Sözün hikmeti, sözün laneti

0

Hindu bilgeler sözün hikmetinin içerden, lanetinin de dışardan geldiğini söyler. Eminim burada sözün içinde bulunulan şartlardan etkilendiğini ve etkilendiği üzere bir ifade almaya yöneldiğini de göz ardı etmiyorlardır. Kuşkusuz burada etkilenen söz değildir, bilinçtir. Söz bilincin halini ifade aracıdır ve ifade şeklide kişinin maruz kaldığı etkileri ne şekilde aldığına göredir. Herkesin aynı etkiyi benzer sözlerle ifade etmediği ise hepinizin malumudur, zira sözün ifade şartı da kişinin içinden geldiği kültür kodlarına bağlıdır. Eğer kültür kodlarına başvurmasak o zaman yarına yiyecek saklamayı onursuzluk sayan veya hırsızlık yapamayanı erkekten saymayan eski insanı da anlayamayız. 

Farklı ve zorlu şartlarda yaşadığım için insanların şartlardan ne kadar etkilendiğine ve her etkinin kişilerde yapılarına göre ne tür farklılıklar gösterdiğine tanık biri olarak bunun iç veya dış ayrımını yapamıyorum, işi ifade açısından direk şartlara irca etmeyi tercih ediyorum. Şartların davranışlara içerden veya dışardan yansımasını da direk o şartların kendisine bağlamayı tercih ediyorum. Bu işin detayını psikologlara bırakırsak, her ifadenin tek şarta bağlı olmadığını, ama ifadenin kişilerde kendisini kişilerin algılama ve alma şekillerine göre farklılıklar gösterdiğini, gösterebildiğini de söylemeden geçmeyeceğim.

Bizler genelde aynı dili konuşmuyoruz, sözlere yüklediğimiz anlamları aldığımız üzere ifade ediyoruz. O sözleri alanların ne şekilde aldıkları ise genelde bildikleri ve içinde bulundukları hal üzere ne şekilde aldıklarına göredir. Sözlerde ikircikli davranmamız, her söze bir ihtimal yüklememizin nedeni buradan gelmektedir, zira o sözleri ne tam olarak doğru aldığımızdan ne de tam olarak doğru verdiğimizden eminiz. Öyle ya, alan anladığı şekilde alıyor, veren anladığı şeklide veriyor ve anlatılan şey her ne ise, bu tarafların amaçlarına göre farklılıklar gösterebiliyor.

Sözün mecazlarla ifadesi ise temel sorunumuzdur, zira her dönemin mecazları dönemin kendi kültür kotlarına göredir; yani aslında olumlu aldığımız pek çok sözün ifade amacının tam tersinin amaç edinmiş olabileceği bir olasılıktır, onun ne kadar olası olduğu ise, onu ancak kültür kodları üzerinden incelemeye aldığımızda anlamamız mümkündür. O da ne kadar, bu yine alabildiğimizden öte değildir.

Bizim geçmiş bir sözü zamana, kendi zamanımızın kültür kodlarına göre almamız ise temel hastalığımızdır. Çünkü biz de her nesil gibi kendi kültür kodlarımızın çocuklarıyız, sözün ne zaman söylendiği veya hangi amaçlarla söylendiği bir sorun olsa da o kadar zahmete katlanmak bizim işimiz değildir, o dil ve kültür arkeologlarının işidir. Ama herhalde bizim de bir şeyler söylememiz gerek ki, biz de o yüzden kendi okumamızı yuvarlamakta bir sakınca görmüyoruz. Zaten harcadığımız sözün başı nerede, ucu nereye dokundu onu dert etmiyor olmamızda sanırım buradan geliyor. Ama tabi her işi erbabına bırakırsak bizim hiç konuşmamamız gerek ki, buna imkan olmadığını, bizimde dengemizi bulmak için o sözlerin yükünü hafifletmemiz gerektiği bilmeniz gerek. Zira dolu kovanın taşmaması için yükünü arar ara boşaltmamız gerek.

Mecazlar dedik, bundan ne anlaşıldı bilmiyorum, ama şunu söylemeliyim ki, sözün ruhu mecazlardadır, zira anlamı ifade etmek için elimizde mecazlardan başka bir araç yoktur.

Bizler yaşamlarımızı devam ettirmeye çalışırken, daha doğrusu yaşamın getirdiği zorlukların hakimiyeti altında çırpınırken o durumları ifade etmek için birtakım sesler ve nidalar kullandık, bunlar genelde taklitti ki, amacımızı ifade etmek için elimizde onlardan başkası yoktu.

Çünkü içinde yaşadığımız hale dair bir ifadenin sahibi değildik. İşte, halden anlam yüklenmiş sözlerimizin başlangıç noktası buradan gelmektedir ve bunlar direk ifade değil dolaylı ifadelerdir.

Yani kısacası, amacın mecazlarla ifadesinin başlangıç noktası burasıdır. Ki olayları mecazlarla anlamlandırma işi hala bu şekilde devam etmektedir. O yüzden her kelimenin bizde bir anlamı olsa da yine de anlamın doğrudan alınması bizi yanlış anlamaya götürebilir ki, zaten götürüyor.

Sözün hikmeti, sözün laneti demiştik; yani takdir edersiniz ki söz mecazlarla ifade bulduğunda bunu istediğimiz gibi anlama, ifade etme, saptırma veya yorma gibi bir durumla karşı karşıya kaldığımız için, kişinin anlama şeklinden öte anlama amacına da mahkum kaldık.

Yani anlaşılmamız karşı tarafın amacına göre farklılıklar gösterebilir ki, gösteriyor ve niyet okuma amaçlarımız da buradan geliyor, çünkü karşı tarafın anlattığımızdan ne anladığını bilmiyoruz ve merak ediyoruz, güvende miyiz, onu bilmek istiyoruz.

İbrahim Yersiz 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz