“Yalçın Küçük’tür, Ama Mide Bulandırır” Out, “Jam Küçüktür, Ama Mide Bulandırır” In

0
Prof. Dr. Orhan Yılmaz

İdeolojik olarak değil ama duruş olarak Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını her zaman takdir etmiş ve beğenmişimdir. İnandığı bir dava uğruna ipe gitmekten çekinmediler. 

Eğer Deniz Gezmiş ve 2 arkadaşı daha yumuşak bir savunma yapsalardı, mahkemede pişmanlık gösterecek şekilde ifade verselerdi, birçok hukukçunun ortak görüşüne göre,  idam cezası almayacak ve asılmayacaklardı.

Ama Gezmiş, Aslan ve İnan onurlu bir ölümü seçtiler.

Bence bir kişi neyse, o olmalıdır. Bir kişinin düşünceleri, tavrı zaman içinde pozitif bir gelişme gösterebilir. Bu gayet olağandır. Ancak kötü olan, bir kişinin 3 kuruşluk çıkar uğruna karakterinden, duruşundan ve onurundan negatif taviz vermesidir. 

Patlıcanın değil, padişahın dalkavukluğunu yapmayı, bu duruma bir örnek olarak verebiliriz.

Fıkrayı bilirsiniz, padişahın biri patlıcanı çok severmiş. Ne zaman;

-“Şu patlıcan musakkaya bir türlü doyamıyorum” dese, dalkavuk da;

-“Aman padişahım, siz söyleyince ağzımın suyu akıyor. Akşam olsa da yesek” dermiş. Padişah imambayıldı yemeğinden söz edecek olsa;

-“Padişahım, şu imambayıldıyı icat edenin mekânı cennet olsun, nefis bir yemek. İnsan yemeye doyamıyor”dermiş.

Padişah karnıyarıktan, patlıcanın dolmasından, kızartmasından, kebabından, salatasından, turşusundan ve reçelinden söz ettikçe, dalkavuk da göklere çıkarırmış.

Gel zaman git zaman, padişah patlıcandan nefret eder hale gelmiş. Sofraya patlıcanın gelmesini yasaklamış.

-“Şu patlıcan musakkanın neresini beğenirler de yerler, bir türlü anlamıyorum” dediğinde, dalkavuk da padişahın sözünü tamamlarmış;

-“Aman padişahım, bu musakkanın yenilmesini yasaklamak lazım.” Padişah, bir başka gün;

-“Bu insanlara hayret ediyorum. O kadar güzel salata çeşidi varken, akşam yemeğinde tutup patlıcan salatası yiyorlar. Anlamak mümkün değil!” dediğinde, dalkavuk hemen ortaya atılarak eklermiş:

-“‘Padişahım, bu insanlarda damak zevki diye bir şey yok. En iyisi, patlıcanın yetiştirilmesini yasaklamak lazım”dermiş.

Bu konuşmaları duyan biri sonunda dayanamamış ve padişahın olmadığı bir ortamda, dalkavuğa sormuş;

-“Yahu! Sen bir zamanlar patlıcanı metheder ve adeta göklere çıkartırdın. Şimdi ise patlıcanı ve yemeklerini kötülüyorsun. Nasıl olur da bu kadar değişebilirsin hayret!”

Dalkavuk da hemen yanıtlamış;

-“Bana bak arkadaş. Ben patlıcanın değil, padişahın dalkavuğuyum. Anladın mı?”

Gazetelerde köşe yazarlarını okuduğunuzda, televizyonlarda tartışma programlarını izlediğinizde, ummayacağınız kadar çok “padişah dalkavuğu” bulabilirsiniz (Bu konuda Fehmi Koru Ağabeyin 21 Haziran 2022 tarihli “Karınları doyuramayan iktidarlar, iddialı politikalar izleyebilir mi?” yazısını tavsiye ederim).

Geçen yıl Cemal Kaşıkçı katledildiğinde, Suudi yetkililerine demediğini bırakmayanlar, MbS Türkiye’ye geldiğinde bütün tükürdüklerini yalayarak, Suudilere şirinlik muskaları dizdiler.

Demek ki duruma göre vaziyet almak, bukalemun gibi renk değiştirmek bu tiplerin standart işleri.

Tele1000 TV’de “Gündeme Bot” programında Ender Ayısever’in konuğu, padişahın makbul dalkavuğu Mehmet M.Tinerci. Aralarında şöyle bir diyalog geçiyor;

Ender Ayısever: Camide içki içildi mi?

Mehmet M.Tinerci: Evet,  içildi.

Enver Ayısever: Müezzin ‘içilmedi’ dedi.

Mehmet M.Tinerci: Cumhurbaşkanının dediğine inanmıyorsun. Cumhurbaşkanı yalan mı söylüyor? Müezzinin söylediğini bize karşı kullanmak neyin nesi? Müezzin orada mı idi?

Enver Ayısever: Cumhurbaşkanı orada mı idi?

Diyalog böyle sürüp gidiyor. Mideniz elveriyorsa, öğürmüyorsanız, devamını izleyin.

Diyarbakır MHP İl Başkanı Cihan Kayaalp, bir imam hatipli kızı istismar etmekten tutuklandı ve cezaevine kondu. Bakıyorsunuz, yandaş medyada tık yok. Sanki Türkiye’de böyle bir olay hiç yaşanmamış gibi.

Eğer Cihan Kayaalp, CHP İl Başkanı olsaydı, yandaş medya çok büyük bir bombardıman harekâtı başlatmaz mıydı? Trol ordusu tüm gücüyle saldırıya geçmez miydi?

“Sahibinin Sesi” (İngilizcesi ‘His Master’s Voice’) kavramını bilirsiniz. “His Master’s Voice” İngiltere’de The Gramophone Limited Şirketi tarafından 1901’de kurulan, büyük bir İngiliz plak markasının adıdır.

His Master’s Voice Plak Şirketi’nin logosu, bir gramofon önünde müzik dinleyen sevimli bir köpek figürüdür. Plak şirketinin bu logo ile vermek istediği mesaj, “Köpek gramofondaki müziği dinler ve sahibinin o müziğini, yani sesini size aynen aktarır” kavramıdır. 

Aynı isimle, yani “Sahibinin Sesi” ismi ile eskiden Türkiye’de de bir plak şirketi varmış. Sahibinin Sesi Şirketi 1920’lerden itibaren binlerce plak çıkartmış. Şirket 1970’lerde Hilmi Coşkun’a satılmış ve Coşkun Plak bünyesinde faaliyetlerine devam etmiş.

Sahibinin Sesi Türkiye’de şirket olarak son bulmuş ama bu görevi icra eden birçok kişiye gazete köşelerinde ve TV ekranlarında rastlamak mümkün.

“Yalçın Küçük’tür, Ama Mide Bulandırır” sözü Şair Can Yücel’e aittir. Ocak Medya’da köşe yazarı komşum Şükrü Gülmüş Hoca bu başlık ile 25 Ekim 2020 tarihinde güzel bir yazı yazmış. Eğer henüz okumadı iseniz, okumanızı tavsiye ederim.

Sol görüşlü aydınlar, 12 Eylül 1980 İhtilali’nden sonra bir “Ortak birleşik sol parti” kurma çalışması başlatmış. Bu çalışmalar sırasında Yalçın Küçük’ün bazı söylemlerine Can Yücel çok kızmış. Bu nedenle “Sinek küçüktür, ama mide bulandırır” atasözüne binaen “Yalçın Küçük’tür, Ama Mide Bulandırır” sözünü sarf etmiş.

Prof. Dr. Yalçın Küçük Hocayı beğenirim. Çerkez Ethem ile ilgili yazdığım “Çakır – Bir Hain! Çerkez Ethem Analizi” adlı kitap çalışmamda, “Türkiye Üzerine Tezler” adındaki 2.090 sayfalık eserinden bayağı faydalandım. O kitapta son derece isabetli analizlerde bulunmuş. 

Yalçın Küçük Hocayı da, inandığı dava uğruna senelerce hapis yatmaktan çekinmemiş, samimi bir dava adamı olarak görüyorum. Samimi ve mert ol, canımı ye. Ama Can Yücel ile araları niye bozulmuş, bilemem. Kavga eden iki kişinin arasında girmemek en iyisi.

Yazı başlığının ikinci kısmında niçin “Jam Küçüktür, Ama Mide Bulandırır” dedim?

Biliyorsunuz İngilizce “jam” (cem olarak okunur) kelimesi “reçel” anlamına gelir. Reçel aslında tatlı bir gıda maddesidir. Ancak reçelin mayası bozuksa, bozuk gıdadan üretilmişse, üretildikten sonra ideal şartlarda muhafaza edilmemişse, reçelin tadı bozulur, üstten küflenir. Yenmez hale gelir.

Tadı bozuk ve küflü reçelin tabağına veya kavanozuna bakmak bile birçok kişiyi tiksindirebilir, midesini bulandırabilir. Bozuk, küflü reçeli yemeye kalktığınızda, mideniz bulanır, hasta olursunuz. Az bir miktarda bile tadına baksanız, sağlığınız tehlikeye girer.

Üniversitede lisans dersi olarak “Gıda Bilimi ve Teknolojisi” ve “Besin Maddeleri” gibi bazı mesleki dersleri almış, ziraat mühendisi kökenli bir akademisyen olarak size tavsiyem, mayası bozuk, kendisi ekşi, üstü küflü reçellerden uzak durunuz. 

Prof. Dr. Şener Şen, pardon Ersen Şen Hocaya da Allah yardım etsin. Bol sabır versin, her daim sağlığını muhafaza etsin. Her hafta mayası bozuk, küflü reçel yemek zorunda olduğu için. Ben televizyonda mayası bozuk, küflü reçeli seyrederken bile tansiyonum çıkıyor, Ersen Hoca nasıl dayanıyor, hayret bi şey!..

Önceki İçerikKılıçdaroğlu: Bu soygun, harami düzenini yıkmakta kararlıyız
Sonraki İçerikHaklı mı Huzurlu mu Olmak İstersiniz?
1962 doğumlu. Tokat’ın Zile İlçesi’nden bir köylü çocuğudur. 1984 yılında Ankara Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü’nü bitirdi. 1997 yılında Birleşik Krallık, University of Aberdeen’de yüksek lisans, 2007 yılında Ankara Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü (zootekni bölümü)’nde doktora çalışmasını tamamladı. Mesleği ziraat dışında, Çerkezler ve Aleviler gibi diğer bazı sosyal alanlarda da amatörce akademik çalışmalar yapmaktadır. Kitap okumak ve motosiklet kullanmak özel ilgi alanlarıdır. “Hayvanları sevmeyen, insanları da sevmez” zihniyetli, hararetli bir hayvan sever ve hayvan hakları savunucusudur.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz