Türkiye’de halkın talihsizliği

0

AKP’yi başarıları ve hakkaniyeti değil, muhalefettin basiretsizliği zirveye taşıdı. Muhalefet, AKP seçmenini hiçbir zaman aptal sürüsünden farklı görmedi; “Koyun sürüsü” dedi, aşağıladı, hor gördü, hakir gördü.  “Kör biat-çı” derken bile, kendi körlüğünü aşamadı, kendi tabanının da aynı biat kültüründen geldiğini görecek kadar akıllanmadı. 

Oysa biat bir yere itaat olsa bile, insanlar bir yerlere veya şeylere bağımlı yaşar. Bu aidiyet duygusudur ki insanlara kendilerini ifade etme şansını önemli oranda o verir. İnsanlar bu aidiyet sayesinde bir şey olduğunu düşünür. Buda aslında kendisini iyi hissetmesi için iyidir, çünkü bu sayede yalnız olmadığını, başkalarının da kendisi gibi düşündüğünü görmektedir. Bu toplulukları uçuruma sürükleyen kör bir aidiyet duygusu olsa da aynı zamanda onları uçurumdan alan şey de odur.  Zira aidiyetsizlik belki uçurumun dibi değildir, ama hiçbir liman aidiyet o duygusunu verecek kadar güven hissi vermemektedir. 

AKP, demokrasiye inanmadığını, demokrasiyi amaçlarının gerçekleştirilmesi yolunda bir araç olarak kullandığını defalarca kanıtlamıştır. Bu, Türkiye’nin talihsizliği olsa da suç ortaklığında muhalefetin basiretsizliği ondan aşağı değildir. Ki Türkiye de iktidar kadar muhalefette demokrasiye inanmamaktadır ve o nedenle olsa gerek ki çareyi genelde demokrasi içinde değil, demokrasi dışında aramaktadır. 

Seçilmek demokratik bir hak olsa da muhalefet seçilen AKP olunca, değil demokratik hoşgörülerini, insan olduklarını bile unutmaktadır. Oysa eğrisiyle-doğrusuyla bu insanlar bu ülkenin çocuklarıdır, seçimleri isabetli olmasa da anlatmanın yolu hakaret değildir, bu dil onları anlamaya çalışmak ve o temelde anlatmak olmalıdır. 

Artık halkını anlamayan bir muhalefetin onlara vereceği her ne ise, bunu onlara anlatacak olan halk değil, kendileri olmalıdır. Onlarda bu kadarı bile yoksa -ki çoğunlukla yok- o zaman siyaset yapıyor olmaları bile boşuna bir çabadır; çünkü o zaman bu kafanın bu insanlara ne vereceği ne olabilir? 

Bana kalırsa artık birileri babalarının hayrına da olsa bunlara kokuşmuş cenaze olduklarını anlatmalıdır. 

Bu yalnızca onlara değil, memleketinde hayrına olacaktır.

Türkiye’nin talihsizliği diyelim; iktidarı da muhalefeti de demokrasiye inanmıyor. İktidar, aldığı çoğunluk oy sayısı şahsında her şeyi yapabileceğine inanıyor. Muhalefet ise o çoğunluğa ulaşmadığı için seçmeni mundar ediyor, iktidara destekleri şahsında onlara her tür hakareti yapabileceğini düşünüyor.

Oysa demokrasinin koşulu ne çoğunluktur ne de çoğunluklar şahsında çokluklara hükmetmek veya hakaret etmektir. Artık demokrasinin öncül koşulu ülke siyasetçilerinin değerleri değil, evrensel değerlerdir. Artık bir yerde evrensel değerler yoksa seçim yapmış olmakta demokrasi değildir. Bu, seçmiş olma koşuluna rağmen öyledir. Artık evrensel değerlerin öncül koşul olarak işlenmediği hiçbir ülkede iktidarın veya muhalefetin ne dediğinin bir önemi yoktur, söylenen laf, göz boyamaktan başka bir şey değildir. 

Elbette istenen şey halkın reflekslerinin kendisini evrensel değerler üzerinden göstermesiydi, ancak manzara bu şekilde değilse bile, kimsenin bu halka hakaret etmeye hakkı olmamalıdır; kaldı ki bu neticeden iktidar sorumlu ise, muhalefetin sorumluluğu da iktidarın sorumluluğundan aşağı değildir. 

Türkiye siyasetine bu üstenci, bu buyurgan politika AKP’yle gelmiş değildir; muhalefettin kendisi iktidarken de bu böyleydi, kafasını iktidarda bırakıp kendisi muhalefet intikal ettiğinde de bu böyleydi. Bu halka her zaman tepeden bakıldı, onlar adına düşünüldü, onlar adına karar verildi. Halk kendisine geldiği zamanlarda ise ya darbeyle adam edilmeye çalışıldı ya da başka bir teraneyle… Kaldı ki halkı dün, içe dönük, ulusalcı-muhafazakâr-devletçi bir kafa yönetiyordu, bugün ise yine içe dönük mezhepçi-muhafazakâr-devletçi bir kafa yönetiyor. Fark; kesinlikle birinin laik ve diğerinin dindar olması değildir; birinin devletçi-laik farkıyla, diğerinin de dinci, na-laik farkıyla iktidarı elde tutmaya çalışmasıdır. 

Daha basit bir ifadeyle ikisinin meselesi de halk değildir, kendi argümanlarıyla halk üzerindeki o aidiyet şartını kendi tekellerinde tutmak içindir. Bu, geçmişten, daha soğuk savaş dönemlerinden gelen şartlı kör bir reflekstir ki ve doğrusu ne doğruyu görebilecek basirete sahiptir ne de eğriyi, tüm hesap “yeter ki devlet bende kalsın, devletin arpalığı elimin altında olsun” hesabıdır. 

Kötüsü ne biliyor musunuz? Bunlar yaptıklarının doğru olduğuna inanıyor ve öyle yapmakla doğru yaptıklarını düşünüyorlar. Kim mutlu, kim mutsuz inanın bu onların umurunda bile değildir. Varsın iktidar onlarda olsun, artık kim ezilmiş, kimin canı çıkmış bu onların umurunda bile değildir. 

Ne diyelim; Allah onlara akıl ve vicdan versin, halka da sabır ve huzur… 

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz