Tarih Türklerle Başlar

0
Prof. Dr. Orhan Yılmaz
Latest posts by Prof. Dr. Orhan Yılmaz (see all)

2 gün önceki yazımın başlığı “Türk Medeniyeti En Az 6.000 Yıldan Beri Var” idi. Bu başlığın dayanağı “Sümerlilerin ilk defa yazıyı icat eden ve tarihi başlatan medeniyet olduğu, Sümerlilerin de Türk olması dolayısı ile en az 6.000 yıllık medeniyetimiz olduğu” tezi idi. 2 gün önceki yazıda bu konuya değinmedim ve açıklamasını bu günkü yazıya saklamıştım (Sümer, Türkçe’de Babil olarak da bilinir). 

Prof. Dr. Fritz Neumar “Türkleri tarihten çıkarırsanız, geriye tarih diye bir şey kalmaz” demektedir. Bunu iddia eden bir Türk değil, yabancı bilim insanıdır. 

Rus arkeolog Nikolay Vasilyevich Nikolsky, Türkmenistan’daki Anav Kurganlarından çıkarılmış arkeolojik kazılar ile Sümer Ur Kral mezarlarından çıkarılan buluntuların aynı olduğunu iddia etmektedir.

Prof. Dr. Necati Demir, Türklerin 15 bin yıldır muhteşem bir medeniyet inşa ettiğini ve Sibirya’dan, Avrupa’ya, Afrika’ya kadar, kaya üzeri resimli eserler bıraktıklarını iddia etmektedir.

 Türklerin, yaklaşık 15 bin yıldır dünya üzerinde olduğunu ve muhteşem bir medeniyet ortaya koyduğunu, Türklerin gittikleri hemen her yerde, kimlik kartlarını coğrafyaya, yer isimleri ile kazıdıklarını savunmaktadır.

Ordu Mesudiye ve Ankara’da tespit edilen kaya yazıtların, çok zengin ve detaylı olduğunu belirterek, bu kitabelerin dil özellikleri nedeniyle, Orhun abidelerinden 500, 600 yıl daha eski olduğunu iddia etmektedir.

Dr. Akif Poroy, 1071 Malazgirt Zaferi’nin Türklerin Anadolu’ya ilk değil, son girişi olduğunu iddia etmektedir. Arkeolojik buluntular, DNA ve karbon testlerine göre, Türklerin en az 10 bin yıldır Anadolu’da olduğunu savunmaktadır.

Dr. Poroy, dünya tarihinde Türk adıyla bilinen ilk devletin Göktürkler değil, milattan önce 4000-2000 yılları arasında Mezopotamya’da kurulan “Turukku Krallığı” ile Anadolu’da kurulan “Turki Krallığı” olduğuna işaret etmektedir.

Sümerliler, Güney Mezopotamya’da, günümüzde Bağdat ile Basra Şehirleri arasında kalan bölgede, M.Ö. 4.500-1.900 yılları arasında hüküm sürmüş bir medeniyettir. Sümerlilerin yerleştiği bölgenin yüzölçümü yaklaşık 26.000 km2 olup, hemen hemen Ankara İli yüzölçümü kadardır. 

Sümerliler Medeniyeti (‘Sümer Medeniyeti’ kullanımı hatalıdır); Antik Mısır, Elam, İndus Vadisi, Minos ve antik Çin Medeniyetleri ile birlikte, dünyadaki ilk uygarlıklardan birisidir. 

Dicle ve Fırat Nehirleri arasındaki Mezopotamya adı verilen bölgede yaşayan Sümerliler, tahıl ve diğer bitkisel ürünleri yetiştirerek, ilk kentsel yerleşimleri kurdular. 

Yazılı belge ve bilgilerle asıl tarih başlar. Bu şekilde yazıyı icat eden ve tarihi başlatan Sümerliler olmuştur. Bundan dolayı bilim insanlarının ortak görüşü “Tarih Sümerlilerde başlar” şeklindedir. M.Ö. 3.500-.3.000 yılları arasına tarihlenen Sümerlilerin en eski yazılı metinleri, Uruk ve Cemdet Nasr şehirlerinden gelir. 

Sümerliler yazıyı icat edip geliştirmekle insanlık tarihinde büyük bir gelişme sağlamışlardır. Onlar tarafından oluşturulup geliştirilen yazı, insanlığın tarih öncesinin karanlığından tarihin aydınlığına çıkılmasına sebep olmuştur. 

Yazı sayesinde tarih öncesi devirler kapanıp tarihi devirler başlamıştır. Böyle bir icat ve ilk olarak yazının kullanımı şerefi de Sümerlilere ait olmuştur. Yazı ile birlikte insanlığın tarihi birikiminde bir hafıza sistemi de bu sayede oluşmuştur.

Türkiye’den A. Alpman, K. Balkan, Oktay Belli, S. Çeçen, Muazzez İlmiye Çığ, Necati Demir, İ. Durmuş, L. G. Gökçek, M. Günaltay, Vecihe Hatipoğlu, F. Kınal, H. Z. Koşay, Bahattin Ögel, Y. Z. Özer, Akif Poroy, Zeki Velidi Togan, M. Tosun, O. N. Tuna, Reha Oğuz Türkkan gibi bilim insanlarının “Sümerlilerin Türk olduğu” ile ilgili görüşleri bulunmaktadır (Türkiye’den ilgili bilim insanlarının sadece bir kısmını zikrettim).

Yurt dışından E. Chiera, Gordon Childe, Fritz Hommel, B. Hrozny, Leonard W.King, W.  Koppers, Samuel Noah Kramer, B. Landsberger, E. Neu, Fritz Nuemar, O. Süleymanov, G. A. Vernadsky, G. Wilhelm, Y. B. Yusifov gibi bilim insanları da benzer görüşleri taşımaktadır (Yurt dışından ilgili bilim insanlarının sadece bir kısmından bahsettim).

Sümerlilerin Mezopotamya’nın güneyine nereden geldikleri hala tartışma konusu olmakla birlikte kuzeyden geldikleri üzerine görüşler daha yaygındır. Bu görüşe göre onlar başlangıçta Türkistan ya da Kazakistan ve hatta Kırgız ilinde ve buraların doğu tarafında oturuyorlardı. 

Sümerlilerin Mezopotamya’nın güneyine nereden ve nasıl geldiklerinden daha önemlisi burada icat ettikleri yazı olup, tarihi yazıyla Sümerlilerin başlatmış olmasıdır. Onlar aşağı yukarı M.Ö. 3100’lerde icat ettikleri yazıyı geliştirmek suretiyle en azından M.Ö. 2900 yıllarından itibaren düşündüklerini yazıyla anlatabilecek duruma gelmişlerdir. 

Tartışmasız, insanlık tarihinde yazının icadı, en önemli gelişme olarak kabul edilmektedir. Sümerlilerin icat ettikleri yazı sayesinde tarihi çağlar başlamış, tarihi ve kültürel gelişmeler bu yazı sayesinde takip edilmeye başlanmıştır.

Sümerliler zamanındaki çivi yazılı belgelerden hareketle eğitim, devlet, adalet, tıp, tarım, felsefe, cennet, tufan, edebiyat, şiir vb. konularda ilk yazılı metin örnekleri ortaya çıkarılmıştır. Sümerliler yalnız yazıyı icat edip, geliştirmemişlerdir. Onlar bu hamleleriyle birçok yenilikleri gerçekleştirip, mesleki yapılanmayı sağlamışlardır. 

Sümerliler yani Türkler ilk defa yazı, tekerlek, saban, yazılı kanunlar ve edebiyat eserlerini icat eden insanlardır. Az bilinen bir Sümerli icadı da, birayı Sümerlilerin icat etmiş olmasıdır. 

Sümerliler yoğun olarak tarım ile uğraşmaktaydı. Toprağı işlemek, kanallar açarak sulu tarıma yönelmek önemli meşguliyetleri olmuştur. Buğday, arpa ve susam yetiştiriyorlardı. 

Başlangıçta çiftçi, bahçıvan, çoban, balıkçı, aşçı, demirci, marangoz, berber, çamaşırcı, dokumacı, saraç ve kunduracı, kamış örücü, çanak-çömlekçi, duvarcı gibi meslek grupları ortaya çıkmıştır. Sümerliler bu meslek kadrosuna gemici, un öğütücü, sığır besleyici, ıtriyatçı, yağ sıkıcı, kümes hayvanı yetiştiriciliği gibi meslek gruplarını da dâhil etmişlerdir. 

Ayrıca sanatın daha yüksek seviyesine ait olan mücevhercilik, altın ve gümüş işleyiciliği, heykeltıraşlık, taş kesiciliği, hakkâklık (elle yazı veya şekil oymak) gibi meslek çeşitlerinde usta idiler. Yine yazı işleriyle yüksek bilgiye dâhil olan kâtip, arşivci, tabip, hâkim, toprak ölçümcüsü, fal bakıcı, sihirbaz vb. toplumun bütün ihtiyaçlarını karşılayan meslek dallarıydı. 

Sümerlilerin kültürünün yansımaları büyük ölçüde Mezopotamya’nın güneyinde görülmesine ve onların şehir hayatı bu kültür coğrafyasında takip edilebilmesine rağmen, Mezopotamya’nın kuzeyi, Anadolu ve hatta Kafkaslara doğru geniş bir kültür coğrafyası da hâkimiyetleri altındaydı. Çünkü birçok kıymetli taş, maden ve kereste Anadolu ve çevresinden sağlanabilmekteydi. 

Hatta Sümerliler’in Anadolu’nun belirli bir kısmını hâkimiyetleri altında tuttuklarının yanında bugünkü İran ve Azerbaycan topraklarında bulunan şehir devletleriyle de sıkı bağları vardı. Bunlardan birisi Aratta idi. İşte Sümerliler için gerekli olan kıymetli taş ve madenler ile yapı malzemeleri Aratta’dan sağlanıyordu.

Sümerlilerin kimliğinin belirlenmesinde şüphesiz en önemli yeri, bırakmış oldukları kelimeler tutmaktadır. Sümer dili başlığı altında da görmüş olduğumuz üzere, Sümerce ile Türkçe arasında yapıları bakımından benzerlikler ortaya konulmuştur. Sümerce’nin bu derece benzerlik ve yakınlığı Türkçe dışında başka bir dil ile kurulamamıştır.

Sümerce, Türkçe ile değişik boyutuyla karşılaştırılmış, her iki dil arasında güçlü bir bağın olduğu ortaya konulmuştur. Sümerce ve Türkçe arasında son derece güçlü bir bağ vardır ve bu nedenle Sümerlilerin Türklerle akraba bir kavim olduğu ortaya konabilmektedir.

Sümerce ve Türkçe çok sayıda kelime eşleştirmesi bulunmakla birlikte Dingir ve Kud kelimeleri önemli bir yer tutmaktadır. Burada Dingir “tengri”, “Tanrı”, Kud ise, “kut”, “güç”, “baht”, “devlet” anlamına gelmektedir. 

Eski Türk inancında da Tanrı soyut bir kavram olduğundan Sümer ve Türk Tanrısı arasında bir benzerlik ortaya çıkıyor. Ayrıca güç, kudret sahibi olan, yani kut’a sahip bulunan Tanrı olduğundan Sümer ve Türk çevrelerinde kut kelimesi Tanrı ile birlikte bulunuyor. Kut’u Tanrı istediği gibi kullanıyor.

Sümerlilerden söz eden çok eski dini metinlerde insanlara etki eden kötü ruhların etkilerine karşı koymak için “Göğün adıyla yemin etmek” ve “Yerin adıyla yemin etmek” var idi. Eski Türk inancında da yazıtlarda Gök ve Yer önemli bir yer tutmaktadır. Yazıtlarda “Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer yaratıldığında ikisi arasında insanlar yaratılmış” denilmektedir. 

Sümerlilerin Asya içlerinden geldiğine ve Türk olduklarına ait başka bir delil ise Güney Mezopotamya’ya gelmeden önce, belirli bir donanıma ulaşmış, bu kapsamda gelişmiş bir kültürden kaynağını almış olmalarıdır. Bunun için Orta Asya, özellikle onun verimli ve mahsuldar sahalarını teşkil eden Batı ve Doğu Türkistan, dünya medeniyeti tarihinde müstesna bir mevki tutan yerlerden biridir. 

Türkmenistan’da Aşkabat yakınındaki Anav (Anau) harabelerinde yapılan arkeolojik incelemeler ve kazılar sonucunda, burada en az M.Ö. 4.500 yıllarına uzanan bir medeniyet ortaya çıkarılmıştır. Yani “Türk Medeniyeti En Az 6.000 Yıldan Beri Var” dediğimizde, bunu “Türk Medeniyeti En Az 6.500 Yıldan Beri Var” şeklinde de ifade edebiliriz.

Anav kültürünün hem yakınında hem de uzağında bulunan kültürlerden daha eski olması onlara kaynak oluşturduğunu göstermek bakımından önemlidir. Anav Kültürü, Orta Asya’nın en eski kültürü olarak kabul edilmektedir. Yeni birçok buluntu merkezi ve buluntu ortaya çıkarılmış olmasına rağmen, en eski yerleşik kültür olma özelliğini korumaktadır. 

Anav’da özellikle bol miktarda ortaya çıkartılmış at iskeletlerinden hareketle kültürün temsilcilerinin Türklüğüne işaret edilmektedir. Burada atın diğer kültür çevrelerinden daha önce kullanılmış olduğu da belirtilmektedir. 

Dolayısıyla Anav, bütün kültür çevrelerini etkilemiş ve Türk kültürü buradan bütün eski kültür çevrelerine yayılmış görünmektedir. Bu kapsamda Kafkaslar başta olmak üzere, Anadolu, İran, Mezopotamya, Hindistan ve hatta Çin bu kültürün etki alanında kalmış durumdadır. 

Kafkaslar ve çevresinde erken Türk göç ve yayılmasının da Orta Asya’da ortaya çıkmış bu kültürden kaynağını almış olduğu belirgin bir şekilde ortaya çıkmış durumdadır. Dolayısıyla Sümerliler ve kültürlerinin bu kültür çevresiyle bağlantıları onları Güney Mezopotamya’ya gelmeden önce Türk kültür çevresine bağlamaktadır. Türklerle bağlantılı kavimler Subarlılar, Kutlar, Elamlılar, Kaslar, Hurriler, Hattiler ve Urartululardır. 

Sümer dili üzerine çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bütün zorlamalara karşın, Sümerce, araştırılan ve karşılaştırılan tüm dillere ters düşmüştür.

Sümerce’nin aslında Türkçe olduğuna dair ilk iddia, 1900’lerin başında Alman bilim insanı Fritz Hommel tarafından dile getirilmiştir. Bu iddiayı öğrenen Büyük Önder Atatürk, hemen Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kurdurmuştur. Fakülteye hemen dünyaca ünlü Alman Sümerolog B. Landsberger’i getirterek, bu yönde çalışmalara başlatmıştır.

Atatürk’ün Sümerliler konusuna olan yakın ilgisini fark eden Sümerolog Landsberger, 1937’de düzenlediği Tarih Kurultayı’nda yayımlanan bildiriler ile Sümerlilerin aslında Türk olduklarını bilimsel olarak açığa çıkartmıştır.

Tarih Kurultayında sadece Sümerlilerin değil, diğer Mezopotamya Medeniyetleri olan Subarlılar, Kutlar, Elamlılar, Kaslar, Hurriler, Hattiler ve Urartuluarın da Türk olduklarını belgelemişlerdir.

Bu kurultayda sunulan bir bildiriye göre Kas Krallarının bazılarının adları şöyledir (Tırnak içlerindekiler, günümüz Türkçe karşılıklarını göstermektedir):

Gandaş (Kandaş, ayn kandan olan), 

Agum (Ağam, sayın büyüğüm), 

Kaştiliaş (Kasdilli, Oğuzlardkai Beydilli gibi bir soy gösteren ad), 

Abirattaş (Yurttaş),

Tazzigurumaş (Tazzig-ur-u-maş, düşman vurmuş),

Burnaburiaş (Burna-buri-aş, börü burnu yani kurt burnu) ,

Ulamburiaş (Ulam-buri-aş, ala börü yani alaca, kızıl kurt),

Karaindaş (Kara-in mağarasından olan),

Kadaşman (Kadaşman-Enlil, Tanrı Enlil’in akrabası, o soydan gelen),

Karahardaş (Kara Kardaş),

Kudur (Kud-ur-Enlil, yani güçlü Enlil),

Adad (Adad-şum-iddin, sahibini koru),

Marduk (Marduk-apla-iddin, Marduk abla veya ana sahip ol, koru),

Zababa (Za baba koru, sahip ol)

Kral adlarının dışında, Kas Dili’nde Türkçe ile sayılamayacak kadar benzerlik vardır. Örneğin ele geçen bir arkeolojik esere göre bir atın adı “Uşan-kuş” yani günümüz Türkçesi ile “Uçan Kuş”tur.

Çalışmaların büyük çoğunluğunun verilerine göre Sümerce’nin yapı bakımından Türkçe’nin de dâhil olduğu “eklemeli” veya “bitişken” diller grubu içinde yer aldığı ortaya konulmuştur. Sümerce ve Türkçe arasında yapı bakımından benzerliklerin yanında çok sayıda Sümerce ve Türkçe kelimenin eşleştirilmesi yoluna da gidilmiştir.

Sümerce’nin dil aileleri içinde daha çok büyük Ural-Altay dil ailesinin Türk- Tatar koluyla bağlantısı ortaya konulmuştur. Hatta Türk dilinin M. S. 1000’li yıllardaki örneklerine bakınca, Sümerce ile arasında yaklaşık 4.000 yıllık bir gelişiminin görülmesi gereğine de dikkat çekilmiştir. Buna rağmen Sümerce ile Türkçe arasında uyumun çok fazla olduğu görülmüştür. Birçok yönüyle eski Sümer ve Türk dillerinin ortak unsurlarının bulunduğuna dikkat çekilmiştir.

Ural-Altay kolunun diğer Türkçe, Fince ve Macarca dillerinde olduğu gibi Sümerce’de de kelimeler aslında tek heceli köklerden meydana gelmektedir. Fiiller şahıs adlarına göre çekildiğinde, tıpkı Türkçe’de olduğu gibi kökün içindeki sesli harf değişmez, sadece köke şahıs adları ekleri bitiştirilir. Bundan dolayı hecelerin birbirine eklenmesiyle yeni kelimeler oluşturulur.

Sümerce ile Türkçe’yi kelime yapısı, kelime türetme, cümle ve kelimenin isimleştirilmesi, bağlaçsız sıralama ve kuralları, zincirleme kuralları, fiil ve isim cümleleri, çoğul ekleri bakımından karşılaştırabilmek mümkündür. 

Sümercenin kelime kökleri değişmez. Bu dilde tek hecelilik daha hâkimdir. Sümercede kelime kökü gramer elamanlarının eklemesi ile Hint Avrupa dillerinde olduğu gibi değişikliğe uğramaz. Bu özellikler Türkçe’de de aynen görülür. 

Sümercedeki kelime türetme kuralları da Türkçe’ye çok benzemektedir. Sümercenin başlıca özelliği tek tek kelimelerin veya cümle parçalarının gramer bakımından birbirleriyle olan ilişkilerini, bunları kelime zinciri haline getirerek ifade etmesidir. Türkçe’de de aynı özellikler görülür. Fiil ve isim cümleleri ile çoğul ekleri bakımından da her iki dil arasında benzerlikler bulunur.

Dil özellikleri bakımından Türkçe ile karşılaştırılabilen Sümercenin, Türkçe hariç, hiçbir dille kanaat verici etimolojik tek bir kelime aynılığı bulunamamıştır.

Sümerce ile Türkçe arasında kelime benzerlikleri üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan ilkini Alman bilgini Fritz Hommel yapmıştır. 1854-1936 yılları arasında yaşamış olan Alman bilgin Hommel, Sümerce ve Türkçe 200 kelimeyi eşleştirmiş A’dan Z’ye sözlük oluşturmuş ve gerektiğinde de açıklamalarda bulunmuştur. Daha sonra yaptığı başka bir çalışmada Sümerce-Türkçe kelime eşleştirmesini 350 kelimeye çıkarmıştır.

Türkolog O. N. Tuna, 168 Sümerce kelimenin Türkçe karşılığını vermiştir. Ayrıca yaşayan Dünya dilleri arasında en eski yazılı belgelere sahip dilin Türk dili olduğunu da tespit etmiştir.

Bilim insanı Olcas Süleymanoğlu da, Sümerce 60 kelimenin tüm Türk dillerindeki karşılıklarını vererek bir çalışma yapmıştır.

Bilim insanları S. Çeçen ve L. G. Gökçek de, Sümerce 68 kelimenin eski Türkçe karşılığı ve 21 Sümerce kelimenin Türkiye Türkçesi karşılığı ele alınmıştır. 

İ. Durmuş ise, Sümer, Elam ve Kut diliyle Türkçe arasındaki kelime benzerliklerini ele almış ve 71 Sümerce kelimenin Türkçe karşılığını vermiştir. Ayrıca Elamca 13, Kut diliyle ilgili ise 10 kelimeyi Türkçe karşılıklarıyla değerlendirmiştir. Burada yalnız Sümerce’nin değil aynı zamanda Elam ve Kut dillerinin de Türkçe ile bağlantısını kelime benzerliklerinden hareketle ortaya koymaya çalışmıştır.

Sümerce ile Türkçe arasında çok sayıda kelime örtüşmesi kayda değerdir. Sümerce ile Türkçe arasında çok kelimenin anlamının aynı oluşu, özellikle fiillerdeki aynılık güçlü bir bağlantı kurmayı mümkün kılmaktadır. 

Sümerce ile Türkçe arasında en az 700 kelimenin ortak olduğu bilinmektedir. Bu derecede sıkı bağ Sümerce ile Türkçe’nin dışında başka bir dilde bulunmamaktadır

Bu dillerin aynı kökten geldikleri ve aynı kaynaktan beslendiklerini bu kelime verileri açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Sümerliler kendi yazı sistemlerini oluşturduktan sonra geliştirmeyi başarmışlardır. Sümer yazı sisteminin geliştirilmesi ve her sözün yazıya geçirilebilmesini sağladı. Bunun sonucunda yazılı belgelerin sayısı da oldukça artmıştır. 

Arkeolojik kazılar sonucunda Sümerlilere ait binlerce belge ortaya çıkarılmıştır. Bu belgeler Akadlılar ve Asurlular tarafından da bütünüyle benimsenmiştir. Hurriler, Hititler ve Kenanlılar bu edebi metinlerin bazılarını kendi dillerine çevirmişler ve büyük ölçüde taklit etmişlerdir. 

Şimdiye kadar ele geçen en eski edebi metin M.Ö. 2.400 tarihine dayanmaktadır. Sümerliler yazıya kavuştuktan sonra, hatırlarındaki bütün hikâyeleri, masalları, gelenekleri, yani kulak ananesinin hâkim olduğu yazısız devirlerden kalan bütün hatıratı yazmaya başlamışlardı. 

Günümüzde dünyanın çeşitli müzelerinde korunmakta olan Sümerce belgelerin toplamı milyonları bulmaktadır. Sadece Kültepe Arkeolojik Sahası’ndan çıkarılan tabletlerin bile 60.000 tanesi halen okunmamıştır.

Sümerlilerin dili, anavatanı, bırakmış oldukları maddi kültür unsurları gibi kanıtlar, Sümerliler ve Türkler arasında bir bağ kurmaya imkân vermiştir. Sümer heykellerinin kafa yapısı, ay yüz badem göz tabir edilen yüz hatları ve mezarlardan çıkarılmış olan “brakisefal” (yuvarlak) kafatasları da bu çerçevede değerlendirilebilir. 

Tek başına yazı bile düşünüldüğünde, yazı insanların karanlıktan aydınlığa çıkmalarına, uyanmalarına ve bu sayede büyük hamleler yapmalarına temel oluşturmuştur. Uzun insanlık tarihi düşünüldüğünde, yazının icadından günümüze kısa sayılabilecek bir zaman diliminde Sümerlilerin yani Türklerin icat edip geliştirdiği yazı sayesinde, uzay teknolojisi yakalanabilmiştir. 

Bütün bu sayılanları anlamak için Sümerliler yani Türkler ve onların oluşturduğu kültürlerin bilinmesi gereği vardır.

Sümerlilerin Mezopotamya’daki yerleşim alanı, Bağdat’ın kuzeyinden Basra Körfezi’ne kadar olan bölümüdür. Yaklaşık olarak 26 bin kilometre kare olan bu bölge, Ankara İli vilayet sınırları kadardır. 

Buranın iklimi aşırı sıcak ve kurudur. Toprağı, kendi başına bırakıldığında kıraç, rüzgâra açık ve verimsizdir. Düz arazi, ırmaklar tarafından meydana getirilmiştir. Bu nedenle neredeyse hiç maden yoktur ve taş çok azdır. 

Bataklıklardaki kocaman sazlıklar bir yana bırakılacak olursa, hiç kerestelik ağaç bulunmaz. O zaman burası, teşbihte hata olmasın “Tanrının terk ettiği” bir bölge gibidir. Yoksulluğa ve yokluğa mahkûm, gelecek vaat etmeyen bir bölgedir. 

Ne var ki, buraya yerleşen insanlar, Sümerler yani Türkler, olağandışı bir zekâya ve girişimci, kararlı bir ruha sahip idiler. Bölgenin doğal dezavantajlarına karşın, günümüzden yaklaşık 6.000 yıl önce Türkler, bu bölgeyi gerçek bir cennet bahçesine çevirmişlerdir. Yani insanlık tarihindeki ilk yüksek medeniyeti, kültürü geliştirmişlerdir.

Sözlerimi şu Sümer atasözü ile bitiriyorum: 

Gerçek yazıcı; eli, ağzı kadar hızlı işleyen yazıcıdır.

Sayın Ziya Doğan’a Not: 2 gün önce “Türk Medeniyeti En Az 6.000 Yıldan Beri Var” ve bugün de “Tarih Türklerle Başlar” yazılarım yayımlandı. Burası akademik bir site olmadığı için, ben metin içinde kaynak göstermeden, düz yazdım. Yazdıklarımın hepsinin bilimsel kaynakları bence mevcut, gerekirse kantlarım. Sayın Ziya Doğan, hâlâ “Bir Türk Medeniyeti Yok” diyorsanız, olmadığına dair doyurucu bir-iki yazı da kendisinden beklemek hakkımız diye düşünüyorum.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz