Zamların sorumlusu kendisi değilmiş gibi Erdoğan da isyanda..

0

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin Meclis Grup Toplantısında konuştu. “Mağazalar, fırınlar, restoranlar isyanda ama ilginçtir sanki zamların sorumlusu kendisi değilmiş gibi Sayın Erdoğan da isyanda.” diyen Akşener, şunları söyledi:

“Enflasyonla, piyasalara güven veren kapsamlı bir program çerçevesinde mücadele etmeniz gerekir. Bunun için kullanacağınız en önemli silah da politika faizidir. Ama mesela ekonominin dümeninde, ‘Politika faizini etkisiz hale getirdik’ diyebilen, son derece parlak bir Hazine ve Maliye Bakanı varken, enflasyonu aşağı çekmek mümkün olmaz.

KDV indiriminden doğacak gelir kaybını telafi etmek için saray sefanıza ayırdığınız harcamaları kısın, israfı bırakın, sakın zam yapmayın. Eğer tutup mazota, benzine, elektriğe, doğal gaza, gübreye zam yapmaya devam ederseniz bu döngü kaldığı yerden aynen devam eder. Bunu da aklınıza kazıyın. ‘Ampulü bulan adam ve yönetimi’, Isparta’mızı tam 72 saat boyunca karanlığa mahkum etti.”

Akşener’in konuşması şöyle:

Biliyorsunuz, geçtiğimiz hafta sonu Sayın Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde, Ankara’da yaptığımız toplantı, ülke gündemine oturdu. Toplantımız, büyük bir heyecan yarattı. Bu heyecanın sebebi, son derece açık ve nettir. Milletimiz artık, ortak akıl için bir araya gelebilen, milletin ve memleketin meselelerini, birbirleriyle konuşabilen siyasetçiler istiyor.

“Ben yaptım oldu.” anlayışından bıkan milletimiz,

Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi ile unutulan,

istişare kültürünün önemini görüyor.

Gerek kurumsal anlamda, gerekse de fikren, farklılaştıkları noktalar olsa da,

6 siyasi parti liderinin, memleket meseleleri için, bir araya gelmesi önemlidir.

Bu toplantı nedeniyle, Cumhur ittifakının bileşenlerini,

bir garip rahatsızlık almış gibi gözükse de;

biz İYİ parti olarak, bu toplantıyı önemli bir başlangıç olarak görüyoruz.

Çünkü ortak aklın ışığında, sorunları ve çözümleri konuşabilmeyi,

hem çağın, hem de aklın gereği olarak görüyoruz.

Buradan başta, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere,

toplantıya iştirak eden Sayın Genel Başkanlara,

huzurunuzda bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

Ayrıca bu vesileyle, bu girişimimize büyük destek veren,

bizlere güç verip, şevkimizi artıran aziz milletimize,

bir kez daha teşekkür ediyorum.

Allah bizleri milletimize karşı utandırmasın.

Aziz milletim;

Son günlerde,

hata üstüne hata yapan,

beceriksizlikte adeta bir ekol haline gelen,

ve artık vadesini, ziyadesiyle doldurmuş bir iktidarın, son çırpınışlarını izliyoruz.

Her sıkıştığında,

yalana, hamasete ve kutuplaştırmaya sığınan, Ak Parti iktidarının,

artık elinde, hiçbir bahanesinin kalmadığını biliyoruz.

Artık, takke yerlerde gezerken,

tüm cesametiyle ortaya çıkan keli, çok net biçimde görüyoruz.

Nitekim Sayın Erdoğan, geçtiğimiz günlerde;

her ayın, bir önceki aydan, daha iyi olacağını söyledi…

Bu söz, size de bir yerden tanıdık geldi mi?

Türk Ekonomisi’ni, büyük bir uyum içerisinde, el ele verip batırdıkları Damat Bakan da,

bir gece ansızın ortadan kaybolmadan önce,

tam olarak böyle söylüyordu.

Hatırlayın;

Mart Şubat’tan, Nisan Mart’tan, Mayıs’ta Nisan’dan iyi olacaktı, değil mi?

Peki sonunda ne olmuştu?

Damat Bakan paket olmuştu…

Demek ki;

Artık Sayın Erdoğan da, ufukta beliren seçimin sonuçlarını, görmeye başlamış.

Demek ki;

Damadıyla aynı yolun yolcusu olduklarını, artık kendisi de anlamış.

Ne diyelim?

Geç gelen bu farkındalıktan ötürü, kendisini kutluyorum.

Ama bu farkındalık, göklerden gelen o kutlu kararı değiştirmeyecek.

Çünkü, ok yaydan çıkalı, çok oldu.

Çünkü;

Yıllardır milletimize anlattıkları masallar,

tutmadıkları sözler,

beceremedikleri vaatler,

artık gün gibi ortaya çıktı.

Yalanların son kullanma tarihi geçti.

Yalancılar için, artık yatsı vakti geldi.

Neden mi?

Gelin, birlikte hafızamızı tazeleyelim…

Yıl 2016, dolar 3.51’ken;

Sayın Erdoğan çıkıp, milletimize, yastık altındaki dövizleri bozdurma çağrısı yapmıştı.

Yıl 2018, dolar 4.75’ken;

“ver yetkiyi gör etkiyi” diyerek,

dolara, enflasyona ve faize, sözüm ona meydan okumuştu.

Yıl 2019, dolar 5.64’ken;

Geçen zamana rağmen, etkisini nedense bir türlü göremediğimiz, bu arkadaşımız çıkıp;

“Bunlara göre dolar 10 olacak, enflasyon yüzde 30’u aşacak.

Ne oldu? Bunların hiçbiri oldu mu?” diye sormuştu.

Sonra ne oldu?

2021 yılında, dolar 18 oldu.

Enflasyon, yüzde 50’ye dayandı.

Kendisi, bu sefer de çıkıp;

Zerre utanmadan, “Rekabetçi kur” diyerek,

döviz kuru arttıkça, Türkiye’nin de zenginleşeceğini söyledi.

Ama ne ilginçtir ki;

Sürecin devamında, doların 13’e inmesini de,

bir başarı olarak, milletimize pazarlamakta, en ufak bir tutarsızlık görmedi.

Ve bugün, 2022 yılındayız.

Dolar da, 13.62 lira.

Sayın Erdoğan ise, hâlâ 2016 yılındaki sözlerini tekrar ediyor.

Gerçekler ortadayken, hâlâ utanmadan çıkıp, yastık altı diyor.

Bu sefer de, kur korumalı döviz hesaplarıyla,

milletimize, dövizi ve altını bozdurma çağrısı yapıyor.

Yahu insan biraz utanır…

Hiç değilse, yüzü kızarır.

Devletin tüm kaynaklarını tükettiniz.

Merkez Bankası’nın tüm rezervlerini erittiniz.

Hâlâ milletimizin kenardaki birikimine,

kadınların bileziklerine, takılarına göz dikiyorsunuz.

Yazıklar olsun.

Sayın Erdoğan;

Madem öyle;

o zaman, sana bir sorum olacak:

Madem milletimize,

“Döviz ve altınlarınızı bozdurun.” çağrısı yapacaktın;

O zaman, sen ve damadın, hazineyi, neden döviz ve altınla borçlandırdınız?

Madem kenara döviz koymak, kötü bir şeydi,

O zaman, yandaşlarınıza, neden dövizle gelir garantisi verdiniz?

Bak, seni şimdiden uyarıyorum:

Şayet, milletimizden topladığın altınlarla,

yine yandaşlarının cebini doldurmanın peşindeysen,

hiç kusura bakma, bu defa başaramayacaksın.

Bu cefakar millete, aynı kazığı bir defa daha atamayacaksın.

Bunu böyle bilesin.

Aziz milletim;

Ak Parti’nin Türkiye’sinde;

Üniversite mezunu gençlerimiz,

teknoloji şirketlerinde çalışacaklarına,

kendi girişimleriyle uğraşacaklarına,

ne yazık ki, motokuryelik yapmak zorunda kalıyorlar.

Ak Parti sayesinde;

Türkiye, dünyanın en eğitimli motokurye ağına sahip oldu.

Bu gençlerimiz, kar, kış demeden, kelle koltukta çalışıyorlar.

Günde birkaç paket fazla teslim edebilmek için,

can güvenlikleri olmadan çalışıyorlar.

Pandemiyle birlikte, e-ticaret şirketleri kârlarını katladılar.

Ama maalesef bu iyileşme, kuryelerin çalışma şartlarına yansımadı.

Motokuryeler, kadrosuz bir şekilde çalıştırılıyor.

Sağlık sigortaları yok.

Yasal güvenceleri yok.

Modern dünyada;

Hiçbir şirketin, “Ürün depomdan çıktıktan sonrası, beni ilgilendirmez.” deme lüksü yoktur.

Modern dünyada;

Büyük şirketler, sadece kendi operasyonlarından değil,

çalıştıkları 3’üncü partilerin işleyişinden de sorumludur.

Kurye taşımacılığı, e-ticaret operasyonlarının bir parçasıdır.

E-ticaret şirketleri de,

ürün tedariğinden, bu ürünlerin dağıtımına kadar,

tüm zincirden sorumludur.

Bu yüzden;

Derhal bu konuda bir hukuki standart getirilmesi,

ve karın tokluğuna çalışan kurye kardeşlerimize,

sigortalı ve güvenceli çalışma hakkı tanınması gerekiyor.

Kanunların etrafından dolanıp, haksız rekabet yaratanların da,

gerekli cezaları alması gerekiyor.

Motokuryelerin can güvenliğini tehlikeye atan,

aşırı iş yüküne ve aşırı rekabete engel olmalıyız.

Motokurye ücretleri de;

Günlük 10 saatlik mesaiyi geçmeyecek şekilde ayarlanmalı.

Bu konu, çok ciddi bir konu…

Her yıl, 100’ün üzerinde gencimizi, bu çalışma koşullarına kurban veriyoruz.

Onların canı bize emanet.

Gençlerimizin, köle gibi çalıştırmalarına, asla izin veremeyiz.

Vermeyeceğiz.

Hem meclis grubumuz, hem de teşkilatlarımız ile,

bu konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz.

Aziz milletim;

1 Ocak itibariyle, yüzde 125 zamlı, elektrik faturalarıyla karşılaştık.

Sadece, kışın ortasında yapılan bu zamlar bile,

iktidardakilerin gitmesi için, yeterli bir sebeptir.

Mesela;

Berber dükkânı işleten, bir esnaf kardeşim;

Kasım ayında, 1500 lira elektrik faturası ödemiş.

Bu ay ise faturası, 4600 lira gelmiş.

Yani kiradan fazla elektrik faturası geliyor.

Esnaf kardeşim de, haklı olarak soruyor;

“O zaman ben de, saç tıraşının fiyatını, 3 katına mı çıkarayım?” diyor.

Böyle bir zam olabilir mi?

Böyle bir zulüm olabilir mi?

Böyle devlet yönetilir mi?

Ayıptır, günahtır.

Daha maaşını alamadan, zammı eriyen asgari ücretliler isyanda.

Zaten aldıkları üç kuruşla geçinmeye çalışan, emeklilerimiz isyanda.

Mağazalar isyanda.

Fırınlar isyanda.

Restoranlar isyanda.

Ama ilginçtir;

Sanki zamların sorumlusu kendisi değilmiş gibi, Sayın Erdoğan da isyanda…

İşi gücü bırakmış, muhalefeti, “yaygaracı” diye suçlamakla meşgul.

Zamları ben mi yaptım kardeşim?

Yahu çık, gez, gör.

Tutan mı var?

Madem bize inanmıyorsun,

cesaretin varsa, vatandaşın içine kendin çık.

Ama öyle egonu iyice şişirdiğin,

teşkilat toplantılarından, süslü açılışlarından bahsetmiyorum.

Çok uzağa gitmene gerek yok.

Mesela bir gün, Ankara’da, İstanbul’da esnaf gez.

Gez de, milletimizin hâlini gör…

Hani Nebati Bakan, “gözler çok önemli” diyor ya…

Bak bakalım, milletimizin gözünde neler göreceksin?

Değerli dava arkadaşlarım;

Tüm bu zam furyası ve elektrik-doğalgaz faturası terörü sürerken,

gıda maddelerindeki KDV oranının, yüzde 8’den yüzde 1’e düşürülmesini, olumlu karşılıyoruz.

Ama bu vesileyle, iktidarı da uyarmak istiyorum:

Bu indirim, bir defalık bir etkidir.

Yani;

yeni oranlar yürürlüğe girdiğinde,

bir defaya mahsus olarak, bazı gıda ürünlerindeki fiyatlarda,

yüzde 7 oranında bir gerileme olabilir.

Ancak bu yöntemle, enflasyon düşmez.

Çünkü enflasyon, fiyatların genel seviyesindeki artıştır.

Eğer, enflasyonu doğuran nedenleri ortadan kaldırmazsanız,

bu ay vergi düşürseniz bile, gelecek ay, fiyatlar yeniden artmaya devam eder.

O nedenle;

enflasyonla, piyasalara güven veren, kapsamlı bir program çerçevesinde mücadele etmeniz gerekir.

Bunun için kullanacağınız en önemli silah da, politika faizidir.

Ama mesela;

ekonominin dümeninde, “Politika faizini etkisiz hale getirdik.” diyebilen,

son derece parlak bir Hazine ve Maliye Bakanı varken,

enflasyonu aşağı çekmek mümkün olmaz.

Mesela;

Merkez Bankası’nın başında,

enflasyonla doğrudan mücadeleyi bırakan,

cari fazla üzerinden, enflasyonu, dolaylı bir şekilde düşürmeyi öngören,

üstün liyakatli bir Başkanı varken, enflasyonu düşürmek mümkün olmaz.

Mesela;

Enflasyonu düşürmek için, mücadele timleri kuran,

görünüşe göre, polisiye filmlere fevkalade düşkün bir Ticaret Bakanı iş başındayken,

enflasyonu indirmek mümkün olmaz.

Hele de;

Tüm bu arkadaşların başında, fantastik açıklamalarıyla piyasaları allak bullak eden,

geceleri uyku tutmayınca, bakan ve bürokratları görevden alan,

anı yaşamaya meraklı bir Cumhurbaşkanı varken,

enflasyonla mücadele asla mümkün olmaz.

Nitekim;

kök soruna dokunmadan, yüzeysel hamlelerle ilerleyerek,

bu kadar yaygın bir ürün grubunda, KDV oranını indirdiğinizde,

özellikle üreticilerde, ciddi bir KDV alacağı doğacak.

Hali hazırda, firmaların devletten KDV alacağı, 200 milyar lira seviyesinde.

Firmalara bu KDV iadeleri, zamanında yapılmıyor, bu nedenle ciddi mağduriyetler doğuyor.

Firmaların KDV alacağı, başka vergilerden de düşülmüyor.

Yani bir mahsuplaşma da yapılmıyor.

Bu boyutta bir KDV alacağı oluşması, firmaların finansman maliyetlerini artırıyor.

Bu maliyet de, doğal olarak ürün fiyatına yansıtılıyor.

Gıdadaki KDV indirimi, bu sorunu, daha da büyütecek.

KDV iadeleri biriken firmalar, bunu maliyetlerine yansıtacak.

Bunun sonucunda da, vergi indirimi nedeniyle ucuzlayan nihai ürün fiyatı,

maliyetler nedeniyle yeniden artacak.

Hatta;

Artık karakteristik bir özelliğiniz haline gelen, tutarsız yönetim anlayışınızla,

gıdadaki KDV indirimi nedeniyle oluşacak vergi kaybını telafi etmek için,

yarın başka ürünlere zam yapmanız da, çok büyük bir ihtimal.

İşte o nedenle;

KDV indiriminden, bir defalık bile olsa, olumlu sonuç alabilmek için,

Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinleyin:

Bir:

Piyasanın çok önemli bir kısmını elinde tutan, firmalarda ve zincir marketlerde,

vergi indiriminin, fiyatlara yansıtılıp yansıtılmadığını denetleyin.

İki:

KDV iade alacağı doğan firmaların alacaklarını, vakit geçirmeden zamanında ödeyin.

Üç:

KDV indiriminden doğacak gelir kaybını telafi etmek için,

saray sefanıza ayırdığınız harcamaları kısın, israfı bırakın, sakın zam yapmayın.

Eğer tutup, mazota, benzine, elektriğe, doğalgaza, gübreye, zam yapmaya devam ederseniz,

bu döngü kaldığı yerden aynen devam eder.

Bunu da aklınıza kazıyın.

Aziz milletim;

Aklı ve bilimi reddeden Sayın Erdoğan,

ekonomistlerden sonra, şimdi de,

Edison’u mezarında ters döndürmeye karar verdi.

Biliyorsunuz kendisi, geçtiğimiz günlerde,

Ak Parti iktidarından önce,

hayatımızda sadece, mum ve gaz lambası olduğunu iddia etti.

Yani, modern hayatın birçok unsuru gibi, ampulü de,

bizzat Sayın Erdoğan ve arkadaşları keşfetmiş.

Allah onlardan razı olsun.

Partisinin sembolünü ampul olarak belirlemesi de,

herhalde bu büyük buluşun, bir nişanesi olsa gerek…

Amaaa…

Gelin görün ki;

Ampulü Bulan Adam ve yönetimi,

Isparta’mızı, tam 72 saat boyunca, karanlığa mahkum etti.

3 Şubat günü yaşanan, yoğun kar yağışıyla birlikte,

21’inci yüzyılın Türkiye’sinde, bir utanç tablosuyla karşı karşıya kaldık.

Resmî rakamlara göre,

Barajlar Kralı rahmetli Demirel’in şehri, Isparta’da;

İl merkezi ve 8 ilçe merkezi ile, 188 köyde,

toplamda, 113 bin 238 abone, elektriksiz kaldı.

Hatta, bölgedeki durumu incelemeye giden,

milletvekillerimizin ve teşkilat mensuplarımızın,

Ispartalı kardeşlerimizden aldığı şikâyetler,

maalesef bu rakamın, daha da büyük olduğunu gösteriyor.

Peki tüm bunlar olurken, iktidar ne yaptı dersiniz?

Hiçbir şey.

Hatta;

Bir anne, elektriksiz kaldığı için, 2 buçuk yaşındaki çocuğunu,

ocakta su kaynatarak, ısıtmaya çalışırken,

iktidar mensupları, sıcak koltuklarında oturup,

zerre utanmadan, “2-3 günlük sıkıntı bizleri rahatsız etmedi.” diye açıklama bile yaptı.

Yani biz aslında Isparta’da,

30 santim karla bile, mücadeleyi beceremeyen bir yönetim anlayışının;

yüzsüzlüğüne, pişkinliğine ve arsızlığına şahit olduk.

İstanbul’daki karda, Mobese kaydı peşine düşenlerin,

mesele Isparta olunca, araziye nasıl uyum sağladıklarını ibretle izledik.

Yazıklar olsun.

Dava arkadaşlarım;

Isparta’mızın karanlığa hapsolmasının sebebi neymiş biliyor musunuz?

Enerji iletim hatlarındaki, “yoğun hasar”.

Evet, yanlış duymadınız.

Yani bu arkadaşlar, enerji iletim hatlarındaki “yoğun hasarı”;

anca, kar yağışı sebebiyle, elektrik direkleri devrilince tespit edebilmişler.

Halbuki hatırlayın;

Bu arkadaşlar, enerji iletim hatlarının, özelleştirme gerekçesi olarak;

ihaleyi kazanan firmaların, yani Sayın Erdoğan’ın pek sevdiği dostlarının,

alt yapı çalışmaları yapacağını,

iletim hatlarını yenileyeceğini,

daha kaliteli enerji iletimi yapacağını,

elektriğin vatandaşlarımıza, çok daha ucuza ulaşacağını açıklamışlardı.

Peki bugün ne oldu?

Bu taahhütlerden hangileri gerçek oldu?

Artık alışageldiğimiz üzere, Ak Parti iktidarının verdiği her söz gibi,

bu sözler de yalan oldu.

Aziz milletim;

Isparta’da yaşanan, bu utanç verici olay sırasında,

biz de, İYİ Parti olarak, Ispartalı vatandaşlarımızla birlikteydik.

Biliyorsunuz, Kovid-19 sebebiyle karantinada olduğum için,

bizzat bölgeye gidemedim.

Ama, Isparta milletvekilimiz, Aylin Cesur başta olmak üzere,

Mali İşler Başkanımız Ümit Dikbayır,

Denizli Milletvekilimiz Yasin Öztürk,

ve Kayseri Milletvekilimiz Dursun Ataş’tan oluşan heyetimizden aldığım bilgilerle,

an be an, Isparta’daki durumu takip ettim.

Arkadaşlarımla birlikte,

Isparta için neler yapabileceğimize çalıştık.

Bir daha, böyle utanç verici bir olayın yaşanmaması için,

İYİ Parti olarak, çözüm önerilerimizi hazırladık.

Bu doğrultuda, ilk olarak;

Isparta’nın, bir an önce, afet bölgesi ilan edilmesi için,

Meclis Başkanlığı’na kanun teklifimizi sunduk.

Ayrıca;

Yaşanan elektrik kesintilerinin, sebeplerinin tespit edilmesi,

bu kesintiler sebebiyle, vatandaşlarımızın yaşadıkları mağduriyetlerin giderilmesi,

bu süreçte, elektrik dağıtım şirketi ve kamu kurumlarının, ihmallerinin araştırılması,

ve böylesi utanç verici bir olayın, bir daha tekrarlanmaması için,

gerekli önlemlerin alınması amacıyla, araştırma önergemizi de sunduk.

Buradan iktidara sesleniyorum;

Madem, Isparta’mızın karanlığa hapsolmasına engel olamadınız;

Bari, insanımızı mahkum ettiğiniz karanlığın, yol açtığı zararlara çare olun.

Isparta’yı, bir an önce afet bölgesi ilan ederek;

oluşan zararları karşılayın.

Ayrıca, sık sık yaşanan kesintiler sebebiyle,

konut ve iş yerlerindeki, elektronik cihazlar hasar gördü.

Vatandaşlarımızı, beceriksiz dağıtım şirketinin eline muhtaç etmeyin.

Tüm bu hasarları da, devlet olarak, siz karşılayın.

21’inci yüzyılda, kabul edilmesi mümkün olmayan,

bu ihmalkârlığın faturasını da;

Ispartalı kardeşlerimize değil,

Bir zahmet, beceriksiz dağıtım şirketine kesin,

özelleştirme lisansını da, bir an önce iptal edin.

Sayın Erdoğan;

Sen duymak, görmek, bilmek istemesen de,

biz milletimizin sesi olmaya,

hakkını korumaya,

ve daima hakikati konuşmaya devam edeceğiz.

Bize inanmadığın her durumda da,

seni aziz milletimizin sesiyle yüzleştireceğiz.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz