Risk Algısı 2 

0

MUHALEFETİ GÜVEN VERMEYEN BİR ÜLKE GELECEKSİZ BİR ÜLKEDİR. 

Risk algısının ne olduğunu size sormayacağım çünkü bu aralar hepiniz o riski yaşıyorsunuz. 

Ama risk algısının yarattığı fiili duruma hep birlikte bakabiliriz: 

Örneğin bir eviniz olduğunu ve onu satmak istediğinizi düşünün; piyasalar belirsiz ve her şeyin fiyatında o risk algısına esas bir dalgalanma var. Bu dalgalanma fiyat artışını da tetikleyebilir, düşüşünü de. Bu bütünüyle o riski neyin beslediği, kaynağının ne olduğuna bağlıdır. Siz şayet o riskin kaynağını bilirseniz bu iyidir, çünkü o zaman olası sonuçlarını öngörebilir ve ona göre bir pozisyon alabilirsiniz. Ama bilmezseniz hangi pozisyonu alacağınızı da bilmez ve malınızı fiyatlandırmaya giderken neye göre fiyatlandıracağınızı da bilmezsiniz. Bilmediğinizde ise, artık iş şansa kalmıştır; karlı bir satışta yapabilirsiniz, zararlı bir satışta, bu bütünüyle söz konusu belirsizliğe karşı aldığınız pozisyona bağlıdır.   

Bu tür durumlarda riskin menşei belirsiz ise fiyatlar artabilir, bu bütünüyle o belirsizliği absorbe etme amaçlı bir ön fiyatlandırmadır, ama tersi de olabilir, çünkü buradaki fiyatlandırma bütünüyle risk algısına göredir. İnsanların bu tür belirsizliklerde tedbir adına daha güvenli limanlara yöneldikleri ise bilinen bir şeydir ki, risk durumlarında fiyat spekülasyonlarının en fazla yaşandığı alanda genelde burasıdır. Yatırım uzmanları o yüzden altın yatırımcılarına genelde paralarını altına yatıracaklarsa uzun vadeli düşünmelerini salık vermektedir. Zira risk durumlarında insanların güvenli liman olarak gördükleri yegâne şeyin altın ve yapancı para olduğu bilinmektedir. Kuşkusuz onlara olan rağbet onların fiyatını da şişirmekte, onları da riskli enstrümanlar durumuna getirmektedir. Uzmanların olası piyasalar durulduğunda onların fiyatlarının düşeceğini söylemelerinin nedeni de buradan kaynaklanmaktadır. 

Şunu söyleyebilirim; eğer risk algısı belirli bir şeye dönükse bu iyi bir şeydir çünkü en azından ne yapacağınızı bilir, ona göre bir tedbir almaya yönelirsiniz, ama değil ise, yani risk algısı belirli bir şeye göre değil ise, o zaman ne yapacağınızı bilemez, yaptığınız her şeyi o risk algısına göre yaparsınız.   

Risk algısı kendisini pek çok şekilde gösterir, ama temel nedeni genelde arzın talebi karşılaması konusunda çıkan bir soruna işarettir. Bu durumlarda mal almak veya almamak, satmak veya satmamak mevcut durumun bir neticesidir. 

İnsanlar bir iş yaparken olası sonucu kestirmek ister, bu insanın doğasıyla ilgili bir neticedir, sonucu kestiremiyorsa panik yapması ve aynı havayı piyasaya taşıması yüksek bir olasılıktır. Bunun fiyatları suni bir şekilde tetiklemesi ise bu olasılığın doğal bir neticedir. 

İnsanlar aslında her şeyin olası sonucunu kestirmek ister. Piyasaların istikrarı ise nerede ise baştan sona o öngörülen beklentilere göre şekillenir. Ama bilinir olan bir bilinmeze evirildiğinde o zaman her şey karışır, güvene esas oluşturulmuş hisse senetleri gibi yatırım araçlar değer kaybetmeye başlar, insanlar yine korunmak için o bilinir olan altın, döviz gibi geleneksel yatırımlara yönelir   

Piyasalar insanların risk algısına göre şekillenir, insanların risk algısı da kuşkusuz sosyo-politik veya ekonomik gelişmelere göre…  

Devletin gücü ve yöneticilerin basireti kendisini tam olarak burada gösterir. Eğer söz konusu hükümet halka güven veriyorsa o risk algısının absorbe edilmesi, yani giderilmesi yüksek bir olasılıktır; eğer o hükümet o güveni veremiyorsa o risk algısının kronikleşmesi aynı olasılığa gebedir. Bu durumlarda tek çare mevcut hükûmetlerin güven tazelemeye yönelmeleridir, yani seçime gitmeleridir. 

Bir hükümet o tür durumlarda seçime gitmiyorsa piyasalara, dolaysıyla halka bir savaş koşulundan daha fazla zarar verebilir; eğer mevcut muhalefette aynı güveni vermekten uzak ise, bu daha kötüdür, çünkü bu halktaki umudu da öldürür. Ve işin kötüsü Türkiye’nin bu aralar içine düştüğü handikapta tam olarak budur; çünkü halka ne mevcut hükümet güven verebiliyor ne de muhalefet. 

İnsanlar hükümet dururken muhalefetin yetkisiz olmasını gelinen sonuçtan sorumlu tutmayabilir. Bunun doğruluğu bir yere kadardır, oda gerçekten yetkinin onlarda olmamasından ötürüdür, ötesi doğru değildir, çünkü insanlar iktidardan umudunu kestiğinde muhalefete yönelir, muhalefete yönelmiyorsa ortada sanılandan daha kötü bir kriz vardır, zira muhalefeti güven vermeyen bir ülke geleceksiz bir ülkedir. 

Bu nedenle siyaset umudu yönetme sanatıdır, umudun olması ise piyasaların temel güvencesidir. Siz umut veremediğinizde piyasaların istikrarını sağlayamazsınız. Tekrar edecek olursak; elbette istikrarın birinci derecede sorumlusu iktidarın kendisi ve izlediği yanlış politikalardır. Ama siz muhalefeti de olası sonuçtan istisna tutamazsınız; çünkü eğer mevcut muhalefet iktidarın yanlışlarını teşhir edemiyor, olası geldiklerinde alternatif fikirlerle gerekli güveni veremiyorsa bu daha kötü bir neticedir, çünkü muhalefete inanç yoksa bu orada geleceğe güvende yok demektir. 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz