap verdiğiniz için çok mutlu oldum ilk defa yorum yaptığım köşe yazarı bana cevap verdi. Birde en ince detayına kadar yazmışsınız. Çok çok mutlu oldum:)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz