Siyasetçiler ve İdeolojik Körlük

0

Yalın manada siyaset, toplumun içindeki burhanlı meselelerine çözüm üretmek, üretilen çözümlerin uygulanması yönünde gayret sarf ederek insanlığa faydalı olma ve mevcut çarkların aksamadan sağlıklı biçimde işlemesine katkıda bulunma uğraşıdır. Siyaset ile uğraşanlara da siyasetçi denir.

Şimdi İslam dünyasına çevirelim. 

Türkiye’den İran’a… Somali’den Cezayir’e… Irak’tan Endonezya’ya… Pakistan’dan Suriye’ye…

Hepsinin ortak belirgin özelliklerinden bazıları:

Yöneticiler alabildiğine zengin, halk fakir…

Yöneticiler kutsal, yönetilenler bu yöneticilere sahip oldukları için bahtiyar… 

İstinasız tüm İslam ülkeleri dünya çapında; hukuk, adalet, eğitim ve özgürlük endekslerinde son basamaklarında birbirleriyle yarışmakta.

Hâl bu iken…

İslam coğrafyasındaki siyasetçiler -inançları gereği- iğnenin ucunda duruyor gibi dikkatli ve hassas olmalılar.

Çünkü: “Bir kişiyi öldüren (ona zararlı olan) tüm insanları öldürmüş (onlara zararlı olmuş) gibidir!” 

Bir de tam tersi de mümkündür, bir kişinin bile hayatına olumlu bir katkıda bulunmak bütün insanlara katkıdır…

Şimdi bir de binlerce, yüzlerce ve hatta milyonlarca insana şamil olarak bu sözün geçerli olduğu bir siyaseti ve siyasetçiler topluluğunu düşünün! 

Hz. Ömer dönemindeki Hımıs hâkimi Sa’d bin Amir’i hatırlayın.

Fatih Sultan Mehmed ve onu yargılayan Kadı Hızır Bey’i hazırlayın.

İşin zorluğu ve vebalı ortada…

Bu sebeple; Hz. Ömer’e vefatı öncesi, oğlunun kendi yerine halife ve devlet başkanı olması fikri sorulduğunda: “Bir evden bir kurban yeter!” deyip bunu onaylamamıştır. 

Siz varın, İslam topraklarında ‘‘bal tutan parmağı yalama’’ya dönen sözde İslamcı(!) siyasetçileri ve onların yaptıkları pervane siyaseti düşünün! 

Ne hazindir ki ve nasıl bir gaflettir ki, Müslümanlar siyaset basamağında yükselmek için birbiri ile yarışmakta, bini bir para olan yalanlar ve iftiralar üretmekten geri kalmayıp; haramı helal, helali haram görmektedirler! Bütün bu hezeyanlar bir yana bir de umarsamazlıkları yok mu? Ve dâhi vicdansızlıkları…

Yani; siyasetçi sözde değil, özde kendini idarecisi olduğu toplumun hadimi bilmelidir, hâkimi değil!

‘‘İdeolojik gevezeliklere kafa yormak yürüme-bandında koşmak gibidir, belki terlersin ama asla ilerleyemezsin.’’

İslam coğrafyasında yüzyıllardır süregelen maraz, işte tam da budur… Bu tür siyasetçiler virüs gibi siyasette çoğalıp yayıldıkça ortaya çıkan hastalıklar nükseder. Toplumu zehirler. Hatta bu zehir, nesiller boyu devam eder. 

Asırlardır süregelen bir başka maraz da –ki oldukça yaygın ve tedavisi pek mümkün olmayan-  bir tür zihinsel ve fikirsel hastalıkların toplamı olan ideolojik körlüktür.

Bu hastalığa düçar olanlarda en sık görülen belirgin özellikleri şunlardır:

1) Tek doğru vardır, o da onların doğrusudur.

2) Eleştiri asla ve asla içeriye doğru –özeleştiri- yapılamaz. Yapan varsa hainin en hasıdır.

3) Başarı her zaman liderlerin, başarısızlık ise kaderdendir. Çünkü sorumluluk yoktur ama ‘işin fıtratı’ vardır. Bahanesi olan başarısızlık ise düşmanlarının tuzaklarıdır.

4) Kanun denilen aygıt eğer çıkarlarına uygunsa kanundur. Çıkarına ters ise kanunsuzluktur.

5) Hep kendisi haklı, kendisi dışından kalan herkes haksızdır.

6) Aynı yolda yürüdükleriyle dost, yürümedikleriyle azılı düşmandır.

7) Kesinlikle hata yapmaz.

Ezcümle son sözü üstat Neyzen Tevfik’e bırakayım:

“Kime sordumsa seni doğru cevap vermediler.

Kimi hırsız, kimi alçak, kimi deyyus dediler

Künyeni almak için partiye ettim telefon

Bizdeki kayda göre şimdi o meb’us dediler…”

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz