Ulucanlar’da canlar can verdi-2

0
Latest posts by Psk. Dr. Ziya Doğan (see all)

Ulucanlar Cezaevi, 1925 yılında Alman şehir planlamacısı Carl Christoph Lörcher tarafından inşa edilmiş.

İşkence ve zulüm yuvası olan Ulucanlar Cezaevi, Türkiye Cumhuriyeti’nden sadece iki yaş küçük. 1925 yılında faaliyete açılmış.

Ulucanlar Cezaevi’nde tutulan, idam edilen veya işkenceden geçirilen, çeşitli hak ihlallerine maruz bırakılanların neler çektiklerini tek tek yazmak elbette mümkün değildir.

Fakat bilinen bir hakikat vardır ki o da şudur; burası 81 yıl boyunca işkence merkezi olmuş. 2006 yılında boşaltılmış ve 2010 yılında ise müze olarak ziyarete açılmış.

Ulucanlar Cezaevi Müzesi, ilk kez 2016 yılında düzenlenen Müze Özendirme Yarışması’nda “Yaşam Kültürü Müzeleri” kategorisinde ödül almış.

Ulucanlar Cezaevi’ni gezip İstiklal Mahkemeleri’nden söz etmek elbette eksik kalır ama İstiklal Mahkemeleri’nin zalimlikleri, vahşetleri ve hukuksuzlukları ise başka bir yazının konusu.

Ancak şimdilik şunu ifade edeyim; kardeşin kardeşe düşman edildiği 12 Eylül döneminde Diyarbakır Cezaevi gibi Ulucanlar Cezaevi de masumlara mezar olmuş.

12 Eylül’ün muktedirlerinin çarpık zihniyeti neticesinde “bir sağdan bir soldan” deyip ayak üstü yapılan mahkemede ölüme mahkûm edilen gençlerden Erdal Eren, Necdet Adalı ve Mustafa Pehlivanoğlu sadece üçüdür.

Ulucanlar Cezaevi, 81 yıllık ömründe o iğrenç kapısını sadece gençlere açmamış.

Hak ve hukuktan nasibini almamış İstiklal Mahkemeleri’nin kurbanlarından olan İslam âlimi İskilipli Atıf Hoca ve Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi’nin idam kararı burada verilmiş fakat TBMM önünde asılarak idam edilmişlerdi.

Başarısız darbe girişimleri sonucu 1964’te Talat Aydemir ve Fethi Gürcan da burada idam edilenler arasındadır.

Takvimler 6 Mayıs 1972’yi gösterdiğinde Ulucanlar Cezaevi bu sefer Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamlarına şahitlik ve mekanlık edecektir.

İdam edilmeyen ama idam edilmekten beter eziyetler edilenler de yok değildir.

Necip Fazıl Kısakürek, Nazım Hikmet, Ahmed Arif ve Hasan Hüseyin Korkmazgil gibi devasa şairler de bu zindanda ömür tüketmişlerdir.

1976 yılında Yılmaz Güney, 1981 yılında eski başbakan Bülent Ecevit, 1991 yılında DEP milletvekilleri Leyla Zana, Ahmet Türk, Hatip Dicle… gibi kamuoyunun bildiği isimler bir dönem Ulucanlar Cezaevinde kalan isimlerden bazıları olacaklardır.

Yönetmenliğini Tunç Başaran’ın yaptığı, izleyenin tüylerini diken diken eden ‘Uçurtmayı Vurmasınlar’ filmi 1989 yılında bu cezaevinde çekilecektir.

Ulucanlar Cezaevi’nde yaşanan koca hayatlar… Yaşanan dediğime bakmayın Ulucanlar’da yaşam nedir bilmezmiş insanlar. Hırpalanan, işkenceye maruz kalan, solan nice hayatlar…

Ulucanlar Cezaevi’nde yüzlerce insanda bıraktığı telafisi olmayan yaraların izleri duvarlarda görmek mümkündür. Zaman geçse dahi kimsenin silemediği acı dolu izler hala tazeliğini koruyor gibi   duruyor.         

Buraları anlatılmaya kelimeler yetmiyor. Gidip yerinde görmek gerekir. Zira Ulucanlar’ın duvarları size her şeyi anlatacaktır. Tüylerinizi diken diken eden bir gezinin sonunda gözyaşlarınızı tutamayacağınızı söyleyebilirim. Zira o duvarlarda gerçekten ağlayan insanların yaşları birden yanağınızda beliriveriyor.  

Ulucanlar Cezaevi’nin daracık hücre ve koğuşlarında dolaşırken dikkatlerden kaçmayan mektuplar var. Mahkum yakınlarının yazdığı mektuplar her satırı adeta bir ok olup yüreğinize saplanıyor. Böylesine elem ve hasret kokan satırlar ki okuyanı hüzne boğuyor. Gözyaşlarınızın sel olup aktığına şahit olacaksınız.

(Devam edecektir. Sonraki yazı: Şairlerin feryadı)

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz