Türkiye’nin İlk Komünistlerinden Zileli Halil Yalçınkaya’yı Yoldaşları Anlatıyor – 2

1
Prof. Dr. Orhan Yılmaz

Sevim (Tarı) Belli, Halil Yalçınkaya’yı anlatıyor: 

Ben yaşça küçüktüm o zaman. Genç bir kızdım. O ise Merkez Komitesi Üyesi idi. Aramızda hiyerarşi vardı. Biz mesafeli ve saygılı davranırdık. Ama Halil Yalçınkaya çok şakacı bir insandı. Bizim moralimizi diri tutmak için sürekli olarak bize takılır ve şaka yapardı. Harbiye Cezaevi’nde yatarken biz kadınlar olarak ayrı koğuşta idik. Erkeklerle mahkemede ve celse aralarında karşılaşırdık.

Harbiye Cezaevi’nde hapiste iken, volta atardık. Mayıs 1954’de Vietnamlılar, Fransızları Diem Biem Phu isimli bir yerde yenmişlerdi. Vietnamlılar’ın Fransızları yenmesi, bizim için bir bayram gibi olmuştu. Çok sevinmiştik. Volta sırasında Zileli Halil, “Diem Piem Puuu” der ve “Puuu” derken yere tükürürdü. Halil Yalçınkaya sık sık bu espriyi yapar ve Fransız İşgalciliği’ne tükürürdü.

Ben Tokat’tan, 1979’da Senato Kısmi Yenileme Seçimleri’nde Senatör adayı idim. Zile’ye gelmedim ama Niksar taraflarını gezmiştik.

Nail Vahdeti Çakırhan, Halil Yalçınkaya’yı anlatıyor: 

Ben 1930 yılında Moskova’da idim. Moskova’da özel bir eğitim gördüm. Halil Yalçınkaya orada değildi. Biz kendisine “Zileli” derdik. Ama Dr. Şefik Hüsnü’yü Moskova’dan tanıyordum. Dönüşümüz de herhalde aynı sene idi ama ayrı ayrı zamanlarda döndük yurda. 

Ben 1938 yılında yurda döndüm. Döner dönmez hemen askere alındım. Askerden sonra ben gazeteciliğe başladım. Hüsamettin Özdoğu isminde bir arkadaşımız vardı. Hüsamettin’in bir atölyesi vardı. Halil Yalçınkaya çok sık olmamak kaydıyla oraya gelirdi.

Dr. Sadi isminde bir arkadaşımız vardı. Halil Yalçınkaya ve Dr. Sadi aynı yerde otururlardı. Ben sürekli olarak evine giderdim. Ama parti meselelerini hiç konuşmazdık. Çünkü parti faaliyetleri öyle bir şeydir ki, belki insanlar partide aynı işleri yaparlar ama birbirlerinden haberi olmazdı. 

Parti faaliyetlerinin gizlilik içinde yürütülmesi esastı. Bize Komintern’den verilen talimat, “Hiçbir şey yapmayacaksınız. Gidin, hayatınızı yaşayın. Lazım olduğunuz zaman aranacaksınız. Kendinizi unutturmaya bakın.” şeklinde idi. Zaten o zamanlar ben tanınıyordum. 

Ben 1947’de tevkif edildim. 5 seneye mahkûm oldum. Ama 3 sene sonra çıktım. Orada Dr. Şefik Hüsnü de vardı. 

Zileli Halil ağırbaşlı, sakin birisi idi. Onun son günleri ile ilgili bir bilgim yok ve sürekli olarak onun nasıl ve nerede öldüğü zihnimi meşgul etmiştir. Sürgün yeri Adana’da 1960 yılında öldüğünü sizden öğrendim. Bu merakımı sizden giderdim.

Vedat Türkali, Yoldaşı Zileli Halil’i anlatıyor:

Ben askeri öğrenci idim. Beyazıt’ta Abidin Dino’nun bir resim sergisi açıldı. O resim sergisinin başında bekleyen, gençten, karayağız bir kişi vardı. Benim öyle uzun boylu bir yakınlığım yoktu ve hatırladıklarım da fazla değildir. Daha çok cezaevinde tanıdım kendisini. 

Fakat şunu hatırlıyorum; büyük bir talihsizliktir, kendisi “51 Tutuklaması’nda” çok büyük bir işkenceye maruz kalmıştır. O işkencelerden dolayı topallıyordu. Maalesef Merkez Komite toplantısını itiraf etmek zorunda kalmıştır. Bu komitede Zeki Baştımar, Mihri Belli, Reşat Fuat Baraner, Şefik Hüsnü ve Halil Yalçınkaya vardır. 

Bazıları bu Zileli Halil’e sempati duymuyordu. Çünkü kendisi Laz İsmail ile birlikte Diyarbakır Cezaevinde idi. Mesela Adana’da iken Reşat Fuat Baraner ile bir ara dargın olduklarını hatırlıyorum. Olayın sebebini bilmiyorum ama öyle bir olay olduğunu hatırlıyorum. Hatta bir ara Zileli Halil’i Komuna’dan çıkarmaya falan kalktılar. Belki Komuna nedir bilmeyebilirsiniz, hapishanede ortak kazanda pişirdiğimiz yemeğe biz “Komuna” derdik.

Ben karşı çıktım buna. Çünkü bazen hapishane psikolojisi içinde böyle şeyler olabiliyor. Reşat’a “Ben sizin kararınıza katılmıyorum. Böyle bir şey yapmamalısınız” dedim. Reşat Fuat, “Ben Laz İsmail’e söyleyeceğim. ‘Gel, temizle şu işleri’ diyeceğim.” şeklinde konuşuyordu. Hâlbuki Laz İsmail dediği de süprüntü bir herif. Daha sonra TKP’yi ele geçirdi bu. Ben onun hakkında yazı yazdım daha sonra.

Örneğin Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Zileli Halil’e güvenmezdi. Sebebini bilmiyorum ama bu tür şeyler kişisel saplantılardır ve çok eski günlere dayanıyordu. Dr. Hikmet bana bir şeyler anlattı ama ben bu tür şeylere inanmam. Yaşadığıma inanırım. O böyle diyordu ama doğruluğunu görmedik. Demek ki Dr. Hikmet, Zileli Halil hakkındaki düşüncesinde yanılmış idi.

Halil Yalçınkaya, Merkez Komite toplantısına gelmesi için, Dr. Hikmet’e gidiyor ama o kabul etmiyor. Dr. Hikmet’in bana söylediği “toplantıya gelmeme sebebi”, Halil Yalçınkaya’yı gözü tutmaması idi. Parti çalışması, direnç isteyen bir şeydir. Dr. Hikmet, “Zileli Halil, 51 Tutuklaması’nda direnç gösteremedi, konuştu” diyordu. 

Bana Reşat Fuat anlattı. Dr. Hikmet ile Zileli Halil’i yüzleştirmesi için getirmişler. Reşat Fuat, “Yok böyle bir şey” demiş ve aklamış Zileli Halil’i. 

Komiser Rüştü, Zileli Halil’i göstererek, “Bak işte Halil söylüyor, Merkez Komite toplantısına katıldığını” demiş. Reşat Fuat’ın söylediğine göre, “Halil işkenceden dolayı perişandı” diyor. Reşat Fuat, “Ben var mıydım ki, o Merkez Komite toplantısında?” diye inkâr etmiş. Bunun üzerine Reşat Fuat’ı yatırmışlar işkenceye. Ama Reşat Fuat çok dayanıklıydı işkenceye. Bunu emniyetçiler biliyordu. Ama maksat konuşturmak değildi, işkence esnasında belki öldürmekti.

1951’de tevkifat başlayınca, gazetelerde yaygara koparıldı. Hatta benim de resmim konuldu, “Kızıl Yüzbaşı” diye. Memlekette bir terör havası estirildi. 

O günlerde emniyet müdürlüğüne Ermeni bir kadın geliyor. Soruşturmayı yapanların karşısına çıkıyor ve önce kendisini tanıtıyor. “Şöyle bir aileyiz, böyle bir aileyiz, falan gibi” Daha sonra, “Ben gazetede fotoğrafı görür görmez, Tevfik Dilmen’i tanıdım” diyor. 

O zamanlar da Tevfik Dilmen, İstanbul Vilayet Komitesi Sekreteri idi. O Merkez Komite toplantısı ile organizasyonu yapan o idi. Yani evi tutan, toplantı için hazırlayan. Zaten iki toplantı var 1951’de. Birisi o, diğeri de Koşuyolu’ndaki toplantı. Sadece ikisi saptanabilmişti. 

Merkez Komite toplantısının yapılacağı ev çok zorlukla bulunmuş ve tutulmuştur. Bulunan ev, bir evin 1. katı. O katın üstünde de evin Ermeni sahipleri oturuyor. Ev sahiplerinin bütün derdi, “Eve bekâr adamlar, kadın falan getirmeyin” şeklinde. Bu yüzden gözleri hep pencerededir. 

Kadın ifade verirken, “Bir gün bizim Bursa’dan akrabalarımız gelecekti ve pencerenin önünde bekliyorduk. Bir gece yarısı adamlar geldi. Gelen adamlardan birisi, esmer, ablak suratlı, kaba bir adam idi.” demiş.

Bu ifadeden Zileli Halil’i böyle teşhis ediyor emniyetçiler. Bunun üzerine emniyetçiler Zileli Halil’i iğrenç bir işkenceye yatırıyorlar ve bu toplantıya kendisinin katıldığını itiraf ettiriyorlar. Ama Zileli Halil, toplantıya katılan diğer isimleri vermiyor. Zileli Halil’in bana söylediği bu idi. 

Daha sonra emniyetçiler tahkikata başlıyorlar ve Koşuyolu’nda yapılan ikinci toplantıyı tespit ediyorlar. O toplantıda Reşat Fuat Baraner, Zeki Baştımar ve Mihri Belli vardı galiba.

Cezaevinde iken, cezaevinin avlusunda çay yapardık. Zileli Halil duvarın dibinde bulunan bir masada oturur ve çay içerdi. İnanmış, davasına sadık bir adam idi. Ama kafası dar, köylü diyebileceğim bir kişi idi. Mesela bazı bana tuhaf gelen huyları var idi. Nezle olurdu. Ağzı burnu akar, ama sakınmazdı. Gelir, kalabalığın içine karışırdı. Ekmeklere falan el atardı. 

Ben birkaç defa uyardım ve karşı çıktım. Ama nerdeyse burjuva olmakla suçlanacaktım. Hâlbuki cezaevi gibi kalabalık bir yerde kalırken, bu tip şeylerden sakınmak gerekir. Gerçi bunlar ufak meseleler ama o zamanlar dikkatimi çektiği için söylüyorum. Yoksa dedikodu olsun diye, değil.

Hâlbuki eski günlerden bir olay hatırlıyorum. Çin’de devrim yeni olmuştu. Bir Amerikalı gazeteci Çin’e gitmiş. Orada bir yemekhaneyi gezmiş. Orada yemek dağıtan görevlilerin hepsinin yüzlerinde maske vardı. Çünkü bu en basit bir hijyen kuralıdır.

Harbiye’de cezaevinde iken bir gün bir grip salgını başladı. Ben ve birkaç kişi dâhil herkes ağır bir grip salgını geçirdi. Ben sağlığıma dikkat etme konusunda çok titiz olduğum için, bu salgını hastalanmadan atlattım. Bunlar da bir dedikodu değildir ama o günün şartlarında gelişen olaylardır. 

Bizler elbette, geçmişte yer alan arkadaşlarımızı daima hayırla yâd ediyoruz. En karanlık dönemlerde, fukara halka bir şeyler vermek isteyen bu yoldaşlarımız, en ağır şartlarda görev yapmaya çalışmışlardır. 

Zileli Halil, oğlu Mehmet Ali’yi çok severdi. Her hafta, “Bu hafta Mehmet Ali gelecek” dediğini, ama gelmediğini görürdük. Acılı bir baba olarak, “Herhalde bir işi çıkmıştır” diyerek kendisini teselli ederdi. Tek bir defa babasının ziyaretine gelmemiştir. 

O devirlerde Mehmet Ali Yalçın, devrin adamı idi ve Menderes’in yanında görülürdü. Daha sonra MAY Yayınları’nı kurdu, bazı sol eserleri bastı. Kendisi ile görüştük, tanıştık ama kendisine en ufak bir sempati duymamışımdır. Çünkü babasına karşı yaptığı bağışlanır bir şey değildir. Ben hiçbir zaman çocuklarıma “Şu şekilde veya fikirde olun” demedim. Ama onlara her zaman insan olmayı öğrettim. 

Mesela Hammer isminde Yahudi bir Amerikalı vardır. Rusya’ya ilk fabrikayı yapan kişidir. Bunun babası solcu ve komünisttir. Ama kendisi kapitalisttir. 

Ben ABD’ye gitmiştim. Orada beni bazı çocuklarla tanıştırdılar. Tanıştıran kişi, “Vedat Amca, bunlar ülkücüdür.” dedi. Ben de “Benim için fark etmez. Oturun, konuşalım.” dedim. O gençlerle günlerce beraber olduk ve sohbet ettik. Kişilerin dünya görüşleri farklı olabilir ancak insanlar sosyal ilişkilerini medeni ölçüler içinde devam ettirmeliler. En azından ben böyle inanıyorum.

Gelecek Yazı: Fadıl Barkan, Rasih Nuri İleri ve Şahap Bakırsan Yoldaşları Zileli Halil Yalçınkaya’yı Anlatıyor

Önceki İçerikFelsefe Yazıları: İfade
Sonraki İçerikSihir
1962 doğumlu. Tokat’ın Zile İlçesi’nden bir köylü çocuğudur. 1984 yılında Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü’nü bitirdi. 1997 yılında Birleşik Krallık, University of Aberdeen’de yüksek lisans, 2007 yılında Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü (zootekni bölümü)’nde doktora çalışmasını tamamladı. Mesleği ziraat dışında, Çerkezler ve Aleviler gibi diğer bazı sosyal alanlarda da amatörce akademik çalışmalar yapmaktadır. Kitap okumak ve motosiklet kullanmak özel ilgi alanlarıdır. “Hayvanları sevmeyen, insanları da sevmez” zihniyetli, hararetli bir hayvan sever ve hayvan hakları savunucusudur.

1 Yorum

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz