Zootekni Bölümü: Dünyaya Tekrar Gelsem, Hiç Düşünmeden Aynı Bölümü Seçerim

0
Prof. Dr. Orhan Yılmaz

Üniversiteye başlamadan önce lise yıllarımdan başlamak istiyorum. Liseye Eylül 1976 tarihinde Atatürk Lisesi’nde “Devlet Parasız Yatılı Okul” öğrencisi olarak başladım. Lisemiz Sıhhiye ile Demirtepe bölgeleri arasında yerleşiktir. O tarihte öğrenim görmeye başladığımda, okulumuz tabiri caiz ise anarşik olaylar yönünden “arı kovanı gibi” kaynıyordu. 

1,5 yıl ya geçti ya geçmedi, Şubat 1978 tarihinde yarıyıl, biz öğrencilerin tabiri ile “15 Tatil” (iki hafta olduğundan) için bulunduğum Zile’deki baba evimde idim. O günlerin siyah-beyaz televizyonundan, bize özel bir duyuruyu akşam 20.00 haber bülteninde işittim;

Ankara Atatürk Lisesi’ni parasız yatılı olarak okuyan öğrenciler, tasdiknamelerini almak üzere acele okula dönsünler” 

Daha tatilde iki haftamız dolmadan, yaklaşık 360 öğrenci Ankara’ya okula döndük. Bizlere okul yöneticileri tarafında hiçbir gerekçe söylenmedi. Sadece tek bir cümle işittik: “Bu okuldan ayrılıyorsun, hangi okula gitmek istiyorsun?

Ben kendi şahsıma, kendimi “henüz gözleri bile açılmamış bir sığırcık kuşu yavrusu kadar masum” görüyordum. “Suçumuz ne, bizi niye bu okuldan atıyorsunuz?” diye sorduğumuzda aldığımız yanıt tek kelime oldu: “Uzatma”. Yani “Lafı uzatma, gidiyorsun işte” falan şeklinde bir cümle bile söylenmedi, sadece tek kelime yanıt.

Uzatmadım. Tokat’ta Gazi Osman Paşa (GOP) Lisesi’nin parasız yatılı kısmı olduğu için, “Ben Tokat’ı istiyorum” dedim. Daha “bir bardak çay içimi kadar zaman” geçmeden, tasdiknameyi elime tutuşturdular. Anti parantez, işlemler sürerken çay falan ikram etmediler. Ben tahminen bir bardak çay içimi süresi dedim.

Okuldan kös kös, gözlerim nemli ayrıldım. Çünkü o zamanlarda Ankara Atatürk Lisesi çok üst düzeyde bir öğrenim veriyordu ve öğretmenlerimiz çok seçkin idi. 1 gece bile yatmadan sabah geldiğim Ankara’dan ikindiye doğru ayrıldım. 

O zamanlar bizim Zile’nin tek şehirlerarası otobüs firması olan Azimkar Turizm’in 302 Mercedes Otobüsü ile Zile’ye döndüm. Zile’de pılımı pırtımı topladım ve Tokat’a gittim. GOP Lisesi’ne başladım. 

Eğitim ve öğretmenler kalitesi olarak Tokat GOP Lisesi Ankara Atatürk Lisesi’nden bir gömlek düşük idi ama anarşik ortam yönünden 3 gömlek fazla idi. Ankara Atatürk Lisesi’nde sadece sağ-sol kavgaları oluyordu ama Tokat GOP’de sağ-sol + Alevi-Sünni kavgası oluyordu. Atatürk Lisesi “arı kovanı” gibi kaynarken, GOP Lisesi tabiri caiz ise “eşek arısı kovanı” gibi kaynıyordu.

Lafı fazla sündürmeyim. Haziran 1979’da, anarşinin o “civcivli zamanı”nda, pata küte liseyi bitirdim. 

Bizim zamanımızda üniversite sınav sistemi böyle değildi. Sınava girmeden önce başvuru belgelerini gönderirken, tercih ettiğimiz okulu ve bölümü için 10 adet tercihte bulunuyorduk. Yani sınavı kazanmadan önce okumayı istediğimiz mesleği ve bölümünü önceden belirliyorduk. O zamanlar sayısal, sözel, eşit ağırlık falan da yoktu. İsteyen istediği bir alandaki okula tercihte bulunabiliyordu. Ayrıca yaklaşık kesintisiz 3 saatlik tek bir sınava giriyorduk (Sigara içenlere oh olsun).

1979’da Türkiye’de yanlış hatırlamıyorsam, 4 ziraat fakültesi vardı: Ankara, İzmir, Erzurum ve Adana. İlginçtir, o zamanlarda da bugünlerde de Türkiye’nin en büyük kenti İstanbul’da ziraat fakültesi yoktur. Ancak ziraat ile ilgili ilk eğitim kurumu İstanbul’da açılmıştır: “Halkalı Ziraat Mektebi”.

1892 yılında açılan okul, 1928 yılında kapatılmıştır. Uzun yıllar önce kapanan bu okulun arazisi günümüzde İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi tarafından kullanılmaktadır. Arazisine TOKİ konutları yapılmadığı için, mesleğim adına sevinçliyim. Çünkü 2000’li yılların sonuna doğru okul kapalı idi ama misafirhanesi açık idi, 1 gece kalmıştım. Oradaki görevliler araziye TOKİ Konutları yapılacağını söylemişlerdi. Top direkten dönmüş.

10 adet tercih yaparken ilk 4 sıraya ziraat fakültesini, ziraatın çeşitli bölümleri arasından da sadece zootekni bölümünü tercih ettim. Sebebini açıklayım;

1970’li yılların başı idi. İlkokula gidiyorum. Sık sık oyun oynamaya babamın çalıştığı Zile Pancar Bölge Şefliğine (Biz ‘Pancar Dairesi’ derdik) giderdim. Babam, unvanı ziraat mühendisi olan bir pancar bölge şef yardımcısının şoförü idi. 

Bir gün Pancar Dairesine gittim. Bahçede bir kalabalık gördüm. Şövale gibi bir sehpanın üstünde yaklaşık 1 x 1 metre ebatlarında bir yazı tahtası vardı. Yazı tahtasının yanında (tam hatırlamıyorum) bordo veya kahverengi bir deri mont giymiş, ütülü pantolonlu, saçları taralı birisi vardı. Yazı tahtasının önünde de yaklaşık 30 kişi civarında bir grup duruyordu.

Deri montlu şahıs tahtanın üzerine yazdığı/çizdiği bazı şeyleri anlatıyor, önündeki insan grubu ise tek kelime ve gürültü etmeden, o kişiyi dinliyordu. Deri montlu kişinin gür bir sesle, kendinden emin bir tavırlar konuşması ve grubun onu saygılı ve sessiz bir şekilde dinlemesinden çok etkilendim.

Babamın yanına gittim, o kişinin kim olduğunu sordum. “O fen memuru” dedi. O zamanlar pancar bölge şefinin yardımcıları olan ziraat mühendislerine “fen memuru” denirdi. Babama fen memurun mesleğini sordum, “ziraat mühendisi” dedi. 

O an karar verdim, ben bir ziraat mühendisi olacaktım. Çünkü önündeki grubun ziraat mühendisini bu kadar dikkatle dinlemesinden çok etkilenmiştim. Kendi kendime “Bu ziraat mühendisinin anlattıkları o kadar önemli şeyler olmalı ki, kafalarını sağa sola çevirmeden bile onu dinliyorlar” diye bir çıkarımda bulundum.

Sonradan yetişkin olduğumda, o deri montlu fen memurunun adını babama sordum. Onun, 1990’lı yıllarında başında Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü koltuğuna yükselecek olan “Hüseyin Avni Susurluk” olduğunu öğrendim.

1979 yılında üniversite başvuru belgelerini doldururken, gözüm hemen ziraat fakültelerini aradı. Ama baktım ki ziraat fakültesi tercih seçeneğinin altında ziraatın 13 farklı bölümü var. Bölümleri okuduğumda sadece bir bölüm ilgimi çekti: “Zootekni Bölümü” 

Zootekni” kelimesinin anlamını bilmiyordum. Hatta kelimenin sonunda niçin “k” harfi yok, niçin “Zooteknik” değil diye de kafamı karıştırmıştı. Ancak buna aldırmadım, baştaki “Zoo” kısmından bu bölümün hayvanlar ile ilgili bir bölüm olduğunu, aldığımız biyoloji derslerinden tahmin ettim. Bu da bana yetti. Hayvanlara olan aşırı sevgimden dolayı ilk tercihimleri Ankara, İzmir, Erzurum ve Adana Ziraat Fakültesinin zootekni bölümü olarak işaretledim.

1979 Temmuz ayı idi galiba, sınav sonuçlarını bildiren zarf geldi. Heyecanla açtım. İlk tercihim olan Ankara Ü. Ziraat F. Zootekni Bölümü’nü kazanmıştım. Aldığım puan 503 idi. Hâlbuki kazandığım bölümün taban puanı 448 idi. Üniversite tercih kılavuzunu kontrol ettiğimde, aldığım 503 puanın Erzurum ve Adana Tıp Fakültesi ile Ankara Siyasal ve Hukuk Fakültesi puanına yettiğini çok iyi hatırlıyorum. Ama asla pişman olmadım.

Dünyaya tekrar gelsem, tercih edeceğim bölüm tereddütsüz yine “ziraat fakültesi zootekni bölümü” olur.

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz