“Türk Tabipler Birliğinin Yanındayız!” Kampanyası ve Türk COVID Aşısı

0

Her türlü kamuoyu açıklamasında, ülkedeki ayrışmayı daha net görme şansını yakalıyoruz. Birbirlerinin açıklamalarının altına imza atmayacak kadar siyasi olarak ayrışmış meslek örgütleri söz konusu olan. Bilimsel bir konuya politikanın girmesi ile, sözde toplumu akla ve bilimsel veriye çağırması beklenen tıp topluluklarının, hekimlerinin, aydınlarının nerede konumlandıklarını görünce içim sızlıyor doğrusu!

Örneğin, uzunca bir süredir dört gözle beklediğimiz COVID-19 asisi. İlk baslardaki iddialı bir kaç çıkışa rağmen, su anda hazırlıklarını tamamlamış tek aşı var. O da Erciyes Üniversitesinin hazırlamış olduğu aşı. Elbette arkasında finansal olarak TÜBİTAK’ın mutlaka katkısı vardır. Devletin katkısı olmayan bir aşının piyasaya sürülmesinin gittikçe zorlaştığı ve ekonomik modele doğru evriliyoruz maalesef…

Buradaki ikinci sıkıntı, onca uğraşıma rağmen, piyasaya sunulan ve bir milliyetçilik ve vatanseverlik göstergesi olarak bu aşıyı olmaya çağıran kampanyalar dışında uzunca bir süre hakkında hiç bir bilimsel veriye ulaşamamış olmamdır. Toplum olarak bilimsel düşünelim diye bir yerlerimizi yırtarken, bilim insanlarımızın insanları ve bilim kamuoyunu ikna etmek için sahip oldukları bilimsel verileri hiç bir şekilde paylaşmaya yanaşmamaları, akil alır gibi değildi. Batı düşünme mantığında, veya aklı önceleyen düşünme sistematiğinde de diyebiliriz, elde edilen verilerin ve o verilere hangi araştırmaları ve deneyleri, hangi şartlar altında yaparak ulaşıldığının en ince ayrıntısına kadar bildirilmesi gerekir. Bu sayede, elde edilmiş urunun bir kandırmaca olmadığını ele, âleme herkese açıklamış olursunuz. Buyurun, ayni deneyleri tekrarlayarak benim ulaştığım sonuçlara siz de ulaşabilirsiniz denilmeli. Elde edilen ürün maddi bir katma değer yaratıyorsa, yani patenti alınmış ve ticari bir fayda bekleniyorsa, en ince ayrıntısına kadar deneyler ve sonuçları paylaşılmayabilir (Bkz Pfizer/ Biontech veya Moderna aşıları). Bu durumda ise, ürünün ne işe yaradığını ve yan etkilerinin üreticinin ilan ettiği gibi göz ardı edilebilecek seviyede az olduğunun veya yarar- zarar hesabında kullanıcı lehine bir sonuca ulaşıldığının ilanı gereklidir. Ama nerdeeee! Ortada bu yeni aşı ile ilgili sadece politik figürlerin, toplumun önde gelenlerinin teşvik edici açıklamaları dışında hiç bir veri yok. Geçen hafta aşı sonuçlarını kamuoyuna açıklayan Hacettepe’den sayın hocalarım yukarıda sıraladığım basit temel bilimsel gerçekliğin farkında değil mi? Bana bu yaklaşımı öğreten, bunları içselleştirmemi sağlayan ekibin üzerinde elbette başka bir baskı olduğu anlaşılıyor. Aksi takdirde, Çin aşısının ülkemizdeki başarısına dair ilk çalışmaları yapan bu ekip, daha politik irade devreye girip de “Hadi herkes Türk aşısına!” çağrısını yapmadan bilimsel verileri bilim dünyası ve halk ile paylaşılmasının ne kadar önemli olduğunu da gayet iyi bilir. Umudum, zamanı geldiğinde COVID ile mücadelede olayın hem bilimsel sürecinde, hem de politika oluşturulması sürecinde aktif görev alan hocalarımının, değerli bilim adamlarının bu süreci kitaplaştırması yönündedir. Bu çalışmanın, “Nasıl sağlık politikası oluşturulur?” tartışmasının son hız devam ettiği Halk Sağlığı Enstitülerinde başucu kitabı olacağından hiçbir şüphem yoktur!

Konumuza dönelim… Çin aşısı ile aynı yöntem kullanılarak elde edilmiş bir ürün var ortada ve basit mantık silsilesini takip eden laboratuvarların geliştirebileceği bir aşı çeşidi var. Ama buna rağmen, Çin’den yaklaşık 1 sene sonra bir ürüne ulaşabildiğimizi ve dünyanın birçok yöresinde halen kendi aşılarını üretme yönünde bir hareketlilik olmadığını ve dünyanın ekseri çoğunluğunun Dünya Sağlık Örgütü ve zengin ülkelerin yardımlarına muhtaç olduğunu üzülerek seyrediyoruz! Yani bu beklenen aşı, yan etki bakımından nispeten güvenli, daha doğrusu yeni mRNA aşılarına kıyasla onlarca yıllık bir deneyim birikimi var ardında. Ama başarısı da, elbette Çin aşılarının ötesinde beklenmemeli. Ama ne hikmetse, ne bekleyeceğimizin bile üç aşağı bes yukarı belli olduğu bu aşı çeşidinin, hiç bir bilimsel sonucu, kaç kişiye uygulandığı ve hastalıktan koruma oranının ne kadar olduğuna dair hiçe bir veri paylaşılmadı uzunca bir süre. Sadece ve sadece PR çalışması olarak götürülmeye çalışıldı süreç. Doğal olarak, Türk Tabipler Birliği’nden şüpheli bir yaklaşım gelince de, vurun abalıya dercesine bir kampanya başlatıldı.

TTB uzun yıllardır hitap etmesi gereken Türk Hekimlerinin özlük hakları ile ilgilenmek yerine, önceliği hep arka planda gizli bir ideolojik ajanda çerçevesinde iş yapagelmiştir. Hiç unutmuyorum: Tıp fakültesinin ilk yıllarında Ankara Mithat Paşa’da bulunan Tıp öğrenci kolu ofisinin toplantısına katılmıştık, bir yakın arkadaşımla. Biz dâhil olacağımız, topluma faydalı olurken de kendimizi geliştirebileceğimiz bir ortam arayışında idik. Mutlaka zihni arka planımızda bizlerin de bir dünya görüşü vardı; ama toplantıya geçildiği zaman karşılaştığımız manzara, elimizde tuttuğumuz, yani okuduğumuz kitapları saklama ile sonlandı. Tabii bir daha da yolumuz oraya düşmedi. Ama her ne kadar fikir ayrılığımız olsa da, bağımsız meslek örgütlerini desteklemek adına, TBB’nin yanındayız çağrısını, kampanyasını desteklediğimi ilan ediyorum. Dile getirdikleri noktalar da, kusura bakılmasın, bilimsel düşünme mantığının olmazsa olmazları. Sözlerinin arkasında yatan varsa art niyetleri, mantıklı sorularının cevapları verildikten sonraki tavırları ile anlaşılır ancak. Yoksa en baştan farklı konuşan herkesi/ her oluşumu susturarak değil!

Önceki İçerikBaşkalarının kapısında günah çıkarmaya çalışanların ülkesi
Sonraki İçerik“Devlet nerede, yargı nerede?” diyenlere savcılar “Burada” demeye başladı
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz