Sedat Peker, Quo Vadis?

1
Prof. Dr. Orhan Yılmaz

Hafızamı taradım, Sedat Peker ile ilgili aklıma gelen en eski bilgi, uyuşturucu işinden sabıkalı Sinema oyuncusu Nuri Alço‘yu dövdürdüğü ile ilgili haberdir. Uyuşturucu kullanımına karşı yaptığı bu hareketi hoşuma gitmişti.

İkinci olarak TV’de bir görüntüyü hatırlıyorum. Sedat Peker polislerin arasında, kelepçelenmiş olarak bir otomobile bindirilmeye çalışılıyor. Beraber yan yana yürürlerken polis, Sedat Peker’in başına arkadan bastırıyor ve başını önüne eğmeye çalışıyor. Ama Sedat Peker ise, “Başın öne eğilmesin” şarkısındaki gibi, polise direniyor ve başını öne eğmiyordu. Bu hareketi de hoşuma gitmişti. “Kırıl, ama eğilme” tavrı.

Hafızamdaki 3. olay, Fatih Altaylı’nın bir canlı TV programı idi. Fatih Altaylı konuşurken, “… ünlü kabadayılardan Sedat Peker …“ gibi bir laf etmişti. Birkaç dakika sonra, Sedat Peker’in programa telefona bağlandığı bilgisi geldi. Sedat Peker, kendisine “kabadayı” denmesine içerlemişti. Cümlelerini şöyle bitirdiğini hatırlıyorum “… ben kabadayı değilim, ekmeğimin kabadayısıyım”. 

Daha sonraki yıllarda yine Fatih Altaylı ile aralarında bir sürtüşme çıktığını hatırlıyorum. Olayı hatırlayamadım ama Fatih Altaylı’nın, Habertürk’deki köşesinde “Bundan sonra başıma bir şey gelirse, öldürülürsem, sorumlusu Sedat Peker’dir” diye yazdığını hatırlıyorum. Herhalde Sedat Peker de şöyle bir cevap vermişti “Seni bugüne kadar öldürmemiş olmam bile benim suç örgütü lideri olmadığımın en büyük kanıtıdır“. 

Suç işliyormuş, işlemiyormuş, bunları bilmiyorum. Bunlar devletin ilgili birimlerinin alanına giren şeyler. Sedat Peker’i kişilik olarak beğeniyorum. Onun gözümdeki imajı hep mert, tüfek harbisi gibi dümdüz, milliyetçi, Türkçü bir Anadolu delikanlısı olduğu şeklindedir. Bu fikrimde bana katılırsınız veya katılmazsınız, o sizin tercihiniz. 

Sedat Peker’in sevdiğim ve kendimle özdeşleştirdiğim bir özelliği daha var: “Çok iyi bir arşivci olması”. Tedbirli davranmış, ileride işine yarayabileceğini düşündüğü şeyleri arşivlemiş, şimdi de gerektikçe kullanıyor. 

Benim de iyi arşivci olduğum bilinir. Ama benim arşiv merakım biraz farklı yönde. 1969 yılında, ilkokul 1. sınıfı geçince aldığım karne dâhil, tüm ilk, orta ve lise okul karnelerimi hâlâ saklıyorum. 1974 yılında, 12 yaşımda iken ilk kitabımı satın almıştım. Reşat Gürel’in yazdığı “Sadaktaki Üç Ok” adlı ilk kitabım dahil, benim için anlamı, önemi olan birçok kitap, dergi ve belgeyi de hâlâ saklıyorum. 

Yanlış hatırlamıyorsam geçen yıl Nisan Ayı idi. Sedat Peker yurt dışında imiş. Özel harekât polisleri, uzun namlulu silahları kızlarına ve eşine doğrultarak evine bir baskın yapmışlardı. Ailesine yapılan bu harekete, Sedat Peker’in tepkisi çok sert olmuştu.

 Ailesine yapılan bu harekete, hakarete gösterdiği tepki ile Sedat Peker’i gözümde Cengiz Han ile eşleştirmiştim. Cengiz Han 16 yaşındayken, kabilesini basıp karısını kaçırarak, hamile olarak geri gönderen düşmanlarından intikamını fena almıştı.

Peşinden, Sedat Peker’den, Youtube kanalı ile bir video yağmuru başlamıştı. Adetim olduğu üzere, bu tip videolara hiç bakmam, sadece o video için yapılan olumlu ve olumsuz yorumları okurum. Geçen yıl devam eden video yağmuru sırasında, epey ciddi iddiaları gündeme getirdi. Buna rağmen, maalesef Türkiye’deki 15.304 hakim savcı arasından, Di Pietro ayarında t……..lı bir savcı çıkmadığı için, o iddialar şimdilik buzdolabında bekliyor.

BAE’nin kendisine getirdiği “Youtube’dan video yayımlama yasağı” karşısında, Sedat Peker bu yıl Twitter üzerinden hamle yapmaya başladı. Tweetleri kendi adına olan hesabından değil, “@delicavus_nth” hesabı üzerinden atıyor.

Dün gece Gökhan Özbek adında bir Twitter kullanıcısı  “Sedat Peker’in anlattıklarının gerçek olduğuna inanıyor musunuz?” başlıklı bir anket yaptı. Ankete katılan ve oy kullanan 25.000 civarındaki Twitter kullanıcısının cevapları şöyle idi:

a. Evet, tamamı gerçek  % 93

b. Bir kısmı gerçek    % 5

c. Tamamı yalan   % 2

Bence burası sözün bittiği yer. Son zamanlarda, artısı ile eksisi arasında bu kadar uçurum olan bir anket sonucu görmemiştim.

Sedat Peker’i şahsen tanımam. Onunla hiçbir işim, mesajlaşmam ve temasım olmamıştır. Ama ben, bir akademisyen olarak bir vicdan, akıl, mantık ve kanaat sahibiyim. Vicdanıma, aklıma ve mantığıma dayanarak kanaatim odur ki, “Sedat Peker % 100 doğru konuşuyor. Davasında haklı

Voltaire’e atfedilen, ama aslında İngiliz Evelyn Beatrice Hall’a ait olan bir cümle vardır: “I disapprove of what you say, but I will defend to the death your right to say it” (Söylediklerini onaylamıyorum, ama onu söyleme hakkını ölümüne savunacağım.) 

Ben şahsen, Evelyn Beatrice Hall’un söylediğinden bir adım daha öne geçiyorum. Sedat Peker’in hem söylediklerini onaylıyorum, hem de söyleme hakkını savunacağım. 

Bilindiği gibi, Sedat Peker ile Mehmet Cengiz akraba. Sedat Peker, Rize’ye bir ziyarete gittiğinde Mehmet Cengiz ile ilgili fikrini soruyorlar. O da “Devleti soyan benim akrabam değildir. Onlar devleti soyuyorlar, o yüzden akrabam değiller” demiştir.

Mehmet Cengiz, internette dinlediğim bir ses kaydında, Celal Koloğlu olduğu iddia edilen bir kişi ile konuşurken, “Milletin a……na koyacağız, sen merak etme” diyor.  Dün, Mehmet Cengiz ve Mesut Yılmaz ile ilgili attığı Tweetler ile Sedat Peker, bize edilen bu küfrün rövanşını aldı. Sedat Peker, hepimizin namına Mehmet Cengiz’in 

Sedat Peker’in iddialarında adı geçen Zafer Salman, yaptığı açıklamada “Sedat Peker ne dediyse, doğrudur” diyerek, açıklamaların kendisi ile ilgili kısımlarını doğrulamıştır.

Sedat adının anlamına baktım, “1. Doğruluk, hatasızlık 2. Doğru ve haklı şey” şeklinde iki anlamı var. Peker soyadı da “Pek” ve “Er” kelimelerinin birleşiminden meydana geliyor. “Pek” anlam olarak “gözüpek, sağlam” demektir. “Er” isiminin buradaki anlamı ise “Yiğit” şeklindedir. Yani Peker soyadı, “Gözüpek yiğit” anlamına geliyor. 

Doğrusu Sedat Peker, hem adının, hem soyadının hakkını veriyor. Bugüne kadar söylediklerini yalanlayan çıkmadı.

Yazımın başlığında “Sedat Peker, Quo Vadis?” cümlesini kullandım.

Quo vadis?” Latince soru cümlesi olup, Türkçe’de “Nereye gidiyorsun?” anlamına gelir. Ancak buradaki kullanım amacı daha çok “Ne yapmak istiyorsun?” şeklindedir.  İncil’de geçen bu cümle, bugün bir atasözü gibi kullanılmaktadır.

Hristiyanlık inanışına göre Hz. İsa öldürüldükten sonra, tekrar dirilmiştir. Dirildikten sonra kendisine rastlayan havarisi Aziz Petrus, Hz. İsa’ya “Domine, quo vadis?” (Efendimiz, nereye gidiyorsun?” sorusunu sorar. Ancak burada asıl kast edilen “nereye gittiği” değil, “ne yapmak istediği”dir.

Zaten Hz. İsa da cevap olarak “Eo Romam iterum crucifigi” (Roma’ya yeniden çarmıha gerilmeye gidiyorum) demiştir. 

Eğer ben de şimdi Sedat Peker ile karşı karşıya gelsem;

-“Dux, quo vadis?” (Reis, nereye gidiyorsun ‘ne yapmak istiyorsun’?) diye sorardım. Herhalde o da;

-“Eo in Turcia ut crucifigerent aliquem” (Birilerini çarmıha germek için Türkiye’ye gidiyorum)” diye cevap verirdi. 

Sedat Peker, Twitter’da yaptığı açıklamada;

-“Seçim öncesi, Youtube’da yapmayı planladığım videolarla, ben yapmam gerekeni yapacağım” diyor. 

Bence, birilerini çarmıha germek için, Türkiye’ye gelmesini de gerek yok. Seçimler yaklaşırken yayımlayacağı Youtube videoları ile muhtemelen birçok kişiyi çarmıha gerecek. 

Richter Ölçeği’ne göre 8-9 şiddetinde depremler olacak. 

1 Yorum

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz