Son gelişmeler sırasında politikacıları anlamakta zorlananlara yardımcı olmak isterim

1

İnsan cinsi ‘kadınlar ve erkekler’ olarak ikiye ayrılır ama ben nicedir farklı bir insan grubu olarak bunlara ‘politikacıları’ da ekledim. Politikacılar, erkeği ve kadınıyla, dikkate alınması gerekecek kadar farklı bir grubu oluşturuyor.

Onların beyinleri değişik çalışıyor. 

Politikacılar, önlerine karar vermeleri için sunulan konulara, politika alanı içerisinde bulunmayan insanların anlamakta zorlanabilecekleri biçimde yaklaşabiliyorlar.

Uzun yıllar önce bu gerçeği görebildiğim için, başkalarına şaşkınlık yaşatan politik tavır ve davranışları anlayıp yorumlamakta pek az zorlanıyorum.

Seçim tarihini erkene alma konusuna iktidarın ve muhalefetin yaklaşımları mesela.

Haziranda yapılması gereken seçimin iktidar tarafından Mayıs ayına alınmasının bu karara varan politikacıların ileri sürdükleri gerekçelerle hiçbir ilgisi yok. Geçmişte -hem de hiç de uzak olmayan bir geçmişte- yaz aylarında seçim yapıldığını biliyoruz. 

En son genel seçim 24 Haziran 2018 tarihinde yapılmıştı, unuttuk mu? Zaten o seçim aynı yılın Kasım ayında yapılacaktı; iktidar, kış şartlarını ileri sürerek, tarihi birkaç ay öncesine -Haziran ayına- çekmişti.

O zaman kış şartları erkene alma gerekçesi olarak kullanılmıştı, şimdi ise yaz şartları olumsuz bulunduğu için Mayıs ayında seçim yapılmak isteniyor.

Politikacıların ‘farklı bir cins’ oldukları bilinmezse bu tür çelişkiler anlaşılamaz.

İktidardaki politikacılarda böyle tuhaflıklar var da muhalif politikacılar onlardan farklı mı?

Aynı konuya muhalefetin yaklaşımına da bu gözle bakabiliriz.

Seçim tarihinin 40 gün öne çekilmesinin, ekonomik sıkıntıların çok daha şiddetli hissedileceği ve hayatın dayanılmaz pahalı hale gelmesinin sandığa atılacak oyları etkileyeceği gibi gerçek bir gerekçesi var iktidar açısından.

Aynı gerekçe muhalefetin aklına gelmiyor mu?

Geliyorsa, seçim tarihinin 40 gün önceye çekilerek kendilerinin siyaseten işlerine gelmeyecek bir tarihte yapılmasına muhalefetin itiraz etmesi ve kendilerinin koyduğu “Ya 6 Nisan 2023’ten önce ya da zamanında seçim” şartı üzerinde ısrarcı olması gerekirdi.

Hayır, öyle olmadı.

‘Millet İttifakı’ içerisinde en kalabalık milletvekiline sahip parti olan CHP, genel başkanı ağzıyla, birkaç hafta önce ilan ettikleri ‘6 Nisan öncesi’ şartını bir tarafa bıraktığını ve 14 Mayıs tarihini uygun bulduğunu açıkladı.

Neden?

Soru-cevap şeklinde ifade edilen gerekçeye bakın:

“Diyelim ki, ses çıkardık, nereye gidecek? Yüksek Seçim Kurulu’na. O üyeleri atayan kim? Erdoğan. Verdiği karara kim itiraz edecek? İtiraz edeceğin hiçbir yer yok.”

Oysa hem sorular yanlış, hem de o yanlış sorulara verilen cevaplar…

Muhalefet kendisinin duyurduğu şartta ısrar ettiği takdirde şikayetin mercii Yüksek Seçim Kurulu (YSK) değil halk olacak. Konunun YSK ile ilgisi yok çünkü. Anayasa Cumhurbaşkanına ülkeyi istediğinde seçime götürme yetkisi veriyor; Tayyip Erdoğan da Cumhurbaşkanı olarak anayasada var olan o yetkiyi kullanmak niyetinde.

YSK’ya bu veya başka bir konu gittiğinde, o kurulun üyelerini Erdoğan atadığı için herbiri mesleklerinin zirvesinde kıdemli hukukçuların, söz dinleyerek, doğru olmayan bir karar verecekleri de totalci bir yanlış. Karar beklenenden farklı çıksa bile, kurul içinde aleyhte oy kullanacak üyeler muhakkak olacaktır. Onların karşı-oy yazıları muhalefet için önemli birer malzeme.

Politika arenasında itirazlar yalnızca devlet kurumlarına yapılmaz, ilk itiraz mercii halktır, seçmenlerdir.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidarın seçim tarihini 40 gün önceye çekme teklifini şakkadanak kabulü, halkı devreden çıkarmayla sonuçlanan yanlış bir politik tavır.

Bu tür yanlışlar beni hiç şaşırtmıyor ama.

Anlaşılan, anayasada var olan üçüncü kez aday olma engeli yüzünden yeniden aday olamaması gereken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu niyetine yapageldiği itirazdan da vazgeçecek muhalefet. Hiç değilse CHP’den gelen mesajlar o yönde.

Başvuru yapıldığında itiraz nereye yapılacak? YSK’ya. YSK üyeleri kim tarafından atanıyor? Cumhurbaşkanı tarafından. Yani? İtiraz etmek anlamsız…

Millet İttifakı’nı sürükleyen parti durumundaki CHP’nin liderinin adaylık konusunda da bu gerekçeyi zihninden geçirmesi kendisi açısından doğal.

Tıpkı AK Parti’nin itibar ettiği yazar ve yorumcuların iktidarın tutumuna paralel tavır almaları gibi, CHP’ye yakın kalemler ve yorumcular da “İtiraz edilmeyecek” denildiğinde seslerini yükseltmekten  kaçınıyorlar.

İtiraz etmiyorlar.

Farklı davrananlar, tartışma programlarına davet edilmeyecekleri, gazetelerdeki konumlarını kaybedebilecekleri endişesi taşıyorlar.

Nadir farklı yaklaşım bugün Cumhuriyet gazetesi yazarı Necati Özkan’da karşıma çıktı. Son İstanbul seçiminde CHP’nin kazanmasına iletişim katkısı sunmuş olan Özkanyazısında, Mayıs 2022’den bu yana muhalefetin sürekli hata yapmasına karşılık, iktidarın birbiri ardına seçmeni yanına çekecek hamleler yaptığı ve bunun tabloyu iktidar lehine değiştirmeye başladığı tespitinde bulunuyor.

“Gidişat, tüm muhalif kesimlerde alarm zillerinin çalınmasını gerektiriyor” diyor yazar ve ekliyor: “Hangi siyasi gelenekten gelirse gelsin, muhalif partilerin lider kadroları riskleri anlamalı ve artık hata yapılmasına izin vermemelidir.”  

Yazısından başka satır başlıklarını da aktarayım:

Seçmenin güçlü biçimde destekleyebileceği bir alternatif…

Ülkenin ihyacı olan değişim…

Her şey muhalefetin bu süreçteki kararlarına bağlı…

Ve şu cümleler:

“Özetle, muhalefet aday tartışmalarını hızla geride bırakıp her katmanda yenilikçi ve disiplinli bir kampanya yürütmeye başlamalıdır. Eksiksiz bir stratejinin parçası olarak belirli hedef gruplara ya da bir bütün olarak seçmenlere iletilecek ortak mesajlar belirlenebilir ve mesajların herkes tarafından anlaşılacak biçimde açık olması sağlanabilirse sonuç alınabilir.”

Cumhuriyet gazetesinde çıktığı, İstanbul seçiminin başarısına katkıda bulunmuş bir isim tarafından kaleme alındığı için “CHP’liler okur” diye düşünmek istiyorum. Ancak, bir yandan da okumasını beklediğim insanların üçüncü gruptan -politikacı- olduğunu bildiğim için ise fazla umutlu olamıyorum.

Okusalar bile önemsememeleri çok mümkün.

Son cumhurbaşkanı seçiminde CHP’nin adayı, henüz bütün sandıklar açılmamışken, “Adam kazandı” mesajı atmıştı.

Bir başka seçimde ise, AK Parti genel başkanı sıfatıyla Tayyip Erdoğan’ın “Atı alan Üsküdar’ı geçti” dediğini hatırlıyorum.

Acaba bu defa kimden nasıl bir mesaj gelecek?

1 Yorum

  1. istanbul seçimlerinde adam kazandı denmemişti atı alan üsküdarı geçti demek istediler hatta üst geçitleri binali efendinin kazakdık afişleri ile donattılar ama bu sefer kaya ince değil bayağı sertti.sonrası malum 4 oydan biri geçersiz bir şey olmadıysa bile muhakkak bir şey oldu binalinin çünkü aldılar lafları.netice 13 bin fark oldu sekizyüzbin.
    acısı yıllardır geçmedi sert kayayı çekiçlerle yok etmeye çalışıyorlar.
    beylikdüzünde oturuyorum et ve süt kurumu önünde sabah erkenden sıraya giren insanların kuyruğu 200 metre.
    truman show adası gibi kurulan saray da yaşayanlar bu çileyi pek görmüyor.
    onlar hala almanya aç avrupa aç paris metrosunun tavanından sular akıyor modundalar.
    bakalım bu sefer kimin atı üsküdarı geçecek.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz