Yeni Bir Salgın Kapımızda: Sesimizi Duyan Var mı Acaba?

0
Latest posts by Doç. Dr. Akif Altınbaş (see all)

COVID-19 pandemisi sayesinde biraz daha kolay kabulleniriz yeni salgın tehlikesini ve ona göre de gerekli tedbirleri alırız diye umut etmiştim: Yanılmışım!

Haziran 1’de tespit edilen ilk vakanın üzerine yenileri de eklenerek sayının 5’e ulaştığı bildirilirken, öğrendiğimiz bir başka husus daha var. O da, çiçek aşısı olarak, yani etkin bir Maymun çiçeği aşısı olarak kullanılan virüsün Ankara suşu olduğu! Yani, Ankara’da zamanında elde edilen bir virüs örneği, örneğin Amerika’da saklanmaktaymış. Salgın riski ufukta belirmeye başladığı andan itibaren ülkeler aşıları bir bir stoklayarak önlemlerini almaya başladılar. Hatta riskli kişilerin aşılanmalarına başlandı bile. Bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler, HIV gibi hastalığı olanlar ve cinsel yolla bulaşıcı hastalık kapma açısından riskli cinsel davranışı olanların aşılanmaları için özel klinikler açıldı çoktan buralarda. Peki ya Türkiye?

Elimizde ne kadar aşı var veya şu ana kadar kimseye uygulandı mı? COVID-19 aşı temininde olduğu gibi yavaş mı davranıyoruz, inkâr yolunu mu seçiyoruz, yoksa hastalığı kapma riski olan kişileri ikinci sınıf vatandaş olarak görüp dikkate mi almıyoruz? Veya internet portalları, art niyetli oldukları için bu konuda yeteri kadar bilgi vermediği için alınan önlemler konusunda bir bilgiye mi ulaşamıyorum! Düzenli günlük basını takip etmediğim için çoktan yakalamış olmam gereken haberleri atlıyor olma riskim var maalesef. Ama uzunca bir süredir haber kaynaklarına güvenmediğim için, kendime göre bir bilgi temini etme şekli oluşturmuş bulunuyorum. Google arama motoruna bağımlıyım, doğrudur! Denediğim arama motorları arasında ilgimi en doğru şekilde saptayıp bana hedeflediğim bilgiyi en iyi veren Google olduğu için, şu aşamada onun aracılığıyla bilgi edinmeye devam edeceğim, orası kesin! Muhalif ve hükümet destekçisi manşetlerin bu kadar birbirine zıt çıktığı ortamlarda, olaylara dışardan bakıp bana her türlü bilgiye ulaşma imkânı veren araçlara teşekkür edip yoluma devam edeyim…

Kırk yaş üstü vatandaşlarımız, özellikle de sol kollarında bir skar (yara izi) kalmış olanlarımız, nispeten daha şanslılarmış, bu maymun virüsüne karşı!  Ben maalesef şansız grupta yer alıyorum. Bu demek oluyor ki, yakın temas içinde bulunduğumuz kişilerde, eğer kabuklanmamış yaralar görecek olursak dikkatli olmamız gerekiyor! Kabuklanmamış yaralara çıplak elle dokunmamak konusunda yıllardır oluşan bir tecrübemiz var. Hatta yaraları kabuklanmamış suçiçeği vakalarında hastalığın bulaşması, solunum yolu da oldukça hızlı bir şekilde gerçekleşmektedir. Hızla tükettiğimiz dünya kaynakları arasında şimdilik yeteri kadar eldiven stoğumuz var neyse ki! Ama gelin görün ki, o yaralara sahip kişi ile uzun süre aynı kapalı ortamda kalındığı zaman solunum yolu ile de hastalığı kapma riskimiz varmış! Maskeleri hadi hep beraber atalım derken, COVID2in yeni dalgasının yanında bir başka sebep daha çıktı karşımıza! Hastaları entübe ettikleri, solunum sekresyonlarına (tükrük gibi sıvılarına) tıbbi müdahale esnasında maruz kaldıkları için vefat eden sağlık çalışanlarını hatırlıyorum. Hangi hastalık mı? Kırım Kongo, COVID, HIV… Şimdi de Maymun çiçeği karşımızda… Sağlık çalışanlarının tehditleri hiç bitmeyecek sanırım… 

Zamanında çiçek aşısını Kral 5. Henri’nin Osmanlı Devletinden temin ettiğini ve çiçek ile mücadelede Ankara’daki Hıfzıssıhha Enstitüsünün ne kadar da önemli bir rol oynadığını elbet yeri geldiği zaman toplum olarak hatırlayacağız. Belki bir TV sinemasına ihtiyacımız var, bu konuda! Netflix için güzel bir senaryo bile çıkartılabilir bakın bu konudan. Zaten bağımsız bir platform bu filmi çekip ekranlara vermezse hayata geçirilmesi pek de mümkün değil. Ne de olsa, o aşı üretim merkezi, Anadolu’nun son asırdaki her türlü toplum sağlığını tehdit eden hastalık ile mücadelesinin ana merkezi olmuştur ve hikâyesinin anlatımını siyasi otorite istemeyecektir…

Sözün özü, siz siz olun, sırf güç/ iktidar devşirmek için işleyen mekanizmayı susturmayın. Önce daha iyisini veya güçlü bir alternatifini hazırlayın, ondan sonra nereye çomak sokuyorsanız sokun! Hacettepe ile İbn-i Sina hastaneleri arasından aşağıya doğru inilen yolda sol tarafta kalan, Genç Cumhuriyetin o sessiz, ama çalışkan ruhunu yansıtan, gösterişe değil, üretime önem veren yüzünün bir simgesi olan Hıfzıssıhha enstitüsü, sadece eski, boş bir bina değildi yani. Anlayana…

Kaynaklar

https://www.ttb.org.tr/haber_goster.php?Guid=93ea50ce-f925-11ec-8f77-41ecdd8d2c36

https://www.trthaber.com/haber/saglik/maymun-cicegine-karsi-ankara-kokenli-asi-umut-oldu-692519.html

Önceki İçerikSosyalizm ve Komünizm Nedir?
Sonraki İçerikDeva Partisi yeni duvarın örülmesinde yer alıyor mu?
Doğum yeri olan Kuzey Ren Vestfalya’ya (Almanya) doktora sonrası araştırmacı olarak geri döndüğü zaman, Essen Uni Klinik’te yaptığı deneysel çalışmaların hayatının dönüm noktası olacağını bilmiyordu. Eğitim hayatına Ankara’da başlayan ve her zaman bir parçası olmaktan onur duyduğu Hacettepe Tıp Fakültesi’nde devam eden Dr. Altınbaş’ın önüne serilmiş yeni bir dünya vardı artık. İç Hastalıkları ve Gastroenteroloji uzmanı bir kliniysen hekim olarak, Başkentin en yoğun akademik ortamlarında çalışma fırsatı bulan ve yaptığı klinik araştırmalar ile Doçent Doktor ünvanı elde eden Dr. Altınbaş’ın son durağı Harvard Üniversitesi olmuştur. ABD Boston’da geçirdiği iki yılın sonunda, artık yaşayacağı son durağı belirlemiştir. Yeni çalışma ortamı, Yale Üniversitesi’dir. Bilimsel olarak odaklandığı karaciğer hastalıkları oluşum mekanizmaları dışında, yaklaşık 10 yıl boyunca bir Amerikan şirketinde “Gerçek Dünya Verileri” alanında Medikal Danışman/ Direktör olarak görev almıştır (STATinMed Inc.). Ulusal ve uluslararası kongrelerde onlarca sunum yapmış, ülkemizde çalıştığı kurumlarda tıp öğrencisi, iç hastalıkları asistanı ve gastroenteroloji yan dal asistanı eğitimlerinde aktif rol almıştır. İlk yazılarının (Almanca şiir dahil) yayınlandığı, üretmenin zevkini ilk olarak tattığı dergi, Dr. Altınbaş’ın “Şu kısa yaşantımda özlemle andığım ve gençlik yıllarımın geçtiği, olgunlaştığım yer!” dediği, Büyük Kolej okul dergisidir. Üniversite yıllarında başkanlığını da yaptığı Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırmalar Topluluğu (HUTBAT) ve kurucular kurulunda yer aldığı Türkçe Topluluğu bünyesinde çıkartılan dergilerde editörlük ve yazarlık yapmıştır. İngilizce ve Türkçe dilinde basılmış 10 adet tıp kitabında bölüm yazarlığı olan Dr. Altınbaş’ın, uluslararası arenada yer alan saygın hakemli dergilerde 100’e yakın bilimsel yazısı yayınlanmıştır. Ulusal ve Uluslararası 20’ye yakın tıp/ bilim dergisinde hakem olarak görev alan Dr. Altınbaş, Kasım 2020’den itibaren Ocak Medya’da medikal ve para-medikal yazılar yazmaktadır. Evli ve iki çocuk babası olan Dr. Akif Altınbaş, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz