Tuhaf zamanlarda yaşayasın

0
Latest posts by Aysun Saygı Köknar (see all)

Çinliler birine beddua etmek istediğinde “Tuhaf zamanlarda yaşayasın ”dermiş.

Kimin bedduası tuttu bilemiyorum ama ülke olarak hakikaten ilginç ve bir o kadar acayip zamanlardan geçiyoruz. Son bir haftada olup biten pek çok şeyden sadece birkaçını sizler için derledim. Buyursunlar efendim:

21 Haziran’da Muğla’nın Marmaris ilçesine bağlı Bördübet Yedi Adalar mevkiinde başlayan yangın hala devam ediyor. 

Her konuda olduğu gibi başımıza gelen felaketlerde bile ne yazık ki birlik ve beraberlik içinde olamıyoruz. Toplumun her yanına sirayet etmiş olan ayrıştırıcı dil ve kutuplaşma gün yüzüne çıkıveriyor. 

Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi, AFAD, Milli Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu art arda yapmış olduğu açıklamalarla yangına tam zamanında ve yerli yerinde nasıl müdahale ettiklerini açıklarken Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay yangının yayılmaması için gece görüşlü helikopter istediklerini ancak envanterde bulunmadığı bilgisini aldıklarını kamuoyuyla paylaşıyor.

Geçen yıl başımıza gelen yangınlardan hiç ders çıkarılmamış sanki. Bakar mısınız, koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletinin elinde gece görüşlü tek bir helikopter bile yokmuş. Geçen yazdan bu yana bir yıl geçmiş hâlâ eksikliklerden söz ediliyor. Tüm teçhizatın tedarik edilip, kullanılabilir halde olması için acaba daha ne kadar yeşil alanımızı, börtü, böceğimiz, yaban hayvanımızı kaybetmemiz gerekiyor. Sürekli muhalefetin, yanlışa yanlış deyip susmayanların, eleştiri yapanların çenesi kapatılmaya uğraşıldığı kadar herkes görevini layıkıyla yapsaydı bugün her konuda durumumuz daha farklı olurdu.

Kabul edilmesiyle birlikte basına, haber sitelerine ve sosyal medyaya sansür uygulanacağından endişe edilen Dezenformasyon Yasası’nın TBMM’de ki görüşmeleri ertelendi. Teklifin yasalaşması halinde gazeteciliğin yapılamaz olacağından endişe edilen yasa AKP’li hukukçular tarafından yeniden gözden geçirilecekmiş. Eleştiriye tahammül eşiğinin bu derece düşmüş olduğu bir dönemde ve yönetimde çıkarılacak bu tür yasaların yaşamımızı daha da fazla zorlaştıracağı aşikâr. İstismara ve kötüye kullanıma açık olacağını anlamak içinse müneccim olmak gerekmiyor.

İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un Marmaris’te çıkan yangınlar sonrası Twitter hesabından yapmış olduğu “Sosyal medyadaki dezenformasyon içerikli paylaşımlara itibar edilmemelidir. Bilgi kirliliğine neden olan paylaşımlar hakkında Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı gerekli teknik incelemeyi başlatmıştır. Sahadaki kahramanlarımızın moral ve motivasyonunu olumsuz yönde etkileyenler hakkında hukuk çerçevesinde yapılması gereken ne varsa yapılacaktır.” açıklaması bile daha yasa çıkmadan rüzgârının geldiğine işaret ediyor. 

Seçilmiş bir Milletvekili Somali asıllı Türk vatandaşının kafesinde yaşadığı sorunları dinlerken bir polis amiri tarafından “Lan sus! Ahlaksız!” diyerek parmak sallayarak susturulmaya çalışıldı. Bizi korumak, can ve mal güvenliğimizi sağlamak amacıyla görev yapan bir polis amirinin milletvekiline karşı takındığı bu tavır sizi şaşırttı mı, beni hiç şaşırtmadı. Arkasını sağlama alan, muktedire sırtını yaslayan her kişi, hoşuna gitmeyen bir durumla karşı karşıya kaldığında tam da bu davranışları sergilediğinden, alıştık artık. Güvenlik güçlerinin punduna geldiğinde halkı azarlaması, tartaklaması, coplaması gayet olağan bir durum da muhatabı dokunulmazlığı olan bir milletvekili olunca sergilenen davranış abes kaçtı. Esefle kına kına bitmeyen bu Ali kıran baş kesen zihniyet her yanımızı sarmış durumda.

Pınar Gültekin cinayeti kan donduran tüm ayrıntılarıyla, şüpheye mahal vermeyecek bir biçimde aydınlatılmasına ve cumhurbaşkanı bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız demesine rağmen cinayeti işleyen vahşi katil Cemal Metin Avcı’ya “haksız tahrik indirimi” uygulanması büyük tepkilere yol açtı. 

Mahkemenin böyle bir karara imza atması yediden yetmişe tüm kamuoyunda derin bir yaraya neden oldu. Bir kadının canavarca hislerle, hunharca katledilmesinin nasıl bir indirimi olabilir insanın havsalası almıyor. Bu gözü dönmüş katilin 23 yıl (indirimle 14) yatıp çıkması değil ömür boyu bir hücrede tek başına yaşaması gerekiyor. Ayrıca bu tür kararlar her yıl yüzlerce kadının bir erkek tarafından katledildiği bir ülkede suçlunun sırtını sıvazlayıp, “Öldür, yak, yık. Bir yolunu bulur seni içerden çıkarırız.” demekle eşdeğer oluyor. 

Adaleti, hakkı, hukuku mumla arar olduk. Vicdanlarımız kan ağlıyor.

İşçisi, emeklisi, memuru pahalılıktan kırılmış, enflasyonun altında kalıp ezilmişken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın maaşı yüzde 40.4 zamlanarak 141 bin 453 TL’ye yükseltiliyor. 

Bize bir bardak suyu çok gören AKP’li dayılar bu maaşı duyunca ne diyecek çok merak ediyorum.

Ekmek 5 lira oldu.

Yavan ekmeğe talim eden vatandaş artık sofrasına ekmek bile koyamayacak hale geldi.

Bu gidiş, gidiş değil.

Bugüne kadar komedyenler siyasileri hicveder, yaptıkları skeçlerle tatlı tatlı eleştirip taşı gediğine oturturdu. Şimdi ise siyasiler hiç işleri güçleri yokmuş gibi komedyenleri diline dolamış durumda.

Herkes gider Mersin’e biz gideriz tersine.

Devlet Bahçeli hem de grup toplantısında isim vermeden Cem Yılmaz’ın ücretli bir platformda yayınlanan Erşan Kuneri dizisini eleştiri yağmuruna tuttu. Ne ahlaksızlığı kaldı, ne de şarlatanlığı.

Yeter artık yahu!

Bırakın da insanlar kimi seveceğine, neyi izleyeceğine kendi karar versin. Siz iflas bayrağı çekmek üzere olan güzel memleketimi düzlüğe nasıl çıkaracağız onu düşünün, bu yeter.

Taksiciler, minibüsçüler, motokuryeler direksiyon sallayarak evine ekmek götürmeye çalışan kardeşlerimiz çalıştıklarının %25’ini devlete vergi olarak ödemek zorunda. Kira artışlarına sınır koyan devlet akaryakıttaki bu yükselişe de dur demeli. Benzin ve motorinden alınan vergi neredeyse 7 ay önceki pompa fiyatlarına yaklaşmış durumda. Yazık çok yazık..

Eskiden tarım cenneti olan güzel ülkemde pazarcıların bağıra çağıra “Ağaçlar pembe beyaz. Dalları bastı kiraz” tekerlemeleri eşliğinde neşeyle kese kâğıtlarına doldurduğu yaz meyvelerinin yüzünü göremez olduk. Çocukluğumda işçi emeklisi babamın bile her hafta pazara çıkıp kilo kilo alıp pazar arabasına doldurduğu meyve ve sebzeyi şu an evine sokamayan birçok vatandaşımız var. Yaz gelince fiyatlarda biraz indirim olur ümidiyle bekleyen orta gelirli bu gidişle korkarım daha çok bekleyecek.  

Halk kıvrım kıvrım kıvranırken iktidar çok sevdiği, yandaş şirketlerin borçlarına ise kıyak yapmaya devam ediyor. KYK’dan kredi çeken öğrencilerin banka hesaplarına bloke koydurup, faiziyle çatır çatır ödemesini almayı biliyorsun ama konu candaş ve yandaşların olunca kamuya ödenmesi gereken milyarlarca bedeli bir çırpıda 20 yıl erteleyebiliyorsun. Ne diyelim, iki elimiz yakanızda. Batsın bu dünya! 

İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi mezuniyet töreninde öğrencilerin mesleğe başlamadan önce okuduğu “Hekimlik Andı” olarak bilinen Hipokrat Yemininin okunması sırasında yemini okuyan görevlinin “hastanın cinsel yönelimi” bölümünü sansürlediği görüldü. Salonu dolduran öğrenciler ise ilgili bölümü atlamayarak bir ağızdan okudu. Böyle bir yüzyılda hâlâ bu tip sığ ve sansürcü kafaların olması üzüntü verici olsa da genç hekimlerimizin hep bir ağızdan dünya üzerinde var olan bireyleri yok saymaması yaşam adına insana umut veriyor. 

Herkesi olduğu gibi kabul edecek, saygı duyacak, sevmek zorunda değilsiniz ama değer vereceksiniz.

Kimseyi ötekileştirmeden, yok saymadan, tek tipleştirmeden, yargılamadan yaşayacağımız bir dünyayı hoşgörüyle ve anlayışla el ele oluşturacağız.  

Tuhaf zamanlar sahiden de… Allah sonumuzu hayreyleye.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz