Türkiye “Kürecik radar üssünü kapatabilir mi?”

19

Kürecik “radar üssü”; NATO Balistik Füze Savunma Sistemi’nin en ilerideki “gözü”. Erken uyarı radarı. Turkuaz renkle gösterilen alanda “Balistik Füzeleri” gözetliyor. İran, Kafkaslar ve Rusya’nın güneyinde bir bölgeye ulaşabiliyor. Kullanımına göre 2000-4000 km menzile sahip.

Balistik füzeler ve seyir füzelerindeki menzil artışları, dünya ordularının gündemine “Füze savunma” sistemlerinin kurulmasını getirdi. Uçaklara karşı savunma sistemleri vardı, ancak füzelere karşı savunma sistemi düşünülmemişti.

Hem balistik füzeler, hem de seyir füzeleri çok pahalı ve yapılması da üstün teknolojiler gerektiriyor. Elbette bu füzelere karşı kurulacak savunma sistemleri de, son derece pahalı ve üstün teknolojilere sahip silah sanayisi gerektiriyor.

2010 yılında NATO ülkeleri; maliyetleri azaltmak, üstün teknolojileri diğer ülkelerin kullanımına verebilmek ve NATO kapsamında entegre bir savunma sistemi geliştirebilmek için; “NATO Balistik Füze Mimarisini” tasarladılar ve bu yapının oluşturulması için bir dizi kararlar aldılar.

Biliyorsunuz, NATO’da kararlar “oy birliği ile” alınıyor ve Türkiye de bu kararları onaylıyor. Bütün ülkeler onaylayınca, NATO’nun uzun vadeli planı şekillenip, ortaya “NATO’nun Balistik Füze Savunma Sistemi” çıkıyor. Çoğunluğu Amerika olmak üzere maliyetler paylaşılıyor, ülkeler tarafından görevler üstleniliyor ve 2011 yılından itibaren sistem kurulmaya başlanıyor. Şemada gördüğünüz füze savunma sistemi ve Kürecik erken uyarı radarı böyle bir anlaşma ile ortaya çıktı.

Yani kimse “zorla” bu işi Türkiye’ye yaptırmadı. NATO’da alınan karar çerçevesinde, Türkiye’nin üslendiği sorumluluklara göre ne yapılacaksa, yapılmış oldu.

Kürecik’te daha önceden ABD Hava Kuvvetlerine ait radar ve haberleşme role istasyonu vardı ve Sovyetler birliği hava sahasını gözetledi 1991 yılına kadar.

2011 yılında ABD, “AN/TPY-2 erken ihbar ve hedef tespit radarını” yerleştirdi ve 2012’de Kürecik yeni bir misyonla “NATO’nun ileri gözü” oldu. Balistik füzeleri gözetlemeye başladı.

Kürecik’teki füze erken ihbar radarından; Güney Kore, Alaska, Pasifik ve İsrail’de de var. Kürecik’in İsrail’e bilgi aktarması ABD üzerinden oluyor olabilir. Ancak kendi radarı da var.

Kürecik, Almanya’daki NATO Müttefik Hava Komutanlığı’nın komuta kontrolünde çalışıyor. Sistem; Hava Komutanlığı, İspanya, Romanya ve Polonya’daki “balistik füze önleme füze birlik ve radarlarından” oluşuyor. Ayrıca Hollanda, Danimarka gibi ülkelere ait bazı özel gemilerin füze takip radar ve füze imha füzeleri ile donatılması sonucu, “seyyar gemi üsleri” ile seyyar Patriot bataryaları, sistemin açıklarının kapatılmasında kullanılıyor.

Bütün bu sistem, Amerika’nın füze ve radar sistemleri ile de entegre çalışıyor. NATO ülkeleri eş zamanlı, aynı anlı bir iletişim sistemi içinde, mevcut sistemden yararlanıyor.

Türkiye’de füze savunma erken ihbar radarları yok, füzesavar füzeleri de yok (son alınan S-400’ler hariç), bu nedenle Türkiye de kendisine yönelecek bir füze tehdidini Kürecik radarından alıyor. Tabii ki entegre sistem içinde Almanya’daki merkezden.

Çok özet olarak sistem şöyle çalışıyor: Kürecik atılan balistik füzeyi en önce görüyor, saniyelerle hesaplamalar sistem tarafından yapılıp, gelen füze nerede ve hangi silah tarafından vurulabilir belirleniyor, o bölgedeki füze birliği gelen füzeye kendi radarı ile kilitlenip, füzeyi havada yakalıyor ve imha ediyor. Bu olanlar online olarak; ABD ve bütün NATO ülkelerince izleniyor.

Sistemin açıklarının kapanması ve etkinliğinin artırılması için; “radar sisteminin uzaya çıkarılması” kurulacak 12 uydu ile hiçbir boşluk bırakılmaması ve yüksek irtifa İHA’lar ile laser güdümlü bir takip sistemi oluşturulması da gündemde. Ayrıca erken ihbar radarlarının Ortadoğu’da başka alanlara da yerleştirilmesi, müttefik savaş gemilerinin radar izleme kapasitelerinin geliştirilmesi, havada takip alternatifleri yapılması yürüyen çalışmalar.

İşte meşhur Kürecik hadisesi böyle bir şey.

NATO’nun Balistik Füze Savunması için yapılmış entegre bir füze savunma sisteminin parçası. Tam 30 ülkenin füze savunmasını ilgilendiren bir mesele. NATO Türkiye’ye güvenmiş ve Kürecik’te böyle bir erken füze ihbar radarı konuşlandırmış.

Toprak hariç hiçbir şey Türkiye’ye ait değil. Maliyetine Amerika katlanmış olsa bile, tesis NATO’nun.

Şimdi… Siz cevap verin bakalım. Kapatılsın mı? Kapatılabilir mi?

NATO’dan çıksın Türkiye. Bu iki sorunun da cevabı “evet”.

Ancak unutmayın, Türkiye’nin füze savunma radar ve füze imha füzeleri henüz yok. Alınan 4 adet S-400 bataryası var sadece. Yani Türkiye’nin milyarlarca dolar daha harcayıp, “kendisine ait füze savunma sistemini” kurması gerek. Rusya’dan alınabilir. Ya komuta kontrol sistemleri?

Sanırım 15-20 milyar dolarlık bir yatırım ile Rusya’ya bağımlı bir balistik füze savunma sistemi kurulabilir. Düşman çok. Yunanistan, Kıbrıs, İran, Irak, Suriye, Bulgaristan vb. hepsini hesaba katmak lazım. Kimde balistik füze varsa, kim edinebilecekse hesaplamak lazım. Ayrıca Doğu Akdeniz’de Fransız, İtalyan ve Amerikan kuvvetleri ile de kapışılacaksa, maliyet 40-50 milyar doları bulur, alt yapısı ile tamamlanması da 10 sene sürer.

NATO’dan çıkarsanız, NATO’ya ait savaş alt yapılarını ve komuta kontrol sistemlerini, lojistik tesislerini kullanamayacağınızı, özellikle Amerikan ve Alman silahları sebebiyle, yedek parça ambargosuna maruz kalacağınızı da hesaba katmak gerek.

NATO yükümlülükleri nedeniyle altına girilen hukuki sorumluluklar da cabası.

Ne elde edilecek Kürecik’i kapatmakla, belki bilmediğimiz büyük bir kazanç vardır. Sorun yaptırımlar ise, NATO’dan alınabilecek bir şey yok. Yaptırımlar Amerika’dan. Şüphesiz Amerika’da etkilenebilir gözüküyor bundan, ama dev gibi bir ülke Kürecik’in oluşturacağı zafiyeti çok kısa süre içinde kapatır, merak etmeyin. Zaten çalışmalarını da yapıyorlar. Avrupa’ya kimse de savaş açmaz 5-6 ay içinde.

Türkiye, kendi büyüklüğüne yakışmayan bir karar vermiş olur. NATO ile ipleri kopartarak, askeri güvenliğini riske atar ve yeni bir güvenlik sistemi ve yeni silahlar için Rusya’ya milyarlarca dolar bedel ödemek zorunda kalır.

Yok, niyet sadece pazarlık gücünü artırmak ise, yeri Kürecik değil. İncirlik için kapatma kararı alabilir. NATO’nun kullanımını da kısıtlayabilir. Bu daha kolay olacaktır. Ancak İncirlik’in alternatifini bulmak da onlar için zor olmaz.

Türkiye’nin elindeki kart güçlü değil, anlayacağınız.

İç siyaset gereği bu çıkışlar yapılıyorsa, milletin pek umursadığını da sanmıyorum.

Değmez.

19 YORUMLAR

  1. Turkiye’nin gerçekten de NATO dan çıkması hani her bedeli göze almış olduklarını düşünsek bile en iyimser haliyle 20,30 yılı buluyor. 100 milyar doların da çok üstünde bir maliyetle. Neresinden bakarsanız bakın olmayacak birşey. Peki bunu isteyenler hangi akılla NATO dan çıkmayı düşünebiliyorlar? NATO nun biz sizin niyetinizi anladık ve bize zarar vermenize müsade edemeyiz, iyisimi siz NATO dan çıkın demelerinı mi umuyorlar acaba?

    • Merhaba Baran. Değerli katkılarınız için teşekkür ederim. Allah’ın bir vaadi var; “siz değişmek istemezseniz, ben sizi değiştirmeyeceğim”. Toplum okumuyor, görmüyor, farkına varmıyor. İşte bu bizim toplumumuz. Balkanı da böyle Anadolusu da. Ömründe kitap okumamış insanların ülke yönettiği, makam işgal ettiği bir toplum. Tam bir “digiturk yayını var kahvesi” muhabbeti tadında. Uyandırma servisleri çalışmak zorunda ve halka anlatmak zorunda. Bu arada olan durumun farkında olanların çektiği maddi manevi işkence. Kolay gelsin.

      • Hocam bu haberi paylaşarak konunun tamamen iç siyasete dönük olduğunu söylemeye calisiyorsanız anliyorum elbette öyle ama mevcut siyasi partilerde tabanları dahil çoğunluk batı karşıtlığı fikrine sahip. MHP AKP SAADET CHP. Erdoğan’ın Nobel ödülüne tepkisi bile batı karşıtlığı nin boyutunu ortaya koyuyor. Endişelenmek için yeteri kadar sebep var.

    • İttifak, yani NATO ittifakı, sorunu haline gelir ki, Türkiye NATO’yu terk etmesi gerekir, diyor. Bir de ciddi mi diyor bir de Erdoğan Koalisyonunda NATO’yu temsil eden Hulusi Akar’a sorayım diyor. Ne günlere kaldık.

  2. Bu tartışmalar en çok kuzeyde ki dostumuzu sevindiriyordur herhalde. Ermeni tasarısı ve yaptırımlar ile ilgili lobi faaliyetlerinde küçük dokunuşlar yapmamış mı dır acaba? özellikle Erdoğan ın öngörülebilir tepkileri ve danışman kadrosunu da dikkate alarak.

    Saygılar

  3. Balistik midir, nükleer midir, orasını bilemiyorum, ama hayli yıkıcı bir “hamasetsavar” füze daha ateşlemişsiniz köşenizde. “Ya Allah aşkına abartmayın. . .” diye itiraz edecek olursanız, ben de B Tespiti’mi devreye sokarım: Peki, tamam, öyle olduğu halde “hamasetsavar” bir füze olmadığını söyleyelim. Bir tür “ikisi-bir-arada kahve poşeti” olsun: Hem uyarıcı, hem uyandırıcı! Memleketin uyarıcı ve uyandırıcı yazılara çok ihtiyacı olduğunu düşünenlerimiz için hayli bilgilendirici ve yaralı -üstelik de bedava!

    • Bernar bey merhaba. Çok güldüm. Uçaksavar, düzesavar ve şimdi hamasetsavar. Muhalefet partilerine lazım. Erdoğan Anadolu tipi siyaseti çok iyi yönetiyor. Hamaset-beka-mehter bütün muhalefeti kilitliyor. Muhalefet farklı politikalar geliştiremiyor. Anlayacağınız bayağı işe yarayacak bu hamasetsavarlık. Allah utandırmasın. Kolay gelsin.

      • Söylediğiniz yanlış değil. Gerçekten de, Erdoğan, “Yar bana bir kilitleyici!” diye olduğu yerde sayan ve debelenip duran muhalefeti kilitledi bıraktı hamaset-beka-mehter üçlemesiyle. Amma ve lakin, kendi evini birilerine anahtar teslimi -ve üstelik bedavadan- teslim ettikten (üstelik o birilerine gönüllü memur yazıldıktan) sonra kendi kendisini de kilitledi. Hep birlikte kilitlenerek serbest düşüş halindeler.

        Bir çilingir lazımdı A. İzzet Begoviç gibi bilgelerin de tedrisatından geçmişlerle, evrensel sol ilkelerden az buçuk nasiplenmişleri bir araya getirecek. Eh, o çilingir de önümüzdeki birkaç hafta içinde çıkıp gelecek, ülkenin aydınlığa açılan kapısının kilidini söküp atacak -üstelik de çok yakında.

        Bugünlere gelinmesinde emeği geçen her cenahtan hamasetsavara, “ikisi-bir-arada-üstelik-de-bedava” üreticisine ne kadar teşekkür etsek azdır diyorum 🙂

      • Sadece “yönetim değişecek” demiyorum, “değiştirilecek olan tasfiye de olacak” diyorum, sevgili Baran. 🙂 Evet, el artırmış oluyorum, ama inan üfürmüyorum. 😉

  4. Adelina hanım, “Türkiye Kürecik radar üssünü kapatabilir mi?” diye sormuşsunuz. Bu konuda “Türkiye” diyebilmek için sağlıklı “anket” yapmak gerek. Ancak, Türkiye’yi temsil ettiğini sananlar “Ben yaptım, oldu” siyasetine devam ederlerse, bunu yapabilirler.

    Benim daha çok “Kürecik’in İsrail’e bilgi aktarması ABD üzerinden oluyor olabilir. Ancak kendi radarı da var” ifadeniz dikkatimi çekti.

    Var, çünkü İsrail, ABD dahil kimseye pek güvenmez. “Tora”h (dini “Töre”) lerine göre kendilerine özel kemikleşmiş nefsleri/huyları ve burun istikametleri var. Bundan vazgeçmezler. Dolayısıyla, kullanmağa elverişli olarak kimi görüyorlarsa, AB(D) vs kullanırlar. Zamanında, çokçası kas kuvvetinin geçer-akçe olduğu eski dönemlerde Osmanlı’yı da kullanmışlardı ki Osmanlı, onları Avrupa’da kimsenin pek istemediği bir zamanda sahip çıkıp kabul etmiş olmasına rağmen. Ayrıca, İsrail devleti kurulduğunda dünya’da ilk tanıyanlardan biriydi Türkiye (öyle olduğunu okumuştum). Madalyonun önemli bir yüzü bu, ve sosyo-genetiğe kadar inen derince sebepleri var bunun…. üstelik “madalyon” sadece “iki-yüzlü” de değil!

    Uzay teknolojisinin her geçen gün geliştiği ve yeryüzündeki olayları kontrol etme ve yönlendirme konusunda hızla alternatifler ürettiği bir dönemde, Kürecik veya İncirlik’in kapatılması teklifinin pek bir kıymet-i harbiyesi yok. Durup durup tehditvari bir şekilde bunu söz konusu etmeleri bizi yönetenlerin “bilim ve teknoloji”den yeterince haberleri olmayışının işaretlerinden biri. Tabiri caizse, “Körler ve sağırlar, birbirlerini ağırlar” durumu var ya, durumumuz biraz ona benziyor. Bizimkiler adeta karanlıkta kalmışlığın verdiği bir çaresizlikle, el yordamıyla sezgiye dayalı bir şeyleri denemeğe çalışıyorlar (misal, Rahip Brunson’un iadesi sürecinde ABD bize ekonomik baskı uyguladığında büyük devlet olmanın gerektirdiği şekilde bazı kalem mallarda biz de onlara “tariff”ler [gümrük vergisi] uyguladık ya, o tür bir şey!). Verdikleri beyanatlarla en azından böyle bir manzara arzediyorlar. Bütün enerji ve sezgisel kapasitelerini NATO’dan çıkmamak, 15 Temmuz olayını bir milad ele alıp onlarla samimiyetle masaya oturarak içerden etkili olmağa çalışsalar, daha iyi.

    Madalyonun bir yüzünde, “Devlet Aklı”mızın tampon nitelikli millet aklını da içerecek şekilde bir temsiliyeti olduğunu göremiYORUM! Her kafadan bir ses çıkarken, ses-seda etmemek doğru olmaz diYORUM! Baki kalan bu gök kubbede bunun bir hoş seda olmasını dilliYORUM! YORUM üstüne YORUM, belki de pek anlatamıYORUM! Denemeğe devamla selamlarımı YolluYORUM ve virgülü koyuYORUM….

    • Merhaba H.K. Çok değerli katılım ve yorumlarınız için teşekkür ederim. Yaradan’ın emri “düşünün” o halde asla pes etmek yok. Düşünüp düşüncelerimizi paylaşmak “farz”. Yahudiler konusu, bana biraz komplo yoğun bir alan geliyor. Okumaya çalışıyorum. Ama çok karmaşık bir konu. Geçmişe değil bu günün parametrelerine baksak acaba çok hata eder miyiz veya “saf” mı oluruz, tam kestiremiyorum. Bizim problemlerimiz çoğunlukla bizlerden kaynaklanıyor. Düşünün kitap okumaktan zerre hazzetmeyen biri stratejik kararlar alıyor. Hitlerin onbaşı olup dev ölçüde savaşlar yönetmesi gibi bir şey. Diyeceksiniz kadrosu yok mu, var ama kadro da ortak akıl oluşturacak durumda değil. Ortaya atılmış “yemi” kimseye vermek istemeyen “kıskanç hayvanların davranışları gibi”, herkesle kötü olmayı tercih etmiş bir kadro, laf da dinlemez.YORUM’lamaya devam. Kolay gelsin.

      • Adelina hanım, “komplo alanı” herkese açık. Bugünün en önemli parametlerinden, insanları kontrol eden “Para”yı kontrol edenlerler arasında en çok sözü geçen Yahudi azınlığı olduğu için onların da ‘komplo’lardan nasibini alıyor olması doğal.. Ancak, tarihlerini okuyup incelemeğe değer. Ciddi bir kanaat oluşturmak için semavi kitaplarda ve bu arada Kuran’daki bilgileri hesaba katmak da önemli. Israil, Tanrı ile cebelleşme karakterine ilişkin bir anlama da sahip (bu ruh yapısının avantajlarını bencilce yaşıyorken dezavantajları kendilerine de dokunuyor, daha çokçası başkalarına da dokunuyor). Kendilerini özel/üstün kılınmış bir statüyle ilişkilendirmeleri ilginçtir. O potansiyeli bencillikleriyle ziyan etmeseler(di) ve o tarihi onbaşı ortaya hiç çıkmasaydı keşke… İbretlik durumlar, velhasıl.

        Sonuç olarak, bgünün parametreliyle de baksan, durum Kuran’da işaret edilen ana konularla paralellik arzediyor. “Okumaya çalışıYORUM” diyorsunuz, ben de kolay gelsin diYORUM..

  5. Yüzlerce danışman ortaya çıkan incirlik hava ve kürecik radar üslerini kapatma sonucu.
    Siz hala bu ülkenin dünyadaki önemine uygun yönetildiğinimi düşünüyorsunuz.
    Bir ülkenin sadece a planımı olur.
    Pokerde bile bütün taşları öne sürerken bile karşı tarafın geri adım atacağı umudunu taşırsın.
    Ülkeyi yönetirken elindeki herşeyi sürersen karşındakide gördüm derse halimiz ne olur.
    Bu ülKe ne bir poker masası insanlarda masadaki taşlar değil.
    Oyunu kuralına göre oynamak lazım.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz