Tik Tok Videosu mu, yoksa bir İnternet Gazetesine Köşe Yazısı mı Yazmalı?

0
Latest posts by Doç. Dr. Akif Altınbaş (see all)

En son New York Times’a da konu olan 65 yaşı üstü genç bireylerin- yaşlı demek istemiyorum, çünkü ‘yaşlı kavramı elini eteğini bu dünyadan çekip bir köşeye çekilen kişileri canlandırıyor benim zihnimde- huzur evinden kurgulayıp çektikleri kısa videoları görünce ben de sanırım İnsan yaşamındaki büyük bir değişimi ıskalıyormuşum” hissi uyandırdı diyebilirim. 

Kendime edindiğim ve çocuklarıma da elimden geldiğince aşılamaya çalıştığım genel bir prensip var: Sadece tüketme, üretici de ol! Tüketmek, elbette kolaydır, zevk verir; ama bir noktadan sonra uyuşturmaya başlar. Yanında, bedeni ve zihni sedatize eden bir madde kullanmanıza da gerek yoktur! Bağımlılığın da en somut örneğidir, çünkü hep devamını istersiniz…

Bakınız etrafınıza, kendinizden başlayarak tabii ki de! İyi olduğunuz, değer verdiğiniz ve herkesin yapmasını, tekrarlamasını ve önem vermesini istediğiniz konular/ hobiler nelerdir diye. Benim de içinde olduğum bir kuşak, zamanımızın geçmek üzere olduğunu kabul etmiyoruz bir türlü ama, belki de geçti bilmiyorum, yazılı kaynaklara aşırı önem veriyoruz. Öyle ya, tarih bile yazılmaya başladıktan sonra değişti, öyle değil mi? Yazılı bir geçmişi olmayan, daha çok sözlü kültüre dayanan toplumların kurdukları medeniyetleri hep ikinci sınıf görmeye alışmışız veya o şekilde olması gerektiği zihinlerimize kazınmış.   

Yazılı bir eser bırakma kaygısı olmadığı sürece, ağzımızdan nutuk kapsamında çıkan sözlerin, birbirlerinden ne kadar da farklı olduğunu, ancak iyi okuryazarlar bilir. O nedenle değil mi, kutsal eserlerin yazılı bir metin mi olduğu, yoksa sözlü bir iletinin yazıya aktarılmış hali mi olduğu tartışması halen çok diridir! Aynı yazarın, örneğin İlber Ortaylı’nın hem kaleme aldığı, hem de söyleşilerinden oluşan eserlerini okuyalım. Aradaki doğru bilgiyi, referansı ile verme kaygısının bile bambaşka olduğunu fark edeceksiniz anında. Birisinde sohbet eden, insanlara bir kaygıyı, bir bilgiyi ulaştırmaya çalışan, daha doğrusu bir yaşayış biçiminin örneklerini gençlere sınmaya çalışan, tecrübeli bir hoca vardır; diğerinde ise her bilginin doğruluğunu referansları ve ters konfirmasyon araçları ile ispat etmeye çalışan bir akademisyen vardır. 

Yaşıtlarımdan, veya benim jenerasyonumda olmasa bile, benim gibi yetişmiş, kitaplara, romanlara, gerçek dünyadan daha çok değer veren kişilerin YouTube kanallarını takip etmenizi öneririm! Örnek olması adına tabii ki de! Bir kültürü, yazılı metinleri okuma kültürünü, okumaktan biraz uzak kalmış zihinlere ulaştırma telaşı da var, kendisi gibi olanlarla bir araya gelme kaygısı olan da var. Tabii ki, yeni nesle ulaşmanın yolunun, yazılı değil de, yazılı metinleri okuma yolunu seçmiş olan da var! Sizleri bilmiyorum, ama ben dinleyerek değil, okuyarak anlayanlardanım! Gördüğümü değil, okuduğunu unutmayanlardanım. Aynı kişi ile defalarca yeniden tanışmışlığım da vardır; ama okuduğum bir ayrıntıyı, yıllar sonra hatırlayıp üzerinden makale yazmışlığım da vardır! Onun için başlıktaki ikilemde benim tercihim, yazmaktan yana olmuştur. “Hiç olmazsa günlük yaz, olmadı bir blog açıp oraya yaz!” diye yetişmiş bir neslin temsilcisiyim sanırım. 

Peki, neyi ıskalıyoruz, onun farkında mıyız? 

Yazdıklarımızı, acaba bir YouTube kanalında okumak daha mı ulaşılır olmamızı sağlar? Yoksa, hiç yazı diline girmeyip de, sohbet eder gibi haftalık kanalda konuşma/ sohbet etmek mi daha etkileyici olur? Yazılarımı mümkün mertebe akademik bir dille değil de, sohbet eder gibi yazmaya çalışıyorum. Bu aslında pek de zor olmuyor. 

Sanırım, akademik dilimi Türkçeden ziyade İngilizceye adamamdan kaynaklanıyor bu! 

Ülkemizdeki akademik dünya, maalesef uluslararası dergilerde, doğal olarak İngilizce yayınlanmış makalelere daha çok değer verdiği için, benim çabam da hep oraya yönelik olmuştu. Yanlış anlaşılmasın, sırf kendi ana dilime katkı sağlamak veya yerel dergilere katkıda bulunmak amaçlı hatırı sayılır sayıda Türkçe makale de kaleme aldım. Ama, elbette ki maalesef, değerli yayınlarımı, daha çok insana ulaşsın, daha çok katma değer yaratsın kaygısı ile hep İngilizce hazırladım. Türkçe yazıp İngilizceye çevirmek çok daha zor olduğu için, doğrudan İngilizce yazmaya başlayınca da, zaten olan oluyor! Neyse, o farklı bir yazının konusu…

Görsel dünyanın önlenemez, fakat anlaşılır bir hız ve etkide büyümesi ile yeni nesilleri kendimiz gibi yetiştirme şansımız olmadığını da biliyorum. Her nesil kendi dünyasında, yani kendi değer sisteminde yol almak zorundadır. Halen yazılı medyayı seven ve değer verip takip eden bizim neslimiz dünyayı yönetmektedir, yönetmeye bir süre daha devam edecektir. İşte o devir kapanıncaya kadar, tercihimiz Ocak Medya’da yazmak olacaktır. 

Esen kalınız

Not: Sayın genel yayın yönetmenimiz haftaya “YouTube kanalı açtık, hadi!” derse uzun bir bocalama süreci geçirmeyecek olanımız var mıdır, şüpheliyim doğrusu 🙂

Önceki İçerikDeve Güreşlerinin Orta Asya’dan Günümüze 4.000 Yıllık Serüveni
Sonraki İçerikAhireti ve Allah’a Hesap Vermeyi Unutanlar
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz