Hayat nefestir

0

Bilgelikle ilgili bir şeyler yazıyorum. İnsanlar umursuyor mu, bilmiyorum, ama bir kişi bile umursasa bunun iyi bir netice olacağı konusunda kuşku duymuyorum, çünkü bir kişinin bile neleri değiştirdiğine tanık biriyim.

Konuya gelirsek; bilgeliğin pek çok şekli var, bilgi, sağlık, fiziksel beceri, duyuların kontrolü veya duyuların herhangi bir alanda yoğunlaştırılması gibi ve daha pek çok şey. Hindular bunu yoga üzerinden sekiz kısma bölerler ve her kısmın ayrıca kendi içinde budaklanıp saçaklanması var.

Neden olmasın, zira her şey birbirine bağlı ve nihayetini ifade edecek olursak mutlak bir birlikten söz ediyoruz. Ama Hindularla aramızda temel bir ayrışma noktası da tam olarak bu ‘mutlak birlik’ prensibinden gelmektedir; zira biz ‘mutlak’ birlik derken şeylerin birbirleriyle görece ilişkilerini ifade ederken, Hindular o birliği ‘ben’ şeklinde ifade etmektedirler. Bu ‘ben’ ise kuşkusuz bildiğimiz manada bir ‘ben’ değildir, o her şeyin kendinde mündemiç olduğu bir ‘ben’dir.

Tabii şeylerin çelişiyor olması sizleri yanıltmasın, çünkü evrende çelişki diye bir şey yoktur, o bizim şeylere dair bir okumamızdır. Zaten Hindu bilgelerde tüm okumalarımızın o çelişkilere esas olduğunu ve çelişkiler üzerinden bir okuma geliştirirken çelişkilerin değişen hallerine bağlı kaldığımızı ve çelişki bittiğinde bizde okuma diye bir şeyin de kalmadığını söylemektedirler. Zira çelişki duyuların bir görü sınırıdır ve sınır kalktığında çelişki dediğimiz şeyde kalmamaktadır. Eski Yunan ve Roma bu durumu ‘Kaos’ diye ifade eder ki, tanımları kendimizden ibaret aldığımızda öylesi bir boşlukta yaşadığımız görüşü doğrulanmaktadır.  

Hindular, burada görü sınırımız içinde olan ve olmayan şeklinde iki farklı dünya tasvir eder ve bunlardan biriyle bildiğimiz, görü sınırlarımız içinde olan dünyayı tanımlarken, diğeriyle de bilmediğimiz, yani görü sınırlarımızın dışındaki evreni tanımlarlar. 

Yani bir anlamda Eski Yunan ve Roma Eski Hindistan ile ‘Kaos konusunda birleşmektedir; ancak Eski Yunan ve Roma ‘Kaos’u tanımlarken onu kendi anlam yıktığımız bir dünyaya çevirdiğimizi ifade ederken, Hindular bu noktayı kabul etmekle birlikte onlardan ayrışmakta, ‘Kaos’u mutlak ‘ben’in gerçek özgürlük alanı olarak tarif etme yoluna gitmektedir. 

Görü sınırlarımız içinde olmayan bir dünyanın olduğu doğrudur, bunu en azından dürbünle uzağı, gece görüşüyle karanlığın aydınlık yüzünü veya bir mikroskopla normal gözün göremediğini gördüğümüz için biliyoruz. Ama daha ne kadar küçüklük, ne kadar büyüklük ne kadar aydınlık veya ne kadar karanlık onu bilmiyoruz, bildiğimiz tüm bunların olduğu ve onlar bilincimizin gerisinde olsa da onlarsız hayatımıza devam edebildiğimizdir. 

Hindular, burada suptil, yani mikro düzeyde olanın belirli bir bilinç düzeyiyle kavranabildiğini ve bunun için odaklanmanın yeterli bir kriter olduğunu söylemektedirler. Yoğunlaşma elbette bir farkındalık yaratabilir, ama bildiğimiz bir dünyanın bilmediğimiz bir dünyayla birleşmesi ve o iki dünyanın aslında aynı dünya olduğu görüşü gerçek olsa da o dünyada yaşamak için ona o bilinç düzeyinde hazır olmak gerek. Ki Hindular burada iki dünyayı ‘ben’in arzularına bağlı farklı tezahürler şeklinde ifade etmekte; yani aslında olanın kendi istediğimiz olduğunu,  isteğimiz dışında hiçbir şeyin olmadığını ifade etmektedirler. 

Şahsen bu mantığın kendi içinde tutarlı olduğunu kabul ederim, hatta her şeyin birbirine bağlı olduğu tezini de çünkü zaten sebep sonsuzluğu söz konusu olduğunda akli olmayana itiraz hakkı da ortadan kaybolmakta, her şey bir şekilde olasılıklar sınıfına erk edilmek zorunda kalınmaktadır. Ama her şeyin bir şeyde birleşmesi ve o birleşimin merkez bir ‘ben’in tezahürü şeklinde ifade edilmesi doğrusu yeteri kadar açık değildir. Dahası, sebepler sonsuz olsa bile böylesi bir iddiayı kabul etmek için ikna olmaktan öte inanç gerek. Ve insanın inanması içinde yine ikna edilmesi gerek. 

Kuşkusuz sebepler sonsuzluğu içinde şeylerin belirli bir şeyle tanımlanması konusunda bir engel yoktur; ancak bu gerçekten öyle mi, sanırım bu sorunun cevabı açık kalmakta, cevap inanan için ‘evet’ şeklinde olsa da bu diğer insanlar için yeter bir neden değildir.

Hindu bilgeler bunu görmüyor olmamızı bizim kalp gözümüzün körlüğüne yormaktadırlar. Kalp yalnızca bir organdır ama onlara göre kalbi harekete getiren temel güç organların birliği olsa da ondan öte insana hayatı bahşetmiş bir ruh vardır ve yaşam gücünü bize gerçekte bildiğimiz manada organik halin bütünlüğü değil, o ruhun kendisi vermektedir.  Hindu bilgeler, o nedenle “hayat nefestir” der. Nefes bedeni terk ettiğinde bunu o ruhun bedeni terk ettiğine ve bu bilindik hayatta verdiği iyi bir sınav ise, evrenle bütünleşmeye, mutlak kendisi olmaya yönelmektedir. Sınav kötüyse ve ruhun kararı tekrar şansını denemek ise, yine bir beden arayışına girmekte ve böylece kendisini bulana kadar tekrar tekrar beden değiştirmektedir. 

Kuşkusuz bu nokta gözlemlenebilir olanın bittiği, inanca esas farklı bir dünyanın başladığı bir giriş noktasıdır. Ve şahsen burayı olayları tanımlarken sorumluluk gereği özgürlüğümün bittiği bir sınır noktası olarak kabul ediyorum; zira her hayat özel, her seçim bireysel ve bu nokta herkesin seçimini kendisinin yapacağı yerdir. 

……

İbrahim Yersiz

YORUM YAZ

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz