Uzun Soluklu Sanal Dostluk

6
Latest posts by Vecdet Dikan (see all)

21 Ağustos 2018’den bugüne inanılmaz, keyifli, heyecan dolu, yirmi dört saat, her an, her saniye bir Siyam ikizi gibi telefona bağımlı yaşadığım o anlarla adrenalin bağımlılığı gelişti bütün bedenimde.

Okyanus sahillerinde Havaiili bir sörfçü, beklediği dev dalganın gelişiyle ustaca turnikeye dalıp dalgaların içinde döndüğünde, bütün bedenine nasıl  adrenalin salgılanıyorsa… Ben de  an be an bu heyecanı yaşadım.

21 Ağustos artık benim için bir milattı.

Sanal da olsa bu kadar mutlu olduğum, her anı heyecanla telefonun ucundaki sesi beklediğim anın heyecanı…

Beynimin bir partner bulduğu, müziğin büyülü dünyasında büyük bir aşkla yaşadığım anlar…

Kimi zaman sevinçten danslar ettiğim, kimi zaman da kanatsız uçtuğum ve Nirvana’ya ulaştığım tarifi mümkün olmayan anlar…

Çocukluğumdan beri çok sevdiğim ve bir parçası olduğumu hissettiğim tarihin, büyük bir merakla inişli çıkışlı labirentlerinde…

 Kimi zaman örümcek ağlarıyla kaplı yerlerde, kimi zaman da nemli, ıslak ve kaygan derinliklerde…

 Karanlıktan aydınlığa yolculuk yaparken…

 Kimi yerlerde çıkmaz sokakları olan tünellerden çıkabilmek için içsel duygularımı kullandığım…

 İçimde büyüyen paniği bastırıp sağduyuyla karanlıktan gün yüzüne çıktığım heyecanlı ve tutkulu serüvenler…

Kimi zaman Mısır piramitlerinde, kimi zaman Tutankamon’un ve Nefertiti’nin mezarında, kimi zaman da tahtıyla, zekâsıyla, aşklarıyla tarihte iz bırakmış Kleopatranın

Büyük Kral Ramsesin, günümüzde dahi henüz tam olarak sırrı çözülememiş mumyasını, kınalı tırnaklarını ve tarihte bugüne kadar hiçbir krala nasip olamamış ikinci cenaze töreninde Nil Nehri’nden Krallar vadisine yolculuğu…

Nil Nehrinin, her iki yakasında matem giysileriyle Mısırlı kadınların firavunlarını zılgıtlarıyla öte yakaya uğurladığı eşsiz tören…

 Dünya coğrafyasının renkli ve gizemli sınır tanımayan dünyasına bazen bir Viking gemisiyle nehirlere yelken açan, bazen de Uğur Böceği amblemini gönderdiğim Tosbağanla sınırları aşandın…

Yeşilin her tonunu içinde barındıran ağaçların ve göğün mavisinin birbirine karışıp bütünleştiği alacakaranlıkta, bir oduncu kulübesinde, ormancılarla içtiğimiz içimizi ısıtan kahvenin tadı ve buna eşlik eden rengarenk  ağaçlardan oluşan inanılmaz  orman manzarası…

Rüştünü ispatlamaya çalışan henüz çiçeği burnunda ülkeleri büyük bir merakla Börtü böceği, çiçeği ve ormanıyla bir kaşif gibi keşfedendik… 

 Yol kenarlarında, doğal ortamında yabani narları gördükçe heyecanlanan, kuşburnunu illa da sana göstereceğim derken neredeyse arabaya takla attırandım…

 Belki de 1. Dünya Savaşından önce yapılmış muazzam yolun, virajları, bazalt taş ustalarınca yontulmuş minyatür dikilitaşlar, uçurumlara yerleştirilen birer bariyerdiler.

 Yeni ülkenin karataşlı dağında, yeraltındaki yuvasına giren bir yılanın kıvrak hareketleriyle kavisler çizerek ilerlediği uzun tünelden geçmiştik.

Tünelden çıktığımız anda dağın eteklerinde aniden hemen sol tarafımızda beliren uçsuz bucaksız denizi gördüğümde, denize olan tutkum depreşip, neredeyse sana tekrar takla attıracak çığlığı atandım. Aynı zamanda benimle aynı anda bu görsel şaheseri görememenin verdiği eksikliği de hissedendim.

Dünyanın en güzel köyü ve insanlarını tanımanın ve bir taksi botla tarihi köprüsünün altından tura çıktığımızda nehrin her iki yakasını boydan boya kaplayan ve  beni antik çağlara götüren sonsuz yaşamın simgesi, Lotus Çiçekleri. 

Lotus, Antik Mısır, Hint, Çin, Japon ve Uzak Doğuya kadar bir çok kültürde bataklıktan doğup yeniden dirilişi simgeleyen mistik bir çiçekti. 

Buda, Lotus oturuşuyla tasvir edilmişti.

Budist rahipler tapınaklarda Lotus Çiçeğiyle ayin yaparlardı.

Dara Antik Kentindeki mağara duvarlarında da Lotus Palmetleri vardı.

Lotusun Mezopotamya halkları içinde kutsal olduğu sonucunu gösteriyordu.

Yabani ördeklerin yüzdüğü nehir kenarındaki sazlıklar, kuşların doğal yaşam alanıydı. 

Altından botla geçtiğimiz, tarihi köprüye bitişik, günümüzde asla ve asla imar izni verilemeyecek, neredeyse köprünün üstünde konumlanan, kiraladığımız evin balkonundan izlediğimiz karşı dağlar. Gün doğumuyla sisin içinden yeniden doğuyordu adeta.

 Başı neredeyse göğe eren ağaçlar heybetli bir gizem veriyordu bu dağlara. 

Bu muazzam manzaranın keyfi ve inanılmaz mutluluğu, bir başkaydı.

Süpermarkette yaptığımız alışverişten sonra bize hediye verilen ekmeklerle nehirdeki yabani ördekleri beslerdik.

Bir süre suyun üstünde kalan ekmekleri ördekler yarışırcasına gagalarlardı. 

Nehirde nazlı nazlı süzülürcesine yüzen ördekler, İstanbul’daki vapur yolculuklarımda simidimi paylaştığım martıların havada uçarak süzüldükleri anları özlemle anımsatmıştı.

Zaman zaman dünyanın her tarafından bu güzelim ülkeyi görmeye gelen turistlerin, köprüde resim çektirdiklerinde yaşadığım keyif ancak yaşanılır asla anlatılamaz.

Bütün bu güzellikleri ikizimle paylaşandım.

09. 07. 20

Önceki İçerikDevletler Neden Yıkılır
Sonraki İçerikİnternet Çağında Devrimcilik
Diyarbakır - Lice doğumlu İlkokulu Kayseri'de okuduktan sonra, ortaokul ve liseyi Diyarbakır'da bitirdi. Yakındoğu Hukuk Fakültesi‘nden mezun olduktan sonra Diyarbakir'a döndü. Hukukçu ve kolleksiyonerdir. Yaklaşık on iki yıl Kıbrıs'ta yaşadı. Kıbrıs'ın tarihini ve mimarisini inceledi. Bu amaçla Kıbrıs'ın müze ve ören yerlerini gezdi. Doğasını çok sevdiği Kıbrıs'ın çok kültürlü yapısından etkilendi. Yüzme ve bisiklet tutkunu olan Vecdet Dikan, fırsat buldukça doğa yürüyüşleri de yapar. Bir kitap ve edebiyat tutkunu olan Vecdet Dikan, Yaşamının tümünü edebi çalışmalarına ayırarak deneme, anı ve öykü türlerinde yazılar yazar.

6 YORUMLAR

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz