Sınırları Bitimsiz Olan Bilgiyle Lanetli Olandır! 

0

Hangi konuda iyiyseniz bu o konuya bir ilginiz ve dolaysıyla bilginiz olduğu anlamına gelir; bilginiz az ise bu ilginiz az olduğu anlamına gelir, o konuda bilginiz yok ise bu da o konuya hiç ilginiz olmadığı anlamına gelir.  

Ama diğer yandan herhangi bir konuya ilginizin olmaması o konuyla ilgili tam anlamıyla bilgisiz olduğunuz anlamına gelmez, bu bilginizin uykuda olduğu anlamına gelir, çünkü muhakkak o konuda da çok şey görmüş ve duymuşsunuzdur, yalnızca bilinciniz o konuya ilginizin olmaması sebebiyle sizi bir şey bilmediğinize ikna ediyor.  

İlginiz uyandığında o konuda da pek çek şey biliyor olduğunuzu göreceksiniz.  

Bilinç, sizinle ilgili-ilgisiz görüp duyduğu her şeyi kaydeder ve ilgi durumuna göre o bilgileri bilincin alt veya üst katmanlarına yerleştirir, katmanın derinliği ise bütünüyle ilginin oranına göre değişmekte bilip bilmediğiniz konusunda sizdeki farkındalığı harekete geçirir. O nedenle içerden veya dışardan fark ettiğiniz çoğu şey aslında bilincininiz katmanlarında bulunmakta, onunla ilgili herhangi bir şeyi fark ettiğinizde bu, o bilgi sizde olduğu için fark etmenizi sağlamaktadır. 

Bu, aynı zamanda sizde olmayanı fark etmenizin olası olmadığı anlamına gelmektedir ki; gerçekte sizde olmayanı fark etmeniz oldukça zayıf bir olasılıktır. Oda o şeyin ortalama duyularınızın algılayacağı şekilde görünür, duyulur veya hissedilir olmasını gerektirir. 

Bu arada siz farktan farka yol gidiyorsunuz, dolaysıyla fark etmediğiniz bir şeyi başka bir şeyle bağlantılı olarak fark edebilir ve oradan hareketle fark etmediğiniz başka şeyleri de ‘bir fark ediş bilgi sistematiği’ içinde bilince çıkarabilirsiniz.  

Sistematiğin içinde olmayanı fark etmeniz ise pek az olasıdır, çünkü onun fark ettiğiniz şeylerle henüz bir bağlantısı yoktur.  

Aslında bu onun diğer şeylerle bağlantısız olduğu anlamına gelmiyor, oda diğer şeylerle bağlantılıdır, yalnızca bağlantı noktası henüz farkındalığınızın dahilinde değildir. 

Bilgeler “İlgi eşittir bilgi” derler.  

Bu öyledir, yani ilgi olmadan bilginin olmayacağı ortadadır, ancak şunu da bulmamız gerekiyor: 

“Acaba ilgiye sebep nedir? 

Kuşkusuz ilgiye sebep sizin kendi sebeplerinizdir, kendi sebepleriniz olmasaydı ilgi de olmaz ve ilgi olmayacağından bilgi de olmayacaktı. 

Şu var ki; şartlı yaşayan -ki tüm canlılar şartlı yaşıyor- bir canlının sebepsiz, yani bir anlamda amaçsız olması koşulu yoktur. (Yaşama güdüsü de bir arzu olarak sebep veya amaç olmaya yeter bir adaydır.) Ama diğer yandan her canlının sebebi kendine müşahhastır ve ilgisi de bilgisi de o kendine müşahhas halin içindedir.  

Buda bize şunu gösteriyor; her canlının olayları algılaması şartı nasıl farklı ise, ilgisi de bilgisi de ona göre farklıdır. Nihayetinde yaşama arzusu şahsında sebebimiz ortak olsa da o sebebi kucaklayış biçimimiz farklıdır ve bu farkta sahip olduğumuz diğer farkların nedenidir. 

İlginin çeşitliliği bilginin çeşitliliğine işarettir, bilginin çeşitliliği ise yine ilginin çeşitliliğine… 

Her ilgi kendi içinde bir sınıra sahiptir, bilgi ise sınırsızdır ki, insanın sınırlı biliyor olması nedeni de zaten tam olarak bu sınırlı ilgiden kaynaklanmaktadır. 

Ama bilgiye ilgi oldum olası insanın laneti kabul edilmiştir, çünkü bilgiye ilgi duyanın yaslanacağı hiçbir şey yoktur, onun dünyası her şeyin devamlı ve düzensiz bir şekilde devindiği duyular ve boyutlar üstü bir kaos halini ifade ettiği için o tesellisizdir, yalnızdır, hep bir başınadır.  

Gerçekte insan tam olarak o kaosu bir kozmos (düzen) haline getirmiş, duyusal evrimini bugün olduğu şekilde tamamlayarak kendisini bu günkü haline getirmiştir. Bugün duyularının böyle algılaması bir kozmosa olan özleminden dolayıdır. Algı dünyasının bu kozmosa göre yapılanması ise duyularının o kaosu artık bu kozmosa göre algılamasından dolayıdır.  

Bilgiye ilgi sizi bu kozmosun dışına taşımaktadır ve bilgelerin deyimiyle sizi ‘lanetleyerek’ tesellisiz bir ruh haline getirmektedir, çünkü bilginin seline kapıldığınız an farkındalığınız bir kozmosa göre değil bir kaosa göre işlemekte, sizi bir sınırsızlığa çekerek çözüm modellerinizi o sınırsızlık içinde aramaya mahkûm etmektedir. 

Aslında sıradan insanda bu kaosun içindedir, duyularının kaosu bir kozmos şeklinde alması bütünüyle evreni değiştiremeyen duyularının kendisini değiştirmeye yönelmesi, kaosu bir kozmos şeklinde almaya yönelmesiyle ilgilidir.   

İnsan bir duyusunu bile devre dışı bıraktığında -veya bir duyusu devre dışı kaldığında- kendisini bu kaosun içinde bulmakta ve yaslanacak bir şey bulamadığından olsa gerek ki, can havliyle diğer bir duyusuna sığınmakta, o duyunun işlevinin de ona yıkmaya çalışmaktadır. Aslında bir nebze de olsa bir duyunun diğer bir duyunun görevini üstlenmesi nedeni de buradan kaynaklanmaktadır. 

Bilginin laneti budur, çünkü sınırsızlığı duyuları aşmakta, insanı arayışını duyular üstü bir sınırsızlığa göre düzenlemek zorunda bırakmaktadır.  

Bu sebeple biri size “sınırlarım yok” diyorsa biliniz ki o bilgiyle lanetli biridir; ama şayet “sınırlarım var” diyorsa biliniz ki o kişi duyularının sınırlarını kastetmekte, anlam dünyasını bu sınırlar içinde inşa etmiş bulunmaktadır, artık onun size anlatacağı şey her ne ise o kesinlikle o kozmosa, bu algı evrenine göre olacaktır. 

 Size şu kadarını söyleyebilirim ki hiçbir duyunun sınırı bitimsiz değildir.  

Sınırları bitimsiz olan bilgiyle lanetli olandır! 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz