Sorun insan mı sistem mi?

1

Türkiye Parlamenter Sistem’den Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçti.

16 Nisan 2017 referandumuyla kabul edildi ve 9 Temmuz 2018 tarihi itibarıyla uygulanmaya başlandı.

Meclis’in yetkileri sınırlandırıldı, yetkileri artırılan cumhurbaşkanı da yürütme organının başı oldu.

Baştan bir teşhis koymak gerekirse o gün bugündür ülkemiz istediği huzura bir türlü kavuşamadı.

Yüzümüz gülmedi.

Meydanlarda propagandası yapılan ‘uçuyoruz’ moduna da geçemedik.

Bir tıkanmışlık hali söz konusu. 

Bu sistemin en büyük destekçisi kuşkusuz iktidarın küçük görünümlü büyük ortağıydı.

AK Parti, bu ortağından aldığı destek ve cesaretle sistemi değiştirdi.

Başarı barajını da yüzde 50 artı 1 yaparak mecburi ittifakların veya koalisyonların kapısını aralamış oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ifadesiyle ‘Türk usulü’ başkanlık sistemiyle yönetiliyoruz.

Ya da yönetilir gibiyiz.

Tek bir ses çoklu karmaşa.

Denge-denetleme sistemi kayıp.

Bakıldığında sistem çoklu ancak icraata gelindiğinde bir tek kişinin emir ve görüşlerine bağlı.

Yapılan her hata sonrası eleştiri oklarının yöneldiği kişi Erdoğan.

Çünkü sistemin sahibi görünüyor.

Şu sıralar Türkiye’yi kasıp kavuran orman yangınlarıyla birlikte sistem tartışması yeniden alevlendi.

Muhalefet ‘tek adam sistemi’ dediği Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi yerine tekrar Parlamenter Sisteme geçilmesi gerektiğini savunuyor.

İktidar ise zoraki de olsa sistem üzerinde bazı revizyonların yapılabileceğini ifade ediyor.

Yine ilginç teklif Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’ten.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 2023 yılını beklemeden AK Parti, MHP ve Vatan Partisi’nden oluşan bir ‘Üreticilerin Millî Hükümeti’ni derhal kurmasını istedi.

Ancak düzeltmeler yapılsa dahi tek adam üzerinden yürüyen bu sistemde ciddi bir değişiklik olmayacak.

Devletin tüm kurum ve kuruluşları ve şahıslar bir tek kişiden gelecek emir ve görüşlere göre hareket etmek zorunda.

Bir kabine revizyonundan bahsedilmeye başlandı.

Ülkemizde revizyon klasiktir hatta can simididir.

Biri gider öteki gelir.

Peki sorun insan mı yoksa sistem mi?

Mesela diyelim revizyon oldu ve piyasada ismi dolaşanlar gerçekten bakanlık koltuklarına oturdular.

Değişen ne olacak?

Bugünden farklı bir yönetim anlayışı olacak mı?

Yeni gelen bakanlar, Erdoğan’ın tek kişilik baskın rolüne engel olabilecekler mi?

Kafalarındaki projeleri Erdoğan’a rağmen hayata geçirebilecekler mi?

Eleştiri kültürü hayata geçebilecek mi?

Eğer bunlar olmayacaksa kabineden birinin gidip başkasının gelmesinin ne tür bir faydası olacaktır?

Bu açıdan baktığımda ikide bir istifa talebinde bulunanları da anlamıyorum.

Örneğin Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un yerine gelecek kişi, eğitimde nasıl bir atılım yapabilir ki?

Benim kanaatimce bugünün sorunu insan değil sistem sorunudur.

Resmiyette kuvvetler ayrılığı veya güçler ayrılığı; yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılmış oldukları bir devlet yönetim modelini benimsememize karşın uygulamada maalesef bunu göremiyoruz.

Esasında güçler ayrılığının olmadığı bir yönetim anlayışı, bugünün sıkıntılarını bizlere yaşattırıyor.

Adalet-siyaset iç içe geçmiş vaziyette.

AK Parti iktidarını iki döneme ayıran Erdoğan, 2002’den 2007’ye kadar olan dönemi ‘çıraklık’, 2007-2011 dönemini ‘kalfalık’, 12 Haziran 2011 seçimleri sonrasını da ‘ustalık’ dönemi olarak açıklamıştı.

İşte Erdoğan yönetiminde bu ‘ustalık’ dönemi bir türlü iyi gitmedi.

Fabrika ayarlarından kopan parti yönetimi, geriye gidişin de fitilini ateşledi.

Hatta ‘çıraklık’ ve ‘kalfalık’ dönemindeki isimlerden bir kişi dahi kalmadı.

AK Parti, sistemsel olarak kendi kazdığı (veya kazdırıldığı) kuyuya düştü.

Bugün AK Parti’nin öncülüğünde milletin yaşadığı sorunların temeli bu sistemin getirdiği acı tecrübelerden kaynaklanıyor.

Yapılması gereken adaleti önceleyen güçlü bir demokratik sistem kurmaktır.

Yoksa ‘isim değiştirme oyunları’ ile bir sonuca varılamaz.

Önceki İçerikGalatasaray iyi başlamadı..
Sonraki İçerikYaz Tazeliği
1978 yılında Erzurum'da dünyaya geldi. Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Tv ve Sinema Bölümü mezunu; Anadolu Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu; Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulu mezunu. 2001 yılında gazetecilik hayatına başladı. Erzurum'daki yerel gazetelerin çeşitli birimlerinde 3 yıl çalıştıktan sonra Diyarbakır ve Ankara'da Parlamento Muhabirliği başta olmak üzere çeşitli alanlarda 11 yıl gazetecilik yaptı. 2017 yılından itibaren ise Ocakmedya'da yazmaya başladı. Halen Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Televizyon ve Sinema Bölümünde Yüksek Lisans yapmaktadır.

1 Yorum

  1. Sorun insan mı sistem mi
    Yüzeysel bakıldığın da sistemi insanlar seçtiği için sorun insan gibi görüyor ama asıl sorun sistemi farlı anlatıp direksiyona geçince farklı uygulamada.
    Tavuk yumurtadan mo yumurta tavuktan çıkar ikisinde aynı tek fark parlementer sistemden cb sistemine geçerken uçuracak denildi ve halk da cb yi tercih etti. Sonuç Ne oldu söyledikleri gibi oldu yani uçtuk ama nereye uçtuk ülkesinin yüzde onu İhalelere, beş maaşlı makamlara, gemilere, yatlara, katlara , köprülere havaalanlarına uçtu.
    geriye kalan yüzde doksan nereye uçtu tabiki uçuruma uçtu zamlara uçtu.
    Bizdeki yeni sistem dünya da bir ilk bir başka örneği gösterebilecek bir baba tipiyim var mı acaba.
    Cb sistemine geçilirken ölümü gösterip sormaya razı ettiler.

    Neden derseniz bizim sistem hiçbir sistemlere benzemiyor ne başkanlık ne krallık ne padişahlık Ne de krallık olsa olsa bu sayılan sistemleri karışımında çıkmış bir sistem.
    Revizyonlar bakanlıkların aksamasından değil söz verilip sırasını bekleyenler olduğu için değişiyor,
    Bu sisteme kolay geçildi ama parlementer sisteme geçiş çok zor olacak parlementer sistemi savunanlar dahi o koltuğa geçtiklerinde cb yi bırakmazlar bırakamazlar işte bu bu nedenle parlementer sisteme geçiş cb ye geçiş gibi olmayacak ve çok sancılı olacaktır.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz